Seymur Verdizade
Bu Sözü Demek İçin En Az 20 Yıl Bekledim
Yaklaşık 15 yıl önce “Beni Mahcup Eden Sorular” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Üzerinden aylar, yıllar, hatta upuzun yıllar geçtiği için o yazının detaylarını hatırlamakta şimdilerde güçlük çekiyorum. Yalnızca tek bir anı dün gibi hafızamda: O dönem henüz okula bile gitmeyen kızım, günlerin birinde yüzüme bakıp o masum soruyu sormuşti: “Baba, biz neden köyümüze gitmiyoruz?”
Bu soru bana fazlasıyla tanıdıktı. Hatice’den önce, ağabeyi Şahin de sık sık karşıma geçer ve aynı merakla sorardı: “Köyümüze ne zaman gideceğiz?”
Ermenilerin rayonumuzu, köyümüzü işgal etmesinin üzerinden çok uzun zaman geçmişti. Karabağ’ın o dinmeyen acı işgalinden biz de payımıza düşeni feryatsızca almıştık. Teselliyi ise ata yurdumuz Cebrail ile sınır olan Beylagan’a gitmekte arardık; sırf o canım dağlarımızdan esen tertemiz havayı ciğerlerimize çekebilmek, biraz olsun memleket koklamak için…
Öyle bir dönemdi ki, okulların tatile girmesine birkaç gün kala öğrenciler kendi aralarında büyük bir heyecanla tatil planları yaparlardı. Elcan’ın coşkulu sesine Aylin destek verirdi: “Okul kapanır kapanmaz Gebele’ye, dedemlere gideceğim.” Ayhan ise onlardan geri kalmaz, gururla söze girerdi: “Babam beni Tavuz’a, nineme götürecek”. Diger öğrenci: “Ben bir hafta Lenkeran’da, on gün de Şeki’de kalacağım. Çünkü dedemin biri Lenkeran’da yaşıyor, biri de Şeki’de.”
Yurdu, yuvası, doğup büyüdüğü toprakları işgal altında olan göçmen çocuklar ise bu neşeli sohbetlere hiçbir zaman katılamaz, sessizce bir köşede büzülürlerdi. Dedelerinin o azametli, yıkılmaz evleri menfur düşmenin çizmeleri altında ezildiği için, onlar tatillerini daracık, rutubetli yurt odalarında geçirmeye mahkûmdular. Biz anne ve babalar ise günde en az yüz defa tekrarlanan o kahredici soruyu dinlemek zorundaydık: “Baba, biz neden köyümüze gitmiyoruz?” Uzun yıllar ömrümüzden böyle eksildi. Çocuklarımızın yüzüne bakacak yüzümüz, onlara teselli verecek tek bir sözümüz yoktu. Gücümüz ancak gözyaşlarımızı içimize akıtmaya yetiyordu...
Çocukken onları Karabağ’a götüremedik. Ama büyüdüklerinde onlar bizi Karabağ’a götürdüler. “Köyümüze ne zaman gideceğiz?” diye büyüyen o çocuklar, gün geldi asker üniformasını giyip o köyleri tek tek işgalden azat ettiler. Alnımızı açık, yüzümüzü ak ettiler...
Geçen yıl Nevruz tatilinde kızımla birlikte Cebrail’e gitmiştik. Soltanlı’nın o kekik ve yavşan kokan bozkır havasını ciğerlerimize çektiğimizde, hücrelerimize kadar gerçek mutluluğu hissetmiştik. O an kızımın gözlerine bakıp, “Kızım,” demiştim, “yakında burada yepyeni bir köy kurulacak. Çok yakında Soltanlı’nın ışıkları yeniden yanacak...”
İki gün önce Soltanlı’dan bana bir video gönderdiler. Evlerin birçoğunun duvar örümü tamamlanmış, inşaatlar yükselmişti. Önümüzdeki bayrama kadar çatısı da vurulmuş olurdu şüphesiz...
Dün amcamın oğlu Elnur telefonla aradı; sesi heyecanlıydı: “Bayramda çocukları da yanımıza alıp köye gidelim,” dedi. Telefonu kapatır kapatmaz, odasında ertesi günün derslerine hazırlanan Hatice’ye seslendim: “Kızım, eşyalarını topla, köyümüze gidiyoruz!”
Bir baba olduğum günden beri bu muazzam cümleyi kurabilmek için tam 20 yıl bekledim.
İlahi, senin büyüklüğüne, adaletine şükürler olsun!
Yüce Allah şehitlerimize rahmet eylesin. Başımızı dünyaya karşı uca ettikleri, gururumuzu geri verdikleri için gazilerimizin önünde saygıyla, minnetle eğiliyoruz.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.