Her şeyin bir emaresi vardır. Öğrencinin kitapları, taksicinin aracı, öğretmenin not defteri, mühendisin çizim kalemleri vs. Çok fazla örnekler verilebilir bu konuda. Yani kullandığınız dil, elinizdeki alet edevat sizin kim olduğunuzu ve ne işle meşgul olduğunuzu aşikâr eder. Tıpkı hayat gibi. Neyle meşgul olduğunuz, vaktinizi nerede, nasıl ve kimlerle geçirdiğiniz sizi tarif için en kolay konumdur.

Dünya, sanki sadece başarı, kariyer ve/veya zengin olmak için gönderildiğimiz bir yer gibi algılatılıyor gösterişli görsel ya da yazılı medyada. Sanki bütün hayallerimiz en iyi arabaya binmek, en iyi evlerde oturmak ve çok iyi eğitimli çocuklar yetiştirmekten ibaretmiş gibi. Oysa perde arkasında hayata dair kaçırdığımız birçok şey olduğunu anlamakta çok geç kalmış oluyoruz. Bütün bu hayallere kavuştuktan az sonra da (bu minvalde düşünenler için) hayata dair her şey bitmiş, yapacak bir şey kalmamış gibi oluyor ve anlamsızlaşıveriyor yaşamak.

Hayat, belli süre ile verilmiş bir sermayedir. Sermayedarına düşende hakkıyla, sermayesini ziyan zebil etmeden, insan onuruna yakışan bir tavırla, hak-hukuk ve adalet gözeterek yaşamaktır. Yani sadece kazanmak için değil yaşamak içinde ömür sürmeli insan. Ancak bu şekilde sermayesine bir anlam yüklemiş ve süreli zamanına değer katmış olur. Yaşamak için ömür sürmek ilginç ve bir o kadar da içi dolu bir tabirdir bence. İnsanî ihtiyaçlarımızı karşılamak için bir gelir karşılığı belli saatlerde çalışmak evet bir anlamda yaşamaktır. Ama ömrü, başta da dediğimiz gibi belli bir süre için emanet edilmiş bir hazine gibi düşünürsek, nerde kullanıp tükettiğimiz, içine neleri sığdırdığımız bu hazineye değer kattığımızı ya da tam tersi hazineyi değersizleştirdiğimizi gösterir. Madem sonsuza kadar bir ömür hiç birimizin yok, madem dünya misafirhanesine konargöçer bir halde gelip gidiyoruz o zaman yapacağımız her şey, ömre dair her saniye çok kıymetli ve değerini bilmek elzem.

Kimin nesi olursa olsun ben keyfime bakarım da dememeli insan; çünkü bu söz her ne kadar umursamaz bir halde olduğumuzu gösterse de, hasedi ve kini besleyen sinsi bir nefis şaşırtmacasıdır aslında. Çalışmalı, çalıştığı kadarına rıza göstermeli kazandığını alnının teriyle elde etmenin haklı gururunu hem kendi yaşamalı ve hem aile efradına hissettirmeli. Böylece kişi tamahtan uzak, çalışmasının karşılığı olarak verilene şükretmeyi bilen ve hayatın başka anlamlarını da görmeyi başarmış mutmain bir insana dönüşür. Bu işte, yaşamak için ömür sürmenin başka bir tezahürüdür.

Dünya için kazandıklarımız burada kalacak. Götüren olmadı olmayacak. Düşmanlık, kin, nefret, dostluk, muhabbet, saygınlık bizi gittikten sonra da dünyada yaşatacak özelliklerimiz. Şu an tükenen sermayemizin neresinde olduğumuzu bilmediğimiz için hazır fırsat varken anılmak istediğimiz özelliğimiz doğrultusunda yaşamak en akıllıca olanı. Böylece kendi ellerimizle tuğla tuğla kurduğumuz Sırçalı Köşkümüzün kandilleri hiç sönmemiş ve karanlıklar binbir emek kurduğumuz köşkten uzak olmuş olur…