Nisanın 18’inden Ekim’in 18’inece “Yaz Çobanı”; Ekim’in 18’indende, Nisan’ın 18’ine gadar “Gış Çobanı” dutulurdu. Sürüdeki davarların sayısı 300’ü geçmeyecek şekilde ayarlanır, Aşşâa Mehle, Yoharı Mehle, Ötâaçe, Buâçe gibi gruplara bölünüp, grup grup gubaşılarah çoban dutulurdu.

Mıhdar ve ehdiyar heyeti bu senenin “Narh”ı şugatlek, Çobanın, Çelteâan, Çonanın, Çömezin azzığı, eşşâanin yeygisi, itinin yalı, zavar topu, öyünleri, üsdü-başı, sırası-süresi, yaylağı, gışlağı şu; ehmalında cezası şu, şura-bura diyi birde diğer sosyal narhlarını belirlerler, kimse o narhın ne altına ne üsdüne bi şart dahilinde çoban dutamaz ve piyaseyi garışdıramazdı. Helede Mıhdar Etemkânin Salim gibi dirayetli biriyse “Ulan Benim lafımın üsdüne gonuşacah adamı bızaladırım ben; Hadi erkâase piyaseyi garışdıracah bi dümbük çıhsın n’orüyom bi gorün” derdi.

Rıfat Çakır (1)-1

Tabiiki Alcı Koyü eşsiz cömertlikte eli açık, sofrası bereketli, hanedan gapılarla doluydu. El altından herkes belirlenen narhın haricinde, ağalığın asaletine yahışır artı sosyal hahlar sağlar, davar başı gaç çiniğe annaşırsan o temel hakkın dışında bide gunnük ekmâa-aşı, ayaggabısı, goyneâa, mintanı, keçesi, kürkü, azzıı, döşşâa, minderi, gabı-gacâa, semeri, ipi, tortu, yal tasları, eşşâanin meşin gotlüğünden dut, ziggesine gadar alayıcııda düşünülerek gendi çobanlarını ihya ederlerdi.

Mesela arazide soğuhda, iside, gecede, dipide çobanın yünden keçesi olur, Kepenek yapıp yatar yada eyâasinin üsdüne yanazlamasına yatardı. Ya da dike yamaç bi yerde keçe omuzunda, isli çaydannıh önünde, itleri yanında keyifle çayını içer geçiyi, şişâa, tohluyu, cıbayı, iti, eşşâa tagıgat ederdi.

Bide “Kürk” alırlardı. Kürk davara “Gün Aşırıldığı” güz mevsimi yağmır-yaş, soğuh-isi, talan-boran anında omuzuna dahdıı en mıhatolunacah muazemeydi.

Çoban eşşâanin semerine habenin üsdünden ucdan uca ip gerer; eyice bekidir, bide eşşâan garnından belli dolıyarah germeç yapar, keçesini, kürkünü, sahosunu, diynâani, guşşene-gazan-gade-çaydannıh tüm ötebetesini sağlama alırdı.

Çobana, çeltâa, çonıya, çömeze 3 goyun başına bi gün düşecek şekilde zabah ve ahşam ekmâa verilir, öğlen azzıınada 3 bukümden az olmamah gaydıyla ekmek düzlenir, sitil yada guşşeneynen aş, gatıh gonurdu. Yani 3 buküm ekmek 15 dene ekmek eder. 15 ekmâa bi çoban nası yiyecek diyecâaniz. Nası yirse yisin sanane.. Onun Çeltâa var, Çonası var, Çömezi var, itleri var, eşşâa var, geleni olur, gideni olur, aminim yazıda diyi onun gahamı, hısımı, dosdu, ehbabı, geleni-gideni olmıyacahmı?.

Rıfat Çakır (7)

Hatta itlerine Arpa zavarından top yapılır ayrı bi azzıh gonurdu. Bilirsiniz o zavar topu sulandırılıncı yal oluyo. Bazı itler yal olarah yir, kimi it gatı arpa zavarını top olarah yir, norecean, sen vazifeni dölekcâne yap, adamın ötesini-betesini ganahatlice go.. Gurbannar olduuum o gariplere ne gatlek verirsen misliynen doldurur geri yerine gor.

Davar Mayısın onbeşinden, 11’inci ayaca arazide yatar, künde öylen saaplarına daadılır, horanta yitiğini arar, yadırgısını seçer, davarını sağar, guzusunu goyurur emişdirir, ilkindi ezeniynende çobanına sürer işine bahardı.

Elleham siz bu çoban dutma, gün kesme, azzıh goma, davar sağma, yadırgı seçme, guzu emişdirme, gapıya guverme, yazıya sürme gibi gunnük işleri böyle rutin ve sıhıcı sanıyonuz iiii..

Vay yavrum vay.. Dünyanın en datlı şenlikleridir Çoban Bayramları. Hadi ben size nası annadıyım o Saya Gezme” geleneklerini.

Saya Gezmelerinde 8-10 genç denişik denişik asbaplar giyip, davul-zurna eşliğinde sohah sohah gezer, doğaçlama oyunlar ve tekerlemeler eşliğinde her gittikleri evden yağ, bulgur, sızgıt, para, yımırta toplardı. Heçbi ev bu oyuncu gençlerin isdâani çevirmez, cömert ikramlar sunardı. Bu oyun ekipleri davul-zurna eşliğinde gezer, bulamazlarsa teneke çalarlardı. Seslerini daha çok duyurabilmek için ellerinde çan, tohurdah, tıhırdah filanda olurdu. Bu palalı-pırtılı assaplar, bağrış-çığrış yaygaralar ve kömürle-garayla boyalı yüzlerden guccük uşahlar bek gorhar, gıyıdan gırandan patlah gozleriynen saklanırcasına Sayacıları kişifler, yinede adrenalini yüksek bu alencelere ilgi duyar, uzah durmazlardı.

Rıfat Çakır (4)-1

Saya oyunları çok çeşitliydi. Mesale bu oyunların her bölümünde eli-yüzü boyalı, boyunlarında çan-tohurdah-tıhırdah dahılı üçer-dörder kişi olur, hem korkutur, hem alendirirdi. Üst-baş bu şekilde mehle aralarına girer, çan, davul, teneke, tohurdah-tıhırdah, bağrış-çığrış gürültü-patırtıynan gapılara vurur, koro halinde şöyle tekerlemeler söylerlerdi.

Saya, saya sallı baya.

Dört ayağı nallı baya,

Saya geldi duydunuz mu?

Selam verdi aldınız mı?

Bay bayadan bayadan,

Sular akar kayadan.

Bööö dedim meledi.

Önüne koydum yaladı.

Göğül göğül göğüldesin,

Güğümlerin çağıldasın.

Bir iki de bir iki,

Ver ver diyen ablanın,

Tas perçemli oğlu olsun,

Verme diyen ablanın,

Kel başlı kızı olsun...” denilirdi. Ya da

Sayacı geldi duydunuz mu?

Selam verdik aldınız mı?

Ya verin hakkımızı,

Ya kırarız kapınızı. Denilirdi..

Rıfat Çakır (5)-1

Şimdi diyacâanizki “Ula senin yaşın-başın gaçda bizi uyuduyon. Sen nerde gordün Saya gezmesini, ne biliyon Goç Gatımını, itin yalını, eşşâan gotlüğnü..”

İ-gardaşım ben Rıfat ÇAKIR’ın oğluyum. Millet boynu gırafetli ekabirlerinen, ensesi galın siyasetçi, bürokrat, yalan-dolan akademisyenlerinen, fırdöndü zenginlerinen, godaman ağlarınan, gosdahlı paşalarınan gonuşur, benim Babam nerde bi genetiği bozulmamış orijinal köylü, nerde bi derdini tasasını soöyerek annadan, her lafını gonülden gonuşan, şapgası köşeli, ciğerden muhabbetli garibi-gûrebası gönül adamı varsa alayıcıınıda evimize, bahçemize toplar sufra serdirir, banada ahşamaca hızmat etdirir. Dinime-imanıma onnarın anılarını dinneyi dinneyi tiii 1970’li yılların adamı ve müpdelası oldum, Norüyüm...

Tabiiki Sizleride alayıcığnızıda bizim Temmeli’deki, Lalahan’daki ve Kayaş’taki bahçelerimize can-ı gönülden davet ediyom. Zatin babamın bigün misafiri gelmesin, o gün zabahaca uyuyamaz, afra-taframı yapıyonuz norüyonuz diyi habire bize kahıç kahar. Zatin O yalınız başına heç yemek yiyemez. Cemri cümlenizi gönülden bekliyoh haberiniz olsun..

Evet Güzel insanlar. Ben hiç görmedim ama o samimi köy havasında, köylü gönlünde o neşeli muhabbetli günlerin analizini dilimin döndüğünce birde ben yapayım.

Rıfat Çakır (3)-1

Babamın değişik illerde sunduğu kültür programlarında Seyirlik köy oyunları kapsamında dramatizeleri yapılan ve çok değişik varyantlarına rastlayıp severek hayranlıkla izlediğim “Saya Gezmesi” oyunlarını birde ben anlatmak istiyorum Sizlere.

Orta Asya Şaman kültüründen gelen Koç Katımı, Döl Dökümü, Yünüm-Koyun Yüzdürme, Ayıcı, “Saya Gezme”, “Saya Bayramı”, “Sayıl”, “Koyun Yüzü”, “Davar Yüzü”, “Kuzunun Tüyü Bitti”, “Köse”, “Yılbaşı”, “Körkü”, “Çan Sallama”, “Kış Yarısı”gibi adlarla anılan bu günlerin tamamına Anadolu’da “Çoban Bayramları” deniliyor.

Saya değişik anlamlara geliyor. Ayakkabının yumuşak olan üst bölümüne, kuzular koyunların karnında yüz günlük olduğunda çobanların yaptığı törenlere, yayla ve kırlarda hayvanlar için yapılan üstü samanla örtülü yerlere, kadın giysisi, iş önlüğü gibi argümanlara da saya deniliyor.

İnsanoğlu, tâa ilk dönemlerinden beri doğadaki değişimleri sürekli gözlemiş; bu değişimleri açıklamak ve kendi lehine çevirmek için çaba harcamıştır. Doğadaki değişimlerin zararlı etkilerinden korunmak, yağmur yağdırmak, güneşi çıkarmak, hayvanların üremesini sağlamak, bolluk ve bereketi arttırmak için içerisinde bazı işlem ve ritüellerin de yer aldığı türlü türlü törenler düzenlemiştir.

Koç katımı geleneği içerisindeki inanışların çoğu dikkat çekicidir. Mesela; Katımdan önce koçların üstüne erkek çocuk bindirilirse kuzunun erkek olacağı, kız çocuk bindirilirse dişi kuzu olacağına inanılır. Koçlar katım için götürülürken yolda erkeğe rastlanırsa kuzunun erkek, kadına rastlanırsa kuzunun dişi olacağına inanılır. İlk olarak sürüye katılan koç bir kara koyun seçerse kışın yumuşak, ak koyun seçerse şiddetli geçeceğine inanılır. Koç katımının ardından sürü içinde boş kapla dolaşmanın koyunların sütünü azaltacağı inancı hakimdir.

Birde Saya Gezmesi Oyunları varki, korku, neşe, heyecan, bereket, cömertlik yarışı vs. gibi birçok güzellikle yüksek adrenalini bir arada barındırır. Saya Gezmesi ekibi Keçekülah, Manici, Değnekçi, Siyah Ayı, Beyaz Ayı, Tefçi ve Torbacı isimlerinde 7 esas oyuncudan kurulur.

Rıfat Çakır (3)-1
Keçekülahın başında keçeden bir külah, belinde kuşak ve kama, başında Türkmen poşusu, elinde de maşa olur. Oyunu genelde o düzenler. Seyirci ve oyunculara gerekli komutları verir, gidilecek evleri belirler. Toplanan yiyecekleri pişirtip beraber yenmesini yine o sağlar.

Manici ev sahibinin durum ve davranışına göre maniler söyler. Ev sahibi kapıda bekletirse veya hediyeyi az verirse taşlamalı maniler söyler.

Tefçi manicinin ezgisine göre tefini çalar.

Değnekçi, keçekülahın yardımcısıdır.

Torbacı verilen yiyecekleri toplar, torbasına kor.

Siyah ayının yüzü siyaha boyanır. Siyah gömlek ve don giyer.

Beyaz ayı ise beyaz gömlek ve beyaz don giyer. Oyun esas ayılar üzerine kurulur. Ayılar hem mahalli oyunlar oynar ve hem de keçekülahın komutu ile türlü muziplikler yaparak seyredenleri güldürürler.



Ayımın gözleri humar Şekerim var ezilecek
Birini açar birin yumar Tülbentlerde süzülecek
Ablasından bahşiş umar Ver ablası bahşişini
Dön gücük ayım dön Çok kapım var gezilecek
(gücük: Kuyruksuz)

Hey hayadan hayadan Yağan yağmur mu kar mı
Yılan akar kayadan Gönlün ferah mı dar mı
Açlığımızdan değil Ben burada ne çekerim
Töre kalmış sayadan Acep haberin var mı

Rıfat Çakır (2)-1
Ayım öldü duydunuz mu
Cebine harçlık koydunuz mu
Derisini soydunuz mu
Dön gücük ayım dön


Oğuz Boylarına mensup Yörüklerin yerleştiği her mekanda bu oyunlar farklı varyantlarda oynanıyor. Yukarıda da belirttiğimiz gibi ağırlıklı olarak koç katımından sonraki 100. gün başlatılır. Bu tarih genel olarak Zemheri ayının ortalarına denk gelir. Köy gençleri toplanır. İçlerinden seçtikleri üç genci Çoban, Arap ve Gelin kılığına sokarlar. Çoban kıyafetindeki Köseye keçeden yapılma aba veya kürk giydirilir, takma sakal, bıyık takılır ve belindeki kuşağa tohurdah, çan ve zil bağlanarak eline uzunca bir deynek verilir. Arabın yüzü kül ile boyanır ve başına da telek ve çiplilerden bir başlık konur. Eline bir tef verilir. Gelin kılığına sokulan gencin başına yazmadan bir örtü ile uzun kollu entari giydirilir. Ayrıca, gençlerden birkaçına da toplanacak yağ, bulgur vs. koymak için heybe, torba ve helke verilir. Akşamdan sonra köyün bir ucundan başlanarak evler teker teker dolaşılır. Dolaşma esnasında hep bir ağızdan şu türkü söylenir.


Kınalı koç mor koyunu aşılar
Zemheri ayazı her yer ışılar
Sayaya çıkmış da obadan yiğitler
Haberiniz olsun konu komşular

Vardıkları her evde çeşitli oyunlar düzenlenir. Avluya girişte şu maniyi okurlar.
Sayacı geldi duydun mu
Köseyi gelini gördün mü
Niye geldiler sordun mu
Bulgur yağ ekmek verdin mi

Köse dediğimiz çoban kılığındaki erkek, hane sahibinden bahşiş almak maksadıyla yalancıktan yere yatar, bayılır. Arabın çaldığı defin eşliğinde Gelin kılığındaki arkadaşı, başında şu türküyü söyler;


Köse oğlan yatar uzun
Benim ağam iki gözüm
Ablama sözün geçerse
Heybeye koy iğde üzüm


Kösemin gözleri humar
Birin açar birin yumar
Uzanmış yerde yatıyor
Ağasından bahşiş umar


Koyunun çift kuzulasın
İneklerin buzalasın
Bulgurunan yağ verirsen
Mayaların yavrulasın


Kırık kağnının kayışı
Gelir gıvrışı gıvrışı
Kalkalım kösem kalkalım
Ağamdan aldık bahşişi


Yekin köse oğlan yekin
Toza battı samur kürkün
Tasalanıp gayret çekme
Ayağa kalk doldu yükün


Ambarına buğday dolsun
Ablam çift oğlan doğursun
Müsaade alıp gideriz
Ağam hanen kutlu olsun


Hane sahibinin verdiği bahşişten sonra ayağa kalkmaya “Oğlan Canlandı” veya “Köse Canlandı” tabiri kullanılır. Elde edilen bulgur ve tereyağıyla büyük bir kazanda pilav pişirilir. Toplanan diğer erzaklar, büyük sinilerin üstüne konur, yenilir, içilir, sabaha kadar eğlenilir.
Topluluk her eve vardığında hane sahibinin hoşuna gidecek türküler söyler. Bunlardan bazılarını arzediyorum.


Evine vardım da yeşil bağ gibi
Bir çift kızı var da doğan ay gibi
Oğlunu sorarsan burma bıyıklı
Yanında duruyor karlı dağ gibi

Evinin önü de bir derin kuyu
Dünyada bulunmaz ağamın huyu
Ablam üç eteği giymiş salınır
Boğazına takmış mavi boncuğu

Devamında dualar edilir:
Veren evler şen olsun.
Yağ verenin davarı dişi olsun,

bulgur verenin davarı erkek olsun
Gümbür gümbür yayasın
Fosur fosur sağasın
Şu oğluma şu kızıma diyesin

Saya Gezmelerinde en çok rastlanılan seyirlik köy oyunları “Köse Oyunu”, “Arap Oyunu”, “Kız Kaçırma”, “Halı Çırpma”, “Gotü Ağri”, “Şapıdım Şaplah”, “Gağnısı Gıcılıyan”, “Arısı Vızılıyan”, “Tosunu Kahan”, “Horuzum Ötmez-Bosdanım Bitmez”, “Anırırken Gıcılıyan Eşşek”, “Köyün Guzeli”, “Sapın Sapın At Parladı”, “Cinni Cennet”, “Korün Aradığı”, “Gabara Cücüğü”, “Kül Tozutduran”, “İnneci Baytar”, “Gulah Gımçıtma”, Sağar Lâlek”, “Şemşinin Gişisi”, “Cinni Goç”, “Got Atan Eşşek”, “Çağmeçli Düdük”, “Guduz İt”, “Buğalek Dutma” vs. gibi doğaçlamalı ve dramatik köy seyirlik oyunları çıkarılır ve o günkü oluşturulan ekiplerle tamamı doğaçlama oynanır.

Bazı yerlerde de Saya gezme törenleri üç aşamalı olarak yapılıyor. Birbirine benzesede isimleri değişik türlü oyunlar oynanılıyor. Babam Rıfat ÇAKIR Ereğli’de Oğuz Dulkadiroğulları Bekdik Türkmen Şölenini sunarken bende onunla Konya’ya gittim. ODBEKTER Derneği Saya Gezmeside canlandırdı. Oyuncular ilk aşamada “Dede Oyunu”, “Şişman Oyunu” gibi büyüsel nitelikli seyirlik oyunlar sergiledi. İkinci aşamada seyirciler, oyuncular ve yörenin çobanları çalgılar, türküler maniler eşliğinde ev ev gezip yiyecek topladılar.

Senaryoda köyün çocukları toplanıp içlerinden birini çoban seçiyor, onun yüzünü isle boyuyor, başına keçeden bir külah, üstüne irili ufaklı çan takıyorlar. Kovulacak olan kışın sembolü olan çobanla kılavuzu maniler, türküler söylüyor, sayacılar ev ev geziyor, yiyecek topluyorlar. Durdukları evin önlerinde şöyle maniler söylüyorlar;

Her hayadan hayadan

Yılan bakar kayadan

Acımızdan gelmedik

Töremiz var sayadan

Sayacı geldi duydunuz mu

Selam verdik aldınız mı

Ya verin hakkımızı

Ya kırarız kapınızı”

Şölen-tören karışımı bu bayramda söylenen manilerin ve toplanan yiyeceklerinher haneye bereket ve uğur getireceği vurgulanarak bir çeşit kutsamada bulunulup, armağan verilmesi hatırlatılıyor. Vermeyene sonucun iyi olmayacağı uyarısıda yapılıyor.

Saya töreni esnasında çobanların ev ev dolaşıp yiyecek toplaması töre gereğidir. Bu töreler ilkel toplumlar zamanından beri yaşamı kolaylaştırmak için doğayla iyi geçinmek gereksinimine yönelik olarak yapılan uygulamalardır.

Üçüncü aşama toplanan yiyeceklerin birlikte yenmesi, çobanların aldıkları hediyeleri paylaşması biçimindedir. Burada oynanan seyirlik oyunlarda, en önemli motifler doğanın canlanmasını, kışın kovulup baharın gelmesini simgeleyen ölme-dirilme ve kız kaçırma motifleridir. Kızların kaçırılması, seyircileri öpmeleri gibi motifler üremeyi, doğanın canlanışını tasvir ediyor. Bazı oyunlarda bu motif çiftleşme motifiyle birleşirken, iki oyun da “saya gezme” adı altında, hayvanların bol üremesi, doğayla iyi geçinmek, barışık olmak amacıyla, bir anlamda büyü yapma amacında oynanıyor.

Babam Rıfat ÇAKIR Kırşehir Kültür günleri programını sunarken yine yanındaydım. Ordada Saya Gezmesi canlandırıldı. Kırşehir Kent Konseyi Başkanı Tahsin ÜÇGÜL’e bu geleneği nasıl uyguladıklarını sordum. Dedi ki; “Köylerimizde Şubat ayına girildikten sonra köy sakinlerinden 15-20 kişinin organize etiği “Saya Gezmeleri” ne akşam yemeğinden sonra başlanırdı. Sayacı başı büyük beden bir elbise giyer, içine çul çaput doldurulup şişman hale getirilir, yünden sakal, bıyık yapılır, belindeki palaskaya da büyük bir çan bağlanılıp oynatılırdı.


Sayacı başının yanında bir erkeğe de kadın elbisesi giydirilir, gelin rolü verilirdi. Bir diğer erkeğin eli yüzü sobanın isinden alınan karalarla boyanır, zenci hale getirilirdi. Sayacı başı rol gereği yanındaki gelini etrafındakilerden korumak için mücadele verir, ziyaret ettikleri bir evin önünde bayılır düşerdi. Diğer gruplar sayacı başını ayağa kaldırmak için gelini ortaya alırlar, kaşıkla bir süre oynatarak hep birlikte şu maniyi söylerlerdi.



Saya saya sallı bey
Dört ayağı nallı bey
Saya geldi gördün mü?
Selam verdi duydun mu?
Karabaş koyunu verdin mi?
Dam üstünde bulunduruk
Geze geze yorulduk
Yağ veren ablanın
Altın başlı oğlu olsun
Keş veren ablanın
Kel başlı oğlu olsun
Kırklığı aldım elime
Kırktım kırpık belini
Anaları da aldı mı dölünü
Bir’in bin olsun
Sayacı geliyor sayacıya
İnci boncuk takılsın
Sayacının karısına
Karası kına diye yakılsın…

Bu “Saya Gezmeleri”nin yapıldığı yıllar Anadolu’nun her köyünde en az beş sürü olurdu, her sürüdede en az 300 koyun bulunurdu. “Saya Gezmeleri”nde köyün ileri gelenleriyle gençleri köy meydanında toplanarak “Geleneksel Saya Gezmesi”nin programı ayarlanılır, asla büyüklerin sözlerinden çıkılmaz, vedikleri direktifler harfiyen uygulanırdı.


Davullu-zurnalı her grup oyunlar oynar, halaylar çeker, alkış, nara ve deh deh sesleriyle köy sokakları kar-kış demeden ev ev dolaşılır, toplanan yağ-bulgur ve nevaleler için ailelere teşekkür edilir, yeni senenin hayırlar getirmesini dilerlerdi.


“Saya Gezmeleri” tamamlandıktan sonra köy meydanında ateşler yakılır, Sinsin oynanılırdı. Sinsin yiğitlik, mertlik anlamına gelir, ateşininin etrafında mendil sallayıp dolaşılarak bir süre oynanır, sonra kenara çekilir ve diğer arkadaşlarını Sinsine dahil ederlerdi.


Gecenin ilerleyen saatleride olsa Sayacılar topladıkları bulguru yağı bir evde pişirip yerler, eğlenceleri sabaha kadar güle oynaya devam ederdi. Ertesi gün ağıllarda koyun-keçi, kuzu-oğlak sesleri birbirine karışır, bu üreme, bereket ve tabiat coşkusunu baharın müjdesi sayarlardı.

Asaletli Türk Kültürü ve geleneklerinden biri olan Saya Gezmeleri Kırşehir ve civarında Şubat ayında gerçekleşirdi. Maalisef oda unutuldu ve teknolojiye yenik düştü. Televizyon ve bilgisayarın olmadığı günlerde köy odalarında gerçekleştirilen o yarenliklerin tadını ben nasıl anlatayım. Şimdi herkes internet ve cep telefonu bağımlısı olmuş. Komşuluk dahil her muhabbet öldü gibi. İnsanlar biraya gelemiyorlarki zaten.” Dedi.

Tahsin ÜÇGÜL tam bir kültür ve gönül insanı. Yetkin ve donanımlı bir değer. Birçok programda biraraya geliyoruz. Şehirlerimizin kültürü %98 birbiriyle uyumlu. Aynısının tıpkısı gibi nerdeyse.

Aslında bu dramatik köy seyirlik oyunları komedi ve eylenceden ziyade geçmişten tecrübelerde yansıtıyor. Dağ-taş, toprak-su, yani tabiattan geçinen bizlerin başta mevsimsel süreçleri ve tüm seneyi takipleri, yaşanan kuraklık, afet, bolluk- kıtlık sebeplerini araştırıp, geleceğe alınan tedbirleri, saygı ve hürmete dayalı büyük-küçük hiyerarşisiyle töre ve geleneklere özden bağlılığı, sadakatli inanç, samimi ibadet idamesi güzergahında bir algı tesis edip Allah’ın rızasını kazanma gayretindeler.

Saya Gezmesini birde şöyle anlatayım. Ağustos’un sonu yada Eylül’ün başında koçlar koyunlardan ayrılır. Aralığın başına kadar iyice beslenir. “Gatım Zamanı” geldiğinde koçlar kök boyası ya da kınayla boyanır. Boyunlarına allı-güllü ipler, iğde, gôo boncuk, muska, hameyli, boynuzlarına elma-ayva-nar takılır. Süslü koçlar kapatıldığı yerden çıkarılırken sırtlarına erkek çocuklar bindirilir, sonra sürüye katılır. O gün ve koç katım süresine denk gelen tüm günlerde türlü türlü şenlikler yapılır.

Koç katımından tam 100 gün sonra, yani ana karnında kuzunun tüylenip, canlandığı varsayılan gün Çoban ve arkadaşları “Saya Gezmesi” yapar. O güne “Davarın Yüzü” denir. Zaten “Saya” “Yüz” demektir. Saya Gezme ve Koyun Yüzü kelimeleri ”Koç Katımının 100’üncü gününü işaret eder. Bunun üstüne koyunun 50 günlük gebeliği esnasında kuzunun tüylenip canlanması “Davarın Yüzü” diye adlandırılır, Kasım ayından itibaren bu süre 150 gün olunca “Yaz Belli, Kasım Yüzelli” derler. Bahar ve bereket doğumlarla şenlenince “Geldik Yüze, Çıhdıh Düze” diye umut dolu sözlerle yaşam sevinçleri katlanır.

Saya eylenceleri çobanın öncülüğünde ve gece yapılır. Köse Oyunuyla başlar. Kapı kapı tekerlemeler eşliğinde dolaşılır, yiyecek ve bahşişler toplanır.

Kuzuların doğmaya başladığı günlereyse “Döl Dökümü” denir. Koyunların 150 günlük gebelik dönemi bitmiştir. Döl dökümü başlamadan bazı tedbirlerde alınır. O günlerde evden kimseye ateş ve tuz verilmez. Yine bu bereket ve doğum günlerinde çoban sürü sahiplerini dolaşır ve bahşiş alır.

Babam diyorki; “Yani ilki Kasım ayında, ikincisi ise Şubat ayının başında olmak üzere senede ikikere Saya Gezmesi yapılırdı. Saya gezmesinde seyircinin en dikkat edeceği ayrıntı Arap rolündeki adam eline külü, gubürü alır, yanına sinsice yahlaşdığı kurbanının yüzüne pofff diye üfler, aleme rezil eder.

Çobanlar Koç Katımının başladığı Kasım Ayı Sayasında sürü sahiplerinden yıllık ödenekleri harici armağan almak, Şubat ayındaki sayada da yılın bereketli ve yağmurlu geçmesi için bayram amaçlı eğlenceler yapardı. Mart ayına gelince de “Döl Dökümü” diye bilinen bu ay “Hızır Günleri”, kuzular doğar, koyun kuzu buluşmaları her evi, tüm köyü zaten bayram yerine çevirir ve bahşişler dağıtılırdı.

Çocuklar heybesi ve kucağı kuzularla dolu çobanı karşılamak için koşar, “Bizim Kuzumuz Varmı.” Sorusuyla emsalsiz bir ümide ve heyacana kapılırdı. Kuzusu olanların sevincini kim tarif edebilmiş ki biz tarif edebilelim. Çobandan kuzularını alıp bağırlarına basan çocuklar sanki kardeşleri olmuş gibi evlerine koşarlardı.

O mevsimde her evden bereket fışkırırdı. Tereyağ ve çemenle pişmiş madımak cacığını yufka ekmekle yerken gendimizden geçerdik. Döl Dokümü olan Hızır Günlerinde köyün uşahları dağermen çörağenden azzıhlarını alır, ellerinde cemek ve kusgüçlerle araziye çıhıp “Çiğdem”, “Gatır Dırnağ”, “Oğsüz Oğlah”, “İt Dirsâa”, “Gullü Tapan” gibi nimetleri gazardı. Gız Uşâa ise fistanların üstüne dahdıhları oynüklerin ucunu bellerine kıvırır, ellerinde uflah, hangi otu bulursa deşirirlerdi. “Madımak” olur, “Kuşkuş” olur, “Tekercen” olur, “Uğrunnuh”, “Efelek”, “Tohlu Başı”, “Gıcı Gıcı”, “Gelin Eli”, “Yemlik”, “Guzu Gulâa”, “Ağgıcı”, “Bosdan Gozeli”, “Davşan Gulâa”, “Pendir Otu”, “Camız Dişi”, “Yavrağzı”, “Satıül”, “Ebem Komeci”, “Eşşek Tikeni”, “Pahla Sapı”, “Fıttare”, Sormuh Gulü”, “Dana Gotü”, “Guş Elması”, “Emmığzı”, “Gavur Sirkeni”, “Gavur Madımalâa”, “Peygamber Gamçisi”, “Çıtlıh”, “Fadimağna”, “Geçi Dırnâa”, “Goyun Mengili”, “Horuz İbiğ”, “Gızılca” “Tohlumen”… Bu otlar biri orda biri burda yeni çıktıkları için akşama kadar dolaşsan ancak bi pişirimlik toplayabildiğinden, bunların oynükteki toplamına “Gaba-Saba Öyünnüğü” denilirdi. Her evde gaba-saba bişer, ortalıh burcu burcu bahar kokardı.” diyor

Kışı, yazı, günü, ayı, yıldızı, suyu, havayı, otu-çöpü an an izleyerek yüzyıllarca biriktirilen tecrübelerden oluşan halk takviminde Koç Katımı ve Döl Dökümü arasındaki süreç “Güz Günleri” ve “Hızır Günleri” diye temelde ikiye bölününerek değerlendiriliyor. Her iki bölümde şükürle, paylaşımla, dostluk ve eylenceyle geçiriliyor.

Vay be… Şimdi ören-viran olarak bildiğimiz şu köylerin geçmişinde ne güzellikler yaşanırmış değilmi, inanılır gibi değil..

N’oldu şimdide devam ettirebilseniz şu canım gelenekleri. Yozgat’da, Malatya’da köymü galmadı sanki n’oördü.. Elleham Afgan çobannar geldi, gelenek bilmiyo, gorenek bilmiyo, şu ne annar Saya Gezmesinden diyi masimiyonuz. Zatin gapınıza gelse ecnebi diyi ite kişkiliyecâaniz. Keçesini, kürkünü, azzığnı, itinin yalını, zavarını, zahrasını bile gomuyonuz zaharki. Gurbannar Olduğum Yarabbim nası bereket versin şu millete. Betde, bereketde esgidenmiş anlaşılan.