İslâm’da yılbaşı, bir eğlence ya da kutlama günü değildir. Müslümanlar için esas takvim, Hicrî takvimdir ve bu takvimin başlangıcı Hicrettir. Hicret; bir yer değiştirmeden öte, imanı koruma, zulme karşı durma ve Allah için fedakârlık demektir. Bu yönüyle İslâmî yılbaşı, bir muhasebe ve tefekkür zamanıdır.
Hicrî yılın ilk ayı olan Muharrem, haram aylardandır. Bu ay; kavganın, zulmün ve haksızlığın terk edilmesi gereken, kalbin Allah’a yönelmesi istenen mübarek bir zaman dilimidir. Ancak İslâm’da Muharrem’in ilk günü veya herhangi bir yılbaşı günü, bayram olarak kutlanmaz; özel bir ibadet de farz kılınmamıştır.
Miladî yılbaşı ise Hristiyan kültürüne dayalıdır ve İslâm’da dinî bir karşılığı yoktur. Bu günün; içki, israf, taşkın eğlenceler ve haramlarla geçirilmesi İslâm ahlâkıyla bağdaşmaz. Fakat sadece takvimin değiştiğinin farkında olmak, geçmiş yılı değerlendirmek ve geleceğe dair güzel niyetler taşımak dinen sakıncalı değildir.
İslâm’ın bakışında önemli olan günler değil, o günlerde yapılanlardır. Müslüman için her yeni gün, Allah’a biraz daha yaklaşma fırsatıdır. Yılın değişmesi, ömürden eksilen bir zamanın hatırlatıcısıdır.
“Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin.”
Bu nedenle Müslüman, yılbaşı vesilesiyle değil; her gün niyetini tazeler, hatalarından dönmeye çalışır ve daha iyi bir kul olma gayreti içine girer.