İlkokul 4. sınıfta okuyordum. Bir Ramazan günü dayımla bir camiye teravih namazı kılmaya gittik. Namaz çıkışı hocaefendi, dört-beş tane de hacı amcalarla birlikte bir kahvehaneye gittik. Hacı amcalardan bir tanesi bizlere simit ve çay ısmarladı. Şurdan burdan sohbet başladı. Sohbetin sonu gusül abdestine geldi. Hacı amcalardan birisi gusül abdesti alırken besmele çekilir mi diye sordu. Diğeri çekilmez çekilirse günah olur dedi. Bir diğeri günah olmaz çekilir dedi. Bir başkası besmele çekilmez sadece Bismillah denir dedi. Diğerlerinden biri besmele ayet sayılır abdestsiz ağza alınmaz dedi. Kimi besmele ayetleri okumaya başlarken yapılan bir duadır dedi. Neticede işler iyice karıştı. İçinden çıkılmaz bir durum aldı. Sonunda vakit epey geçti. Daha sahura kalkacağız dediler. Ordan dağılıp evlere gittik.
Geçenlerde Büyük Camiimize yabancı bir yerden bir müftü geldi. Kürsüye oturur oturmaz ben öbür hocalar gibi gusül abdestinden bahsetmeyeceğim. Nasıl olsa bunu herkes biliyor. Başka konuları sizlere anlatacağım dedi ve vaazına başladı. Böyle konuşmasına ben üzüldüm. Gusül bahsini çok önemsiz olarak gördü.
Bütün ibadetlerin başı temizliktir. Temizlik olmadan hiçbir ibadet yapılmaz. Toplumda din adamına bir soru sorsak bir başkası çıkıyor daha şimdiye kadar bilmiyor muydun? Şimdiye kadar nasıl yapıyordun gibi hemen karşıdakini aşağılamaya çalışıyorlar.
Köy camisinin birinde adamın biri hocam ben sehiv secdesini yapıyordum unuttum. Nasıl olacak dedi. Bir tanesi çıktı dalga geçerek sırıtarak gel ben sana öğreteyim, bir başka tarafta oturan yanıma gel ben sana öğreteyim diye adamla bayağı dalga geçmeye başladılar. Gel çık ortaya öğret de dinleyelim desem hiçbirini bilmezler ancak açık ararlar. Camilerde vaaz edilir çoğu dinlemez yanındaki ile konuşur onu da meşgul eder. Camilerde yan oturulmaz diye hocalar devamlı söyler çoğu buna aldırmaz yan oturur. Camiye kim geliyor kim gelmiyor onun hesabını yapar. Ortaokulda okurken din dersimize Şeyhzade Ahmet Efendi Amca gelirdi. Çok güzel dersler verirdi. Gusül abdestini bizlere defalarca anlatırdı. Bilmediklerinizi, kafanıza takılanları sorun derdi. Biz onun anlattıklarından çok iyi anlardık. Gusül abdestiyle ilgili büyüklerimden duyduğum bir olayı sizlere anlatacağım. Çapanoğulları dedelerimiz Büyük Camiiyi yaparken bir işçi elinde getirdiği taşı caminin duvarına kadar getiriyor sonra geri götürüyormuş. Bu hareketini gören Çapanoğlu bu işçiyi çağırmış. Gel bakalım yavrum! Ben seni devamlı izliyorum taşı getiriyorsun geri götürüyorsun. Niye böyle yapıyorsun anlat bakayım demiş. İşçi ağlamaya başlamış. Sayın saygıdeğer büyüğüm demiş. Ben sabahleyin gusül alacak bir imkan bulamadım. Bu şekilde geldim. Böyle mübarek bir camiye abdestsiz olarak bu taşı koyamadım demiş. Çapanoğlu üzülme evladım. Sen şimdi git ben halledeceğim demiş.
Bunun üzerine cami inşaatını durdurmuş. Yakınındaki yere bugünkü çarşı hamamını yaptırmış. Ben yanlış yaptım önce hamam yapmak gerekliymiş demiş ve çarşı hamamından sonra cami inşaatına devam etmiş. Bu da bizlere temizliğe gösterilen önemi belirtiyor. Şeyhzade Ahmet Efendi Amca İmam Hhatiplere Kur'an dersi vermeye gittiğinde abdesti olmayanları bilir onları utandırmadan usulca kulaklarına: Gidin hamamda yıkanın abdestinizi alıp gelin diye harçlık verirmiş. Öbür arkadaşları da bilmemesi için bana bir gazete alıp gelin dermiş. Ben bunu bir toplantıda anlatıyordum. Tanıdık biri ben de abdestsizdim bana da para verdi git yıkan gel demişti diyor.
Söz Şeyhzade Ahmet Efendi Amcadan açılmışken onunla ilgili bildiklerimden birkaçını sizlere anlatacağım:
Bahri Dayım bir gün Çorum'dan Yozgat'a geliyor. Cumhuriyet İlkokulunun önünde arabadan iniyor. Şurdan gideyim de Şeyhzade Ahmet Efendi Amcayı bir ziyaret edeyim diyor. Dayımda nefes darlığı var. Düz yolda nefesi daralıyor. Çok zor yürüyor. Dayım içinden Ya Mübarek Ahmet Amca! Göster mağrifetini de şu hastanenin yokuşunu rahatça çıkayım diyor. Dayım bize bu şekilde anlatıyor. O anda kuş gibi hafifledim. Hastanenin yokuşunu nasıl çıktım bilemedim. Mübareke malum oldu dedi. Camiye gittim namazı kıldım. Mübarek Şeyhzade Ahmet Efendi Amcanın eline öpeyim gidip de dedim. O bana doğru geldi ve sırtımı sıvazladı. Nedir isteğin diye sordu. Dayım da en büyük isteğim sizi görmekti. Çok şükür Allah bunu bana gösterdi dedi. Şeyhzade Ahmet Efendi Amca da çok memnun oldu. Bana dua etti. Elini öptüm ayrıldım.
Bir de Şeyhzade Ahmet Efendi Amcanın ev komşusu Kamil Zihnioğlu diye yaşlı bir amcamız vardı. Ondan dinlediklerimi sizlere anlatacağım. Şeyhzade Ahmet Efendi Amca bir gün arkadaşlarıyla Çamlığa çıkıyor. Piknik yapıyorlar. Ortalık kararıyor yağmur yağacak. Arkadaşlarımdan biri Efendi Amca hava bulutlandı, yağmur geliyor, emin bir yer bulup oraya gitsek buyuruyor. Şeyhzade Ahmet Efendi Amca buna pek aldırış etmiyor. Sohbetine devam ediyor. Ortalık devamlı bulanıyor, yağmur yağma ihtimali fazlalaşıyor, tekrar birisi çıkyor Efendi Amca emin bir yere gidelim yoksa ıslanacağız diyor. Dört beş kere tekrarlıyorlar. Sonunda Şeyhzade Ahmet Efendi Amca hiç merak etmeyin. Islanmayız yağmur bulutları Yerköy'den gelir Sorgun'a doğru gider diyor. Dediği gibi de Yerköy'den gelip Sorgun'a doğru gidiyor.
Kamil Amca bayramlarda Şeyhzade Ahmet Efendi Amca'nın elini öpmeye gidiyor, devamlı bayramlaşıyor, bir bayram günü de ziyaretine gitmiyor. Hanımı bu bayram Şeyhzade Ahmet Efendi Amca'ya ziyarete gitmedin diyor. O da devamlı ben gidip onun elini öpüyorum. Bu sefer de o bana gelsin diyor. Hanımı onun bir sürü misafiri var.Onları bırakıp sana nasıl gelsin? Sen yanlış düşünüyorsun ne olur git Şeyhzade Ahmet Efendi Amca üzülür diye eşini ikna edip gönderiyor.
Daha Efendi Amcanın odasına gelmeden Efendi Amca Kamil'im yavrum gel. Ben sana gelemedim. Öbür sefer gelirim üzülme, ben seni severim diyor. Kamil Amca çok seviniyor fakat şaşkınlığını da gizleyemiyordu.
Bir başka gün de Kamil Amca Yerköy'ün Aptallar Köyü'ne gitmek için hazırlanıyor. Yola çıkacağı sırada Şeyhzade Ahmet Efendi Amca'yı görüyor. Efendi Amca köye gidiyorum. Bir emrin isteğin var mı diye soruyor. Şeyhzade Ahmet Efendi Amca da Kamil'im yavrum ordan ban bir ceviz fidesi getir de dikeyim diyor. Kamil Amca köye gidiyor, iyi bir ceviz fidesi alıyor bunu götüreyim de Şeyhzade Ahmet Efendi Amca'ya vereyim diyor. Sonra da vermekten vazgeçiyor. Böyle güzel bir fidesi kendim dikerim deyip Ahmet Efendi Amca'ya vermekten vazgeçiyor. Yozgat'a doğru yola çıkıyor Anadolu Lisesi'nin orda ineyim de dereden Ahmet Efendi Amca görmeden eve fideyi bırakayım diyor. Dereye iniyor. Ordan yukarı doğru çıkarken bir de ne görsün Şeyhzade Ahmet Efendi Amca duvarın üstüne çıkmış Kamil'im yavrum fideyi getirdin mi sağol ver de dikeyim diyor. Kamil Amca yaptığına çok üzülüyor. Bir fide için ne kadar kötü şeyler düşünüyorum diye çok pişman oluyor.
Bir gün de rahmetlik Muhsin Yazıcıoğlu Yozgat'a gideyim de Şeyhzade Ahmet Efendi Amca'yı ziyaret edeyim elini öpeyim duasını alayım diyor. Yozgat'a geliyor. Efendi Amca'nın eline sarılıyor öpmek istiyor. Şeyhzade Ahmet Efendi Amca ise olmaz Muhsin ben senin elini öpeceğim diyor. Şehitlerin elleri öpülür diyor. Efendi Amca rahmetlik liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu'nun şehit olacağını 20 sene önceden haber veriyor. Bu olay hepimizi çok gururlandırıyor.
Bir de Yozgat'tan bir hacımız Kabe'de harçlıksız kalıyor. Şeyhzade Ahmet Efendi Amca karşısına çıkıp ona harçlık veriyor. Adam Yozgat'a geliyor. Daraldım param kalmadı Efendi Amcam karşıma çıktı. Bana para verdi diyor. Onu dinleyenler de Ahmet Efendi Amca Yozgat'tan bir yere çıkmadı diyor. Bu olay da Ahmet Efendi Amca'nın kerametini göstermektedir.
Bir de Şeyhzade Ahmet Efendi Amca Medine'de Peygamberimizi ziyaret etmek için O'nun Ravzasının iç kısmına girmek için izin alıp bekliyorlar. İlgili adamlar gece yarısından sonra geliyorlar. Sadece sana müsaade edildi arkadaşların dışarıda beklesinler diyor. Şeyhzade Ahmet Efendi Amca'nın kerametleri pek çoktur. Anlatmakla bitmez.
Ahmet Amca dar-ı bekaya intikal ettiğinde cenazesini Yozgat almadı. Cenaze namazı cami dışında mahalle aralarına kadar taştı. Yollar trafiğe kapandı. Havalar çok soğuk ve karlı olduğundan insanların çoğu köylerinden gelemedi. Cenazesine liderimiz Muhsin Yazıcığlu da geldi. Bir ara ben ona yer gösterdim. Başkanım buyrun benim yerime geçin dedim. Sağol İsmail Bey dedi. Benim adımı nerden bildi anlayamadım. Ben onunla daha önce hiç karşılaşmadım. Hayret içinde kaldım.
Hepinize hayırlı ve sağlık sıhhat içinde güzel bir Ramazan Bayramı geçirmenizi Yüce Allah'tan niyaz ederim. Bugünkü anlatacaklarım bundan ibaret olup yazımı Yunus Emre'nin bir mısrasıyla bitiriyorum. Hepinize selamlar saygılar.
Yüce dağların başında
Salkım salkım olan bulut
Saçın çözüp benim için
Yaşın yaşın ağlar mısın?