“Hocam çok inatçı…”
“Söz dinlemiyor, kesin bir problem var…”
“Bu davranış normal mi, yoksa bir bozukluk mu?” Son zamanlarda en sık duyduğum cümleler bunlar. Ve açıkçası, her duyduğumda anne babaların kalbini de duyuyorum. Çünkü bu cümlelerin altında çoğu zaman tek bir şey yatıyor: “Çocuğum iyi olsun…”

Bu kaygıyı anlayabiliyorum. Ancak tam da burada birlikte hatırlamamız gereken önemli bir nokta var: Her zorlayan davranış, bir “bozukluk” değildir. Çocukluk dediğimiz şey; biraz denemek, biraz sınamak, bolca öğrenmek ve zaman zaman da zorlanmaktır. Öfke nöbetleri, inatlaşmalar, kuralları test etmeler… Bunların büyük bir kısmı gelişimin doğal parçalarıdır. Yani çocuk aslında “problem çıkarmıyordur”; büyüyordur.

Peki ne zaman “normal”, ne zaman “dikkat edilmesi gereken” bir durumdan söz ederiz? Burada üç basit ama önemli ölçüt bize yol gösterir: süreklilik, yoğunluk ve işlevsellik.

Eğer bir davranış kısa süreliyse, belli dönemlerde ortaya çıkıyorsa ve çocuğun hayatını derinden etkilemiyorsa… çoğuzaman bu bir gelişim sürecidir. Ama davranış uzun süre devam ediyorsa, giderek artıyorsa ve çocuğun ilişkilerine, okul yaşantısına ya da aile içi dengeye zarar veriyorsa, işte o zaman biraz daha yakından bakmak gerekir.

Örneğin; 3-4 yaşındaki bir çocuğun zaman zaman öfke nöbeti geçirmesi oldukça doğaldır.
Ama bu öfke; başkalarına zarar verme, yoğun saldırganlık ya da uzun süreli kontrol kaybına dönüşüyorsa, orada bir “durup düşünme” alanı açmak gerekir.

Aslında çoğu zaman gözden kaçan çok kıymetli bir gerçek var: Çocuklar davranışlarıyla konuşurlar.Henüz duygularını bizim gibi cümlelere dökemezler.
“Ben şu an hayal kırıklığı yaşıyorum” diyemezler… ama oyuncağını fırlatabilirler.
“Kaygılıyım” diyemezler… ama okula gitmek istemeyebilirler.

Bu yüzden mesele sadece davranış değildir. Mesele, o davranışın bize ne anlatmaya çalıştığıdır. Çoğu zaman bu davranışların altında; görülme ihtiyacı, anlaşılmama hissi, dikkat arayışı ya da karşılanmamış duygusal ihtiyaçlar yatar. Yani çocuk aslında “zor olmak” istemiyordur… anlaşılmak istiyordur.

Ebeveyn olarak en sık düştüğümüz tuzaklardan biri de etiketlemektir. “Yaramaz”, “hırçın”, “problemli çocuk”…Oysa etiketler davranışı değiştirmez. Ama çocuğun kendine bakışını değiştirir. Ve bazen o bakış, yıllarca onunla kalır.

Bir diğer uçta ise aşırı kaygı vardır. Her davranışta “acaba bir şey mi var?” diye düşünmek…Oysa çocuk gelişimi düz bir çizgi değildir. İnişler vardır, çıkışlar vardır. Ve her iniş, bir sorun anlamına gelmez. Belki de burada kendimize şunu hatırlatmak yeterlidir:
Davranışı hemen yargılama, önce anlamaya çalış.

Çünkü bazen bir çocuğun en çok ihtiyacı olan şey; düzeltilmek değil, duyulmaktır.