Hepimiz duymuşuzdur bazı çocuklar vardır… Bazen onlarla kıyaslanırız bile... Yaşlarından beklenmeyecek kadar “olgun”, “sorumluluk sahibi” ve “anlayışlı” görünürler. Çoğu zaman çevrelerinden şu cümleleri duyarlar: “Ne kadar akıllı çocuk…”,“Annesine/babasına ne güzel destek oluyor…”Ama bazen bu “olgunluk”, bir çocuğun olması gerekenden erken büyümek zorunda kalmasının sessiz bir hikâyesidir.
Bu durum “ebeveynleşme (parentification)” olarak tanımlanır. En temel haliyle bu kavram, çocuğun gelişimsel olarak hazır olmadığı bir dönemde ebeveyn rolünü üstlenmesi anlamına gelir. Yani roller yer değiştirir. Çocuk, çocuk olmayı bırakır… Ve aile sisteminde “bakım veren” kişi haline gelir.
Ebeveynleşme nasıl ortaya çıkar? Her ailede sorumluluk paylaşımı olabilir. Bu sağlıklıdır. Ancak ebeveynleşme, çocuğun kapasitesini aşan ve süreklilik gösteren bir yük olduğunda ortaya çıkar. Araştırmalar, bu durumun çoğunlukla şu koşullarda geliştiğini gösteriyor: Ebeveynin fiziksel ya da ruhsal zorluklar yaşaması, aile içi çatışmalar veya boşanma, ekonomik zorluklar, bağımlılık, hastalık ya da kayıp gibi kriz durumları. Bu gibi durumlarda çocuk, aile sisteminin devam edebilmesi için “boşluğu dolduran kişi” haline gelir.
İki farklı ebeveynleşme türü vardır. İlki duygusal ebeveynleşme; çocuk, ebeveynin duygusal yükünü taşır. Anne-babanın sırdaşı olur, onları teselli eder, çatışmalarda arabulucu olur. Bir anlamda çocuk, ebeveynin “duygusal destek sistemi” haline gelir. İkinisi ise davranışsal (araçsal) ebeveynleşmedir. Çocuk, fiziksel ve pratik sorumlulukları üstlenir. Kardeş bakımı, ev işleri, aile düzenini sağlama. Burada çocuk, adeta “evin küçük yetişkini” olur.
Ebeveynleşmiş çocuklar genellikle takdir edilir. Ama çoğu zaman görülmeyen şey şudur: Bu çocuklar, kendi duygularını bastırmayı öğrenir, “Ben ne hissediyorum?” sorusunu sormayı unutur, sürekli güçlü olmak zorunda hisseder. Araştırmalar, bu çocukların kaygı, stres ve duygusal zorlanmalar yaşama riskinin arttığını gösteriyor.
Çünkü çocukluk, sorumluluk taşımaktan çok deneyimlemek, oyun oynamak ve duygusal olarak beslenmek için vardır. Elbette çocuklarda olan empati, sorumluluk bilinci, dayanıklılık gibi güçlü yönler geliştirebildiğini de gösteriyor. Ancak burada kritik ayrım şu: Bu özellikler, çocuğun ihtiyacı karşılanarak mı gelişti, yoksa ihtiyaçları ihmal edilerek mi? Eğer çocuk kendi duygusal ihtiyaçlarını feda ederek büyüyorsa, bu durum uzun vadede ilişkilerde zorlanma, sınır koyamama ve tükenmişlik gibi sonuçlar doğurabilir.
Ebeveynlere küçük bir hatırlatma.
Bazen hayat zorlaşır. Bazen ebeveynler de yorulur, dağılır, desteğe ihtiyaç duyar.Ama çocuklar, ebeveynlerinin yükünü taşımak için değil, onların rehberliğinde büyümek için vardır. Bir çocuğa verebileceğimiz en büyük şey: Onun çocuk kalmasına izin vermektir.Ebeveynleşmiş bir çocuğu “rahatlatmak”, ona daha az sorumluluk vermekten fazlasıdır. Bu; rolleri yeniden düzenlemek, duygusal yükleri yetişkine geri vermekve çocuğa yeniden çocuk olabileceği bir alan açmaktır.
Çünkü bir çocuk, onun rehberliğinde büyüyerek gelişir.Ve belki de en önemlisi: Bir çocuğa verebileceğimiz en büyük şey, onun çocuk kalmasına izin vermektir.