Anılarla Mazideki Yozgat-14
1958'li yıllardaki çarşı esnaflarının bugün hiç birisi kalmadı hepsi rahmetlik oldu. En son Kemal DUYAR Amca vardı o da 7 ay kadar önce rahmetlik oldu.
Büyük Camiinin güney kısmında Leblebici Kel Ethem vardı. Ondan kırık leblebi alır yerdik. Bunun altında Topuzun Kemal'in dükkanı vardı. Sicim, katran, yorgan ipliği, kırnap ipliği, eski kullanılmış çivi, kara sakız, nalburiye malzemeleri satardı. Bunun yanında Muhlis BAYSALLI'nın pide fırını vardı. Kahvehane vardı, camcı dükkanları vardı, dar bir arada da kalaycı dükkanı vardı. Yukarı doğru çarşıya doğru çıktığımıza Mahmut ÖZER'in dükkanı vardı. Defter, kalemi kırtasiye, isporto, tekel malzemeleri satardı. Köşe başında Nuri TİMURAY'ın bakkal dükkanı vardı. Onun yanında Ali GEDİK'in boya malzemeleri dükkanı vardı. Yan arada Hacı Hayri'nin çok küçük bir dükkanı vardı. Burda peynir, çökelek, pastırma, çemen, tereyağı, sucuk gibi malzemeler satardı. Pastırmayı elindeki pala bıçakla çok süretli ve incecik doğrardı. O zamanlar pastırma makineleri yoktu. Hacı Hayri Amca çok temiz, dindar birisiydi. Bunun tam karşısında Behiçler'in kasap dükkanları vardı. Her iki caddeye bakan kapıları vardı.
Çarşının içinde Özsümerler'in radyo tamir dükkanları vardı. Kemal ve Ahmet ÖZSÜMER iki kardeş çalıştırırlardı. Büyük Sinema'nın hoparlörlerini bunlar tamir ederlerdi. Sonradan beyaz eşya işi ile uğraştılar. Arçelik'in bayiliğini aldılar.
Eski Üzüm Pazarı aralığında Ali ve Hacı OZAN'ın Yayla lokantaları vardı. Çok güzel tandır kebabı yaparlardı. Çarşının içinde İpeğin İhsan'ın baharat ve hırdavat sattıkları dükkanı vardı. Hamamcı Yusuf'un bisiklet dükkanı vardı. Çok güzel bisikletler getirip satarlardı. Araba şeklinde bisikletleri vardı. Çok güzeldi. Ben her çarşıya çıktığımda bu bisikletleri seyrederdim. Benim de böyle bir bisikletim olsa derdim.
Çarşının içinde seyyar araba ile ciğer satanlar vardı. Acıkan insanlar ucuz olduğu için bunlardan alıp yerlerdi. Seyyar araba ile dondurma satanlar vardı. Çarşının içinde tatlıcı dükkanları vardı. Kahvehaneler oldukça çoktu. Hepsi de dolu dolu olurdu.
Çarşının orta yerinde Ömer Rahmi'nin tuhafiye dükkanı vardı. Hamdi LEKESİZ Hoca ile beraber çalıştırırlardı. Hamdi LEKESİZ Hoca aynı zamanda Büyük Camiinin müezziniydi. Fazlı Hocam'ın da babası olur. Çok gür bir sesi vardı. Güzel Kur'an-ı Kerim okurdu.
Tol Çarşıdan aşağıya doğru inerken Karabacaklar'ın ayakkabı dükkanları vardı. Kalaycı dükkanları vardı. Erdal ve Ali DİŞLİTAŞ'ın çilingir ve kaynak işleri dükkanları vardı.
Tol Çarşıya aşağı doğru inerken sol tarafta küçük bir çay ocağı vardı. Burayı Nuri Amca işletirdi. Bu oldukça iri, şişman bir amcamızdı. Kendisine Kara Nuri derlerdi. Ağzından sigara izmariti hiç düşmezdi. Gariban, temiz kalpli birisiydi. Bunu herkes severdi. Çay ocağında üç dört tane masası vardı. Çay ocağına gelen müşterilerine çok güzel demli çaylar yapar onlarla hoş sohbetler ederdi. Çay ocağına gelen müşteriler belliydi. Babam Sıddık CENAN, şoför Feridun, ara sıra yaşlı bir hoca gelir. Bu yaşlı hocamız çocuğu hasta olanlara, ailesi hasta olanlara muska yazar verirdi. Bunlardan başka beş altı kişi daha gelirdi.
Nuri Amca çok eski yıllardaki önemli olayları bizlere tek tek anlatırdı. Eskiden bir posta arabası soyulmuş. Saray Köyü'nü geçince Argaşan yolu yakınında posta arabasının sürücüleri öldürülmüş. Katiller kaçıp gitmişler. O zamanın bir izcisi bunların izini takip ederek tek tek bunları yakalatmış. Bu olayı bizlere uzun bir şekilde anlatırdı. Anlatma yeteneği çok kuvvetliydi. Heyecanla dinlerdik.
Nuri AMCA bize bir gün çok acıklı bir hatırasını anlattı. 1955'li yıllarda çok iyi bir Müftü Efendi varmış. Herkes onu çok sever sayarmış. Büyükle büyük olur küçükle küçük olurnuş. Herkesin derdini dinler elinden geldiği kadar yardımcı olmaya gayret edermiş. Bu Müftü Efendi'nin çok güzel aynı zamanda da hafız olan bir kızı varmış. Çok güzel Kur'an okurmuş. Okuduğu Kur'an'a herkes hayran olurmuş. Bir gün bu Müftü Efendi'nin kızına aynı meslekten biri dünür gelmiş. Allah'ın emriyle kızı istemiş. Bu Müftü Efendi de kendisi gibi Müftü olan meslektaşına kızını severek vermiş.
Kızı alan bu genç Müftü kızı alıp yurt dışına götürmüş. Orda bu kıza çok eziyet işkence etmiş. Her gün dövüyormuş. Dışarıya çıkarmıyormuş. Annesi ve babası ile telefon görüşmesi yaptırmıyormuş. Bu yavrucak bu kişinin elinde ağır hastalığa yakalanmış. Telefonla görüştürmüyormuş. Telefonu açıp babana iyiyim de diyormuş. Sonradan telefonu alıp hemen kapatıyormuş. Kendi 3-4 yaşındaki çocuğu namazda önünden geçse iyice şamarlıyormuş. Daha anlatılmayacak bir şekilde bir sürü eziyette bulunuyormuş. Bir gün komşularından biri kızın babasına telefon edip kızının çektiği sıkıntıları tek tek hepsini anlatmış. Gelin kızınızı bu canavarın elinden kurtarın demiş. Kızın babası yaşlı Müftü bu durumları duyunca çok üzülmüş. Günlerce ağlamış.
Diyanet İşleri Başkanlığı bu yaşlı Müftü Efendi'ye bir helikopter veriyor Avrupa'dan zavallı hasta kızını alıp eve getiriyor. Evinde tedavi ettiriyor. Bu hanım kız ölmeden çocukları bir göreyim diyor. Zalim genç Müftü çocuklarını göstermiyor. Kız sonunda rahmetlik oluyor. Nuri Amca bu olayı bizlere ağlaya ağlaya anlatırdı. Hepimiz de ağlayarak dinlerdik.
Bu kahveye gelenlerin içinde bir de şoför Feridun Amca vardı. Gayet uzun ince boylu esmer bir amcamızdı. Kendisine Arap Feridun derlerdi. Dotge marka 1950 model bir otobüsü vardı. Bununla esnafları pazarlara götürürdü. Babam da bazen bunun otobüsünü sürerdi. Babam bunun otobüsünü usül sürdüğünde müşterilere döner Aaa biz duran taşları geçiyoruz derdi. Babam çok hızlı sürerse Aaa biz kelle götürüyoruz derdi. Babam nasıl sürerse sürsün hiç yaranamazdı. O zamanki yollar stabilize kötü yollardı. Yolda çukur kasit çoktu. Rahmetlik babam bazen bu kasitlere arabayı düşürürdü. Feridun Amca çok sinirlenirdi. Arabayı kır anasını satayım. Nasıl olsa babanın malı değil derdi. Arka koltukta bu şekilde müşterilerle konuşurdu. Babam duymazdı. Babamla arkadaşlığı çok iyiydi. Babam da Feridun Amca da Kara Nuri'nin çay ocağına giderler orda çay içerlerdi. Hoş sohbetlerini dinlerlerdi. Hepsi de rahmetlik oldu.
Bir gün Yerköy'de Feridun Amca'nın otobüsüne bindi. Otobüsü de Feridun Amca sürüyordu. Yerköy'den Yozgat'a doğru hareket ettik. Saray Köyü'ne geldik. O zamanlar Saray Köyü'nün içinden yol gidiyordu. Tahta uzun bir köprü vardı. Bu köprüyü geçince yolun iki tarafı da söğüt ağaçlarıyla kaplıydı. Arabalar bu ağaçlarla kaplı yolun arasından köye giderlerdi. Bu tahta köprüden geçip eve geldik. Köyde sağlık ocağının önünde durduk. 7-8 tane hemşireyi otobüsümüze aldık. Ordan hareket ettik. Bu hemşireler otobüste öyle kahkahalar atıyorlardı ki otobüsü inletiyorlardı. Ben böyle kahkaha atan bir bayan görmedim. Otobüs Sarayı geçti. Feridun Amca arabayı kuma kaptırdı. Araba bir sağa gidiyor bir sola gidiyor. Araba zangır zangır çalkalanıyordu. Bu kahkaha atan bayanlar kahkahayı kesti. Cin düdüğü gibi çığlık atmaya başladılar. Az evvel kahkahadan ortalığı yıkıyordunuz. Ne oldu da cin düdüğü gibi çığlık atmaya başladınız. Araba Saray'ın dışındaki küçük sarı taş köprünün sağ taraftaki taşlara çarpıyor. Taşların hepsini devirdi. Ben o sırada içimden ölüm nasıl oluyor az sonra göreceğiz dedim. Önümdeki iki koltuğun üst demirlerinden iki elimle sımsıkı tuttum. Otobüs büyük bir gürütüyle sağ taraftaki tarlaya uçtu. Bütün yolcular öyle çığlıklar attılar ki anlatmaya imkan yok. Ben en arkadaydım. Adamın biri sırtıyla arka cama iki üç kere vurdu. Camı kırdı. Oradan hepimiz dışarı çıktık. Otobüsün tekerleri havada hızlı hızlı dönüyordu.
Feridun Amca yahu arka cam nasıl olmuş da kırılmış diye cama bakıp üzülüyordu. Aynı zamanda da kara kara düşünüyordu. Kiminin kalbi sıkışmış. Kalbine elini koyup ağlıyordu. Ortalık ana baba günü olmuştu. O sırada Yerköy tarafından Yalçın ŞENOL' a ait bir Bedfort kamyon geldi. Feridun Amca'nın otobüsünü bu kamyona bağladılar. Tekerleri üzerine düşürdüler. Biz de Yalçın ŞENOL'a ait bu kamyona binip Yozgat'a geldik. Ben eve geldim kimseye bir şey söylemedim. Az sonra rahmetlik babam geldi. Bana sarıldı beni kucakladı. Beni öptü. Sevincinden de hüngür hüngür ağladılar. Rahmetlik annem herif ne oldu da oğlanı kucaklayıp öpüyorsun hem de ağlıyorsun dedi. Babam da oğlan kaza geçirmiş. Feridun otobüsü devirmiş dedi. Annem İsmail bize bir şey söylemedi dedi. O da geldi beni kucakladı öptü. Çok şükür Rabbim sağ salim evimize kavuşturdu dedi. Bu kazanın sadakasını hemen verelim dedi. Annem fakir bir komuşuya sadakayı verdi. Bugünkü anlatacaklarım bundan ibaret olup yazımı Hüzni Baba'nın bir beyitiyle bitiriyorum. Haftaya buluşmak üzere. Hepinize sonsuz saygılar selamlar.
Yozgat'ın dağları sade taş imiş
Ağlamış nazlı yar gözü yaş imiş
Rüyamda gördüm de kavuştuk sandım
Uyandım da gerçek değil düş imiş.