Her şeye üzülen ama hiçbir şeyle ilgilenmeyen insanlar olduk. Samimiyetten uzak, ilgiden mahrum, empati yorgunu, acıya bakıp geçenlerden olduk.
Gün içinde onlarca şeye iç geçiriyor, başımızı sallıyor, “ne hale geldik” deyip yolumuza devam ediyoruz. Üzüntü var, hatta bolca var; ama temas yok. Acıya dokunmayan, sorumluluk almayan, dönüştürmeyen bir üzüntü bu. Duygusu bol, teması eksik hayatlar. Acıyla bakıp geçenler topluluğu. “Bir tür duygusal gürültü bu: kalabalık üzüntüler, yalnız insanlar; çok sesli ama içi boş.”
Psikolojik açıdan baktığımızda bu hâl, tükenmişliğin modern bir biçimi. Zihnimiz sürekli uyarılıyor: haberler, bildirimler, görüntüler, krizler… Beyin kendini korumak için ilgiyi kısmaya, duyguyu yüzeyselleştirmeye başlıyor. Üzülmek kolay; çünkü üzülmek pasif bir eylem. İlgilenmek ise emek ister. Dikkat ister. Zaman, enerji ve risk ister. Bu yüzden üzülmeyi seçiyoruz; ilgilenmekten kaçıyoruz.
Fizyolojik olarak da bedelini ödüyoruz. Sürekli kaygı, kaos hâli, kortizol seviyelerini yükseltiyor; beden alarmda ama çözüm yok. Kalp hızlı atıyor, kaslar gergin, nefes sığ… Oysa ilgilenmek, yani somut bir şeye odaklanmak, bedene de zihne de düzen getirir. İnsan bir şeye elini uzattığında, sinir sistemi sakinleşmeye başlar. Üzüntü bedeni yorar; ilgi bedeni toplar.
Toplumsal düzeyde bu kopukluk daha görünür. Herkes her şeye üzgün ama kimse kimseyle meşgul değil. Komşunun derdi başlık oluyor, insan olmuyor. Acılar paylaşılmıyor, tüketiliyor. Sosyal medyada üzülüyoruz, gerçek hayatta susuyoruz. Tepki var, temas yok. Kalabalıklar içinde yalnızlığın bu kadar yaygın olmasının nedeni de bu: İlgisiz bir empati çağında yaşıyoruz.
Bireysel ve ruhsal olarak ise içimizde sessiz bir boşluk büyüyor. Çünkü insan, ilgilendiği ölçüde anlam üretir. Bir şeye emek vermediğimizde, o şey bizi dönüştürmez. Üzüntü geçicidir; ilgi kalıcı iz bırakır. Ruh, ancak temas ettiğinde derinleşip iyileşir. Yoksa her şey yüzeyde kalır: duygular da, ilişkiler de, hayat da.
Belki de yeniden öğrenmemiz gereken şey çok basit: Daha az şeye üzülüp, birkaç şeye gerçekten ilgilenmek. Her acıyı sırtlanamayız ama bir acıya omuz verebiliriz. Her sorunu çözemeyiz ama bir sorunun parçası olabiliriz. Çünkü insanı iyileştiren şey, üzülmek değil; bağ kurmaktır. Ve bağ, ancak ilgiyle mümkün olur.
İnsan, ilgilendiği kadar insandır. Üzüntü tüketilir, ilgi dönüştürür. Dokunmadığın acı, seni de iyileştirmez.