Bugün 2026’nın ilk günü…
Takvimler değişti, rakamlar yenilendi ama insanın içi her zaman aynı hızla yenilenmiyor. Yozgat’ta sabah biraz daha sessiz başladı bugün. Sokaklar dünkü kadar tanıdık, gökyüzü alıştığımız kadar uzak. Sadece içimizde, adını koyamadığımız bir kıpırtı var. Yeni yıl dedikleri şey belki de tam olarak bu: adı var, hissi muğlak.
365 gün geçti. Peki ne getirdi bu zaman bize?
Kimi için yorgunluk, kimi için sabır, kimi için kayıp… Belki de en çok da beklemek öğretti. İnsan beklemeyi öğrenince büyüyor ama beklerken de eksiliyor. İşte o eksilen yer, tam gönül hizasında bir yerde duruyor.
365 gün sonra geldiğini sandığımız yol gerçekten yeni bir başlangıç mı? Yoksa sadece birden sonraki ikinci gün mü? Bazen düşünüyorum; biz yılları değiştiriyoruz ama kendimizi aynı yerde bırakıyoruz. Aynı kırgınlıklar, aynı suskunluklar, aynı “sonra konuşuruz”lar… Oysa zaman, konuşulmayan her şeyi ağırlaştırıyor.
Ben her duamda Allah’tan insanlar adına “umut” diliyorum. Çünkü bana göre umutsuz kalmak, çaresiz ve kimsesiz kalmaktır dünyanın en büyük fakirliği. Paranın yokluğu telafi edilir, makamın eksikliği tamamlanır ama umudun yoksa insan, kendi içinde göçük bir ev gibi kalıyor. Mevla bizleri o fakirliğin girdabından korusun.
Yozgat’tan bakınca ülke daha başka görünüyor insana. Anadolu’nun ortasından bakınca meseleler daha çıplak, daha sahici. Burada hayat, sloganla değil sabırla yürüyor. Burada insanlar büyük cümleler kurmaz ama küçük iyilikleri unutmaz. Bir selam, bir hal hatır, bir kapı aralığı… Belki de bu yüzden gönül ekseninden bakmadan ne Yozgat anlaşılır ne Türkiye.
2026’nın ilk günü bize şunu hatırlatmalı:
İnsan insana yük olmamalı, yurt olmalı.
İnsan insana dert değil, derman olmalı.
Yeni yıl deyince hep hedefler konuşulur. Daha çok kazanmak, daha çok başarmak, daha çok görünmek… Oysa belki de bu yılın hedefi daha çok anlamak olmalı. Daha az bağırıp daha çok dinlemek. Haklı çıkmaktan önce helalleşmek. Çünkü memleketin de, insanın da en çok buna ihtiyacı var.
Bugün birinci gün mü, ikinci gün mü bilmem. Ama şunu biliyorum:
Gönlünü yenileyemeyen, takvimle yenilenemez.
Kalbini onaramayan, geleceği inşa edemez.
2026, bize yeni bir şey getirsin diye beklemek kolay. Asıl zor olan, bizim 2026’ya yeni bir insan olarak girebilmemiz. Biraz daha merhametli, biraz daha sabırlı, biraz daha umutlu…
Yol uzun, zaman hızlı, insan kırılgan.
Ama umut varsa, hala her şey mümkün.