Artık haberleri izlerken, “ Acaba bugün dünden daha felaket hangi olay oldu? ” diye sormadan edemiyoruz. Ve bugün de izlediğimiz onca felaketin ardından, “ Kıyamet kopacak galiba” demekten kendimizi alamıyoruz. Eyy Dünya ve eyy insanlık, her ikinizin de var olduğunuz günden beri başınıza gelmeyen kalmadı. Bakalım varlığınız son bulana kadar daha neler neler göreceksiniz.

Tarih boyunca yaşanılan onca felakete rağmen, hem yaşlanan koca Dünya, hem de Dünya’yı Dünya haline getiren sebeplerden olan insanlık, hayatta kalma mücadelesini sürdürmektedir. Şu sonsuz evrende Yüce Allah hayat dediğimiz “canlılık” mefhumunu sadece Dünya denilen gezegene bağışlamış. Onu en ince detayına kadar öyle dizayn etmiş ki, bilim insanlarının bile çoğu meselede akıllarının durduğu, algılayamadığı bir mükemmeliyette yaratmış ve insanlığın emrine sunmuş, hediye etmiş. Peki insanlık ne yapmış, kendisine sunulan bu eşsiz ve mükemmel olan hediyenin ne kıymetini bilmiş, ne de onu korumak için çaba göstermiş. Zaman geçtikçe de elindeki bu kıymetli hediye özelliğini kaybetmeye, düzeni alt üst olmaya, insanlığa yarardan çok zararı dokunmaya başlamış. Geri dönüşü olmayan bir yola girilmiş artık.

Son zamanlarda Dünya’ya verdiğimiz –ki aslında bunun sonucunda insanlık kendisi zarar görmekte, küresel ısınma, çöp dağları, atıklarla dolu denizlerimiz, doğal çevrenin imhası, canlıların yaşam alanlarının yok edilmesi …vs. gibi onca zarar yetmiyormuş gibi şimdi de bütün canlıların hayat kaynağı olan, Dünyanın nefes alma organı, herkesin bildiği tabirle “akciğerlerimizi” yok etmeye çalışıyoruz. Bu nasıl bir vicdansızlık, nasıl bir kalpsizlik? Bir ağacı yanarken gördünüz mü hiç, neler hissediyorsunuz o ağacı alev alev yanarken gördüğünüzde? Ben izleyemiyorum, bakamıyorum. Son iki haftadır ülkemizde ve bazı ülkelerde meydana gelen orman yangınları, geçmişimizi, bugünümüzü ve yarınımızı da alev alev yaktı. Çok uzun zaman içerisinde meydana gelen ormanlarımız, birkaç günde kül oldu gitti. Ne acı değil mi? Pek çok noktada başlayan bu yangınların kasıtlı olarak yakıldığı ortaya çıktı. Galiba bir ülkeye verilebilecek en büyük zarar, o ülkenin ormanlarını yok etmektir.

Haberlerde orman yangınlarının ve bu yangınları başlatan vicdandan yoksun bilinçsiz beyinlerin yanı sıra bir de kadınları hiçe sayıp, erkekliğini, güçlü olduğunu ispat etmeye çalışıp egosunu tatminde merhametten yoksun aynı beyin yapısına sahip vicdansızları da izliyoruz maalesef. Dünyanın sadece kendi etrafında döndüğünü zanneden, kadına ikinci sınıf insan müamelesi yapıp, her fırsatta onu aşağılayan, döven, ve gözünü kırpmadan öldüren vicdanla, ormana çakmağı çakan vicdan arasında bir fark görmüyorum ben. Peki şimdi gelelim asıl meseleye; bir insanı yetiştirmek en mühim mesele olsa gerek. Anne baba olarak göz nurlarımız, geleceğimiz olan evlatlarımızı yetiştirirken elimizden geldiğince kılı kırk yararak dikkatli olmaya, en başta kendine ve sonra da bütün insanlığa saygı duyan, sevgisini, şefkatini, merhametini, yardımseverliğini, samimiyetini ve daha pek çok değerleri yaşayıp karşısındakilere de yaşatması için çabalıyoruz. Bizler bugün varız yarın yokuz deyip onlara yaşanılabilir bir dünya bırakmaya, ve yaşamlarını sürdürebilmeleri için dünyaya sahip çıkıp, onu gözleri gibi korumaları gerektiğini de öğretmeye çalışıyoruz. Zararın neresinden dönülse kârdır deyip bilinçli bireyler olmalarını sağlamaya özen gösteriyoruz. Bilinçli bireyler bilinçli anne babaların eseridir. Evlatlarımızı yetiştirirken hem yaşadığı çevreye hem de insanlığa yararlı olmalarını, hiçbir canlının yaşamına son vermemeyi, sevgi dolu bir kalple nefes alıp vermeyi, insanî değerleri göstermede bonkör olmayı öğretmeliyiz. Sözüm tüm anne babalara; evlat yetiştirirken bir kez daha kendimizi sorgulayalım ve tüm bu değerleri gerçekten evlatlarımızın gönüllerine aşılayıp aşılamadığımızı gözden geçirelim diyorum. Gerek bize hediye edilen bu Dünya’nın, gerekse insanlığın devamı bu bilinçte saklı sanırım…