Sezen Yıldırım
Muharrem Ayı
Yiğitlerin harman olduğu Yozgat topraklarında, ne zaman ki hicri takvimin yaprakları döner ve Muharrem ayı kapıyı çalar; Bozok Yaylası’nda derin bir sükûnet, köklü bir tarih ve asırlık bir yas duygusu aynı potada erir.
Tarih boyunca Selçuklu, Danişmendli ve Osmanlı mirasını bağrında taşıyan Yozgat’ta Muharrem ayı; sadece takvimsel bir başlangıç değil, tarih sayfalarından bugüne uzanan köklü bir inanç ve yardımlaşma geleneğidir. Geçmişte sancak beylerinin, dervişlerin ve oymakların dualarla karşıladığı bu mübarek ay, Yozgat’ın hem Sünni hem de Alevi-Bektaşi köylerinde yüzyıllardır kendine has bir hürmetle yaşanır.
Yozgat’ın tarih kokan sokaklarında ve köylerinde, geçmişten bugüne Muharrem ayı şu derin izleri taşır:
Bozok Yaylası’nda Kerbela Yası ve Gönül Birliği
Geçmiş yüzyıllardan bu yana Yozgat genelinde Muharrem ayı, Hz. Hüseyin ve Kerbela şehitlerinin aziz hatırasına duyulan büyük bir saygıyla başlar. Tarihte düğünlerin, eğlencelerin ve neşeli meclislerin bu ay boyunca ertelenmesi, Bozok insanının vefakâr ve hüzne ortak olan karakterini gösterir.
Yozgat’ın zengin Alevi-Bektaşi kültürüne sahip köylerinde, özellikle Çekerek, Aydıncık, Sorgun ve Akdağmadeni bölgelerinde, yüzyıllardır yakılan ocaklar, kurulan matem cemleri ve tutulan 12 günlük Muharrem orucu; geçmişin çileli tarihini bugünün kardeşlik bağına dönüştürür. Kesilen kurbanlar ve pay edilen lokmalar, bu topraklarda birliğin mayası olmuştur.
Tarihi Çapanoğlu Camii’nden Yükselen Aşure Geleneği
Osmanlı döneminde Bozok Sancağı’nın kalbi olan ve 1779 yılında inşa edilen tarihi Çapanoğlu Büyük Camii, asırlardır Muharrem ayının bereketine şahitlik eder.
Osmanlı’nın son dönemlerinde ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında, Muharrem ayının 10. günü geldiğinde bu tarihi caminin çevresinde ve Yozgat konaklarında dev kazanlar kurulurdu. Şehrin ileri gelenleri, esnafı ve hayırseverleri tarafından günlerce hazırlanan aşureler; yoksullarla, komşularla ve yolcularla paylaşılırdı. Yozgat’ın dar sokaklarında çocukların ellerindeki taslarla ev ev dolaşıp aşure dağıtması, o dönemlerin en güzel mahalle kültürlerinden biriydi.
Bozok’un Bereketli Topraklarının Aşureye Sırrı
Yozgat’ta aşure yapmak, sıradan bir tatlı hazırlamak değil; adeta tarihe ve toprağa teşekkür etmenin bir ritüeliydi. Geçmişte Yozgatlı analarımız, aşurenin içine dışarıdan hiçbir yabancı malzeme katmamaya özen gösterirdi. Kazanın içine giren her malzeme, Bozok Yaylası’nın alın teriydi:
- Aydıncık’ın tescilli nohudu,
- Yozgat ovalarının aşurelik buğdayı ve fasulyesi,
- Bağlardan toplanıp kurutulan Yozgat üzümü ve kuruyemişleri…
Bu yerel mahsuller dev kazanlarda kaynarken, içine yalnızca tat katsın diye değil, birlik olsun diye dualar okunurdu. Farklı tanelerin tek bir kazanda lezzetli bir bütüne dönüşmesi, Yozgat’ın yüzyıllardır koruduğu bir arada yaşama kültürünün en somut sembolüydü.
Netice İtibarıyla
Yozgat’ta Muharrem ayı, geçmişten bugüne bir hüzün ve sabır mektebidir.
Çapanoğlu Camii’nin minaresinden yükselen dualar, köylerde aynı hüzünle tutulan oruçlar ve kaynayan aşure kazanları; Yozgat’ın köklü tarihini ve manevi zenginliğini bugüne taşıyan en kıymetli köprülerden biridir.
Muharrem ayı, Bozok insanı için yalnızca bir matem ayı değil; paylaşmanın, sabrın, kardeşliğin ve ortak hafızanın asırlardır canlı tutulduğu kutlu bir zaman dilimidir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.