Allah’ın seçkin tebliğcileri olan peygamberler, bu yüce görevle vazifelendirilmişlerdir. Özellikle Kur’ân-ı Kerim’de insanlığın şeref tablosu olan Hz. Muhammed Mustafa’yı tasvir ederken şöyle buyrulmaktadır:

“Onlar, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî Peygamber’e uyan kimselerdir. O, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten alıkoyar...” (A‘râf, 157)

İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak peygamberlerin temel görevidir. Bütün ümmetlerin de kendilerine gönderilen peygamberlere uymaları ve onları örnek almaları ilahî bir hükümdür. Peygamberler, Allah’tan aldıkları emirleri olduğu gibi toplumlarına iletmek ve duyurmakla görevli idiler.

Bu vesileyle peygamberlerin ümmetleri de aynı görevi üstlenmiş olmaktadır. Yüce Allah, Peygamber Efendimize hitaben:

“Senin görevin ancak tebliğ etmektir.” (Âl-i İmrân, 20)

buyurmuştur.

“İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak” şeklinde ifade ettiğimiz emr-i bi’l-ma‘rûf ve nehy-i ani’l-münker görevi; fert, aile ve toplumun güveni ile huzuru için hayati önem taşımaktadır. Hoşgörü adına toplumdaki kötülüklere müdahale etmemek, vurdumduymaz davranmak toplumun fesadına sebep olur.

Böyle bir durumda kötülüğe katılan da katılmayan da zarar görür. Söz gelimi, hırsızlık yapanı görüp “Bana ne!” diyerek gerekli müdahaleyi yapmayan, ilgilileri haberdar etmeyen kimse de sorumludur. Çünkü o hırsız bir gün gelip ona da zarar verebilir. Birlikte yolculuk yaptığı gemiyi delen sorumsuz insana oradakiler müdahale etmezlerse, gemi batar ve hepsi birlikte boğulup giderler.

Emr-i bi’l-ma‘rûf ve nehy-i ani’l-münker konusunda kadın erkek her mümin, üzerine düşen görevi yerine getirmekle yükümlüdür. Bu hususta kadın-erkek ayrımı söz konusu değildir. Nitekim Yüce Rabbimiz:

“İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın.” (Mâide, 2)

buyurmaktadır.

İnsanları Allah için uyaranların mükâfatı muhakkak ki cennettir. Onların kazançları sayılamayacak kadar çoktur; üstün faziletleriyle seçkinler üstü seçkinler derecesindedirler.

İnsanları uyandırmaya çalışanların güzel ahlak sahibi olma zorunluluğu olduğu gibi, uyarılanların da kendilerine yapılan nasihati güzelce kabul etme sorumlulukları vardır.

“Küçüğüne merhamet etmeyen, büyüğüne saygı göstermeyen, iyiliği yaymayan ve kötülüğü önlemeye çalışmayan bizden değildir.” düsturu gereğince; iyiliği emretmek, kötülükten insanları men etmek hepimizin görevidir.

Madem ki Allahu Zülcelâl bize iyiliği emredip kötülükten menetmeyi emretmiştir; öyleyse bunu yapabilmek için birbirimize sevgi ve saygı ile muamele etmemiz gerekir, öyle değil mi dostlar?

Bir kimse bize iyiliği söyleyip bir kötülük yaptığımızda uyarıda bulunduğunda, ona karşı minnet duymamız; nefsimize uyarak ters davranmamamız gerekir. Toplumun uyandırılması, zulmün sona ermesi için çalışmak en büyük cihattır.

Unutmayınız ki bugün insanlık, İslam’ın kurtarıcı tebliğine muhtaçtır. Türk-İslam medeniyetinin uzanacağı kutlu eller, insanlığın geleceğini aydınlatacaktır. Ahlaksızlığın ve zulmün kıskacındaki insanlık; Peygamber Efendimizin sunduğu ilahî mesaja muhtaç durumdadır.

Bu mesajı çağın insanına sunma görevi de bugün Türk milleti olarak bizlere düşmektedir. Tüm dünyayı aydınlatacak olan da bu mesajın nurudur. Hem dünya hem ahiret mutluluğu için insanlık bugün bizim kurtarıcı mesajımızı beklemektedir.

Unutmayalım ki bu kutlu görev artık bizim görevimizdir…

Hayırlı Cumalar dileğimle.