“Dünya üzerinde en çok güce sahip olduğunuz kişi kimdir? Tabii ki gelecekteki halinizdir.” diyordu bir kitapta…
Geçen gün bir konuşmaya denk geldim. Birinden bahsediyorlardı; daha siyasete girmemiş, küçük bir yerin temsilciliğini yapan birinin özel hayatını konuşuyorlardı. Ben de “Özel hayatı bizi ilgilendirmez.” dedim.
Çok sevdiğim bir bayan arkadaşım, “Böyle deyip meşrulaştırmayın Arzu Hanım.” dedi.
“Bunlar yarın bir gün bizi, memleketi temsil edecek insanlar. Siyasete girip daha da güçlenecekler. Biz artık aile olabilmiş, işinde gücünde temsilciler istiyoruz.” dedi.
O kadar haklıydı ki… Bakış açım değişti.
“Özel hayat” deyip es geçtiğimiz, görmezden geldiğimiz şey çığ gibi büyüyor, bulaşıcı hastalık gibi yayılıyor. Koca koca adamlar eşlerini aldatıyor ve yine bir kadın başka bir kadına zarar veriyor. Karşısındaki kadının kadınlığını, gururunu, onurunu ayaklar altına alıyor.
Ve bu memlekette o kadar çokmuş ki…
Ama sosyal medyada herkes melek, herkes iyi insan. Gerçekte ise rezillik diz boyu.
Geçen yazımda da yazmıştım: Kadın, kadının kurdu olmasın diye…
Biz birlik olmazsak, el ele olmazsak, hemcinsimizi tutmazsak sonumuz ne olur? Birbirimize tutunmazsak kime tutunuruz, kime yaslanırız?
Kadın, kadının hâlinden en iyi anlayandır. Peki bu anlayışsızlık neden?
Hemcinslerimi de körü körüne savunmuyorum, savunamıyorum. Ama bir yerlerde bir kadın, bir eş, bir anne üzülüyorsa sesimi çıkarırım. Bu kötülüğü yapan bir kadınsa yine sesimi çıkarırım. Aldatılan bir erkekse yine sesimi çıkarırım.
Bekâr bir adamla ya da boşanmış bir kadınla ilişki yaşamanıza kimse ses çıkarmaz. Ama diğer türlü koca bir ahlaksızlık var ortada. Bile bile, göz göre göre…
Bu toplumun, bu memleketin, bu toprakların bir normu, bir değeri var. Ahlaki kuralları var. Karı koca olmak da, sevgili olmak da iki kişiliktir; üç kişilik değil.
Sizin de bu topraklara karşı bir borcunuz var: Ahlaklı olmak.
Kimseye ahlak dersi vermek, ahlak bekçiliği yapmak haddim değil. Ama bu durum gitgide yayılıyorsa, örnek alınıyorsa, “O yapıyor, ben de yapayım.” deniyorsa, işte o zaman mesele değişiyor.
“Aldatmayan erkek yoktur.” sözlerinin arkasına sığınanlar…
“Ben böyleyim.” deyip devam edenler…
“Karım beni böyle de seviyor.” diyenlerle dolu memleket…
Ve bu, bir süre sonra sizi rahatsız etmeye başlıyor.
Bazı kadınların gidecek yeri yok. Çoluk çocukla baba evine sığınamıyor. Bazıları kocalarını seviyor; “Düzelir, geçer.” diye bekliyor ama kendisine yapılanı hiç unutmuyor. Bununla yaşamaya devam ediyor.
Yazık… Çok yazık…
“Aile yılı” diyoruz ama onu da beceremiyoruz.
Benim asıl demek istediğim, uzun lafın kısası şu:
Aile olamayanlar, bu ahlaksızlığa devam edenler bir yerlerin temsilcisi, başkanı olmasın. İleride siyasete girip daha çok at koşturmasınlar. Çünkü çoğunun amacı bu.
Böyle insanlar bizi herhangi bir kurumda, dernekte, odada temsil etmesin. Bir kurumun, bir derneğin, bir odanın başında olmasın.
İzole olsun toplumdan. Gitsin kendi köşesinde ne hâli varsa görsün. Ama başımızda olmasın. Evdekini üzüp ele iyi görünmesin. Dışarıda saygı görmesin.
Ben artık bunu meşrulaştırmak istemiyorum.
Bu memleketin güzel, iyi, aile bilinci olan insanlara ihtiyacı var. Kadınlar evlerinde üzülürken ben kapımı kapatıp üç maymunu oynayamıyorum. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” diyemiyorum.