2009’lu yıllarda kalp hastalığımdan dolayı Yozgat Devlet Hastanesi’ne muayene olmaya gittim. Aynı zamanda da ilaç raporum bitmişti, ilaç raporu alacaktım. Hem de kontrol olacaktım.
Sabah erken vakitte hastaneye gittim. Sıramı aldım. Kalp doktorunun odasının yanında beklemeye başladım. Herkesi sırası ile içeri alıyorlardı. Sıra bana geldi. Bayan kalp doktoru beni ultrason film çekmeye, kalp grafiği ve çeşitli tahlilleri yaptırmak için ilgili yerlere gönderdi. Bunları yaptır yanıma öyle gel dedi. Dediği tahlilleri yaptırdım. Öğleden sonra üç gibi doktoruma götürdüm. Bayan doktor tahlilleri, filmleri inceledi, birden heyecanlandı. Senin sağ böbreğinde çok büyük bir taş var. Hemen ürolojiye git, çabuk durma. Daha burda mısın diye telaşlı telaşlı söyledi. Ben de korkmaya başladım. Demek durumum çok tehlikeli dedim. Doktorum ne bekliyorsun burayı? Bırak önemli değil hemen ürolojiye git diye durmadan tekrar ediyordu. Hocam ilaç raporumu ver de bir daha buraya gelmeyim desem de bayan doktor sen işin şakasındasın. Böbreğin elden gidiyor dedi.
Bayan doktorun odasından çıktım. Hemen ürolojiye gittim. Genç erkek bir doktor vardı. O gayet sakin baktı, baktı tahlillere senin sol böbreğin iyice küçülmüş üstelikte kist var dedi. Sol böbreğinden ümidini kes onu yakında alırız şimdiden kendini böbreğini aldırmaya hazırla dedi. Sağ taraf böbreğinin taşını kırdıralım ona göre düşün kararını ver dedi. Hastaneden çıktım, üzgün üzgün eve geldim. Eşim de halimden anlamıştı. Kötü bir durum olduğunu mahalledeki komşularımıza durumumu anlatmıştı. Mahalle komşularımızdan rahmetli Leyla Çiftçi ebe eşime Yozgat’ta ameliyat ettirme, nasıl olsa İsmail abimin bankasının emekli sandığı masrafını karşılıyor. Götür Ankara’da en iyi profesör doktorlara tedavi ettir dedi. Allah gani gani rahmet eylesin bize çok güzel tavsiye de bulundu.
Oğlum Yasin Hoca o zamanlar Yerköy’ün Kördeve köyünde cami hocası idi. İnternetten araştırdı. Ankara’nın İbn-i Sina Hastanesinde bir üroloji profesöründen randevu aldı. Annesini ve beni de aldı. Ankara’ya götürdü. Bu profesörün dairesine geldik. Profesör bize baktı, baktı, hanım kapalı biz de sakallıyız anladı. Hastalığımı bıraktı, siyasi konulara girmeye başladı. Eşim usulca bana bu bize diyeceğini dedi. Bundan bize hayır gelmez dedi. Öbür üroloji profesörleri hastasıyla kucaklaşıyor onlarla kol kola girerek odasına gidiyordu.
Sizi önce taş kırma ünitesine göndereceğim. Ona göre tedavi edeceğim dedi. Taş kırma ünitesine gittik, orda da çocuklara, kalp hastalarına Çarşamba günü heyet nezaretinde tedavi uygulanıyormuş. Bizi de haftaya Çarşamba gününe ertelediler. Geri Yozgat’a geldik. Haftaya Çarşamba tekrar Ankara ya tedaviye gittik. Saatimiz geldi. Bizi içeri aldılar. Heyet eşliğinde narkoz verip, taşımı kırma işlemine başladılar. Ayıktığımda yarın gel film çektir taşının kırılıp kırılmadığına bakalım dediler. O gün Ankara’da akrabaların evinde kaldık. Ertesi gün tekrar hastaneye gittik. Çekilen filmi aldık. Doktorumuza gösterdik. Taş yerinde duruyor en ufak bir kırılma olmamış, doktorumuz haftaya tekrar gün alıp gelin tekrar taşınızı kırdırın dedi bizi gönderdi. Taş kırma ünitesinden tekrar haftaya çarşamba gününe randevu alıp, Yozgat’a geldik. Bu şekilde böyle, böyle üç kere Ankara’ya taş kırma ünitesine gittik. Üçünde de taş kırılmadı. Taş kırma ünitesindeki doktor amcam senin taşın çok büyük kırılmıyor. Biz sana boşa eziyet vermeyelim sen en iyisi git ameliyat ol. Biran evvel bu taş belasından kurtul dedi.
Tekrar üroloji profesörüne gittik. Filmi gösterdik. Ordaki doktorun hemen ameliyat ol bir daha taş kırdırma eziyet çekme dediğini söyledik. Üroloji profesörü olsun dördüncüyü de deneyelim ona göre ameliyat ederiz dedi. Bizi tekrar taş kırma ünitesine gönderdi. Tekrar taş kırma ünitesinden Çarşamba gününe randevu alıp, Yozgat’a döndük. Haftaya tekrar Çarşamba günü Ankara’ya gittik. Taş kırma ünitesine geldik. Ordaki doktor, amcam sana boşa eziyet veriyoruz dedi. Mecburen beni son kez taş kırma ünitesine aldı.
Bugünkü anlatacaklarım bundan ibaret olup, haftaya kaldığımız yerden devam etmek üzere yazımı Orhan Veli Kanık’ın İstanbul’da Boğaziçi’nde adlı şiiri ile bitiriyorum. Hepinize salamlar, saygılar, sevgiler…
İstanbul’da Boğaziçi’nde
Bir garip Orhan Veli’yim
Veli’nin oğluyum
Tarifsiz kederler içindeyim.
Urumeli hisarına oturmuşum
Oturmuş da bir türkü tutturmuşum
İstanbul’un mermer taşları
Başıma da konuyor martı kuşları
Gözlerimden boşanır hicran yaşları
Edalım…
Senin yüzünden bu halim.
İstanbul’un orta yeri sinema
Garipliğim, mahzunluğum, duyurmayın anama
El konuşurmuş, görüşürmüş bana ne
Sevdalım…
Boynuna vebalim
İstanbul’da Boğaziçi’ndeyim
Bir garip Orhan Veli’yim.