Yirmi birinci yüzyılda despot zalimler yine devrede. Dünyanın gözü önünde insanlara zulmediliyor; devlet başkanları yatağından alınıyor, Müslümanlara soykırım uygulanıyor. Bunun adına da “medeniyet” deniyor!..

Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa Birliği ve benzeri yapılar birer kukla hâline gelmiştir. Hepsi Yahudi ve Siyonizme karşı sus pus olmuştur. Hür dünya üç maymunu oynamaktadır. Mazlumların feryadını duyan yok; kadınlar ve çocuklar ayaklar altında, açlıktan ölmektedir. Bütün bunlar yaşanırken, kendilerine “medeni” dediğimiz ülkeler kör, sağır ve dilsiz rolü oynamaktadır.

Bu tiyatroyu seyreden herkes zan altındadır ve zulme ortaktır. Domuz sürüsünün kapısı açılmış, insanlık tehlike altına girmiştir. Kimin, nereye, nasıl saldıracağı belirsizdir. Gözü dönmüş sürüler sokağa inmiştir. Bu şartlar altında ülkesini seven vatanseverlere önemli görevler düşmektedir.

Partili, partisiz; sağcısı, solcusu; Müslümanı, gayrimüslimi fark etmeksizin herkes ülkesine sahip çıkmalıdır. Bu vatan bizim evimiz, yurdumuz, yuvamız ve can damarımızdır. Vatansız insan huzurlu yaşayamaz. Yaşadığı ülkeye sahip çıkmayan da insan olamaz.

Hep birlikte kucaklaşmak, barışmak, kardeş olmak; ülkemize, devletimize, devlet adamlarımıza, askerimize ve polisimize sahip çıkmak zorundayız. Birlik mesajı vermeliyiz. Hep birlikte dimdik ayakta durmalıyız. Bölücüler ve insanımızı ayrıştırmak isteyenler bizden değildir; ülkesine ihanet edenlerdir.

Madem ki aynı çatı altında yaşıyoruz, madem ki bu ülkenin nimetlerinden birlikte faydalanıyoruz; o hâlde bu ülkeyi kurda kuşa yem edemeyiz. Birilerinin kaprisi için bölücülere çanak tutamayız. Tutarsak bu ülkeye ihanet etmiş oluruz.

Dönem; bir olma, beraber olma, güç birliği yapma dönemidir. Ülkesini seven vatanseverler olarak birlik, beraberlik ve kardeşlik mesajı vermek zorundayız. Kaprisleri bırakın, düşmanlığı bırakın; kardeş olun, kucaklaşın ve ülkenize (ülkemize) sahip çıkın diyoruz. İnsanca, şereflice ve onurluca yaşamanın şartı da budur.

Yapılanlar zalimliktir, zulümdür, zorbalıktır.