Şu an herkesin gündeminde ‘Kırmızı Oda’ isimli dizi var. Gülseren Budayıcıoğlu'nun Madalyonun İçi adlı eserinden uyarlanmış bir dizi.

Dizide psikolojik sıkıntıları olan insanların etkileyici hikâyeleri anlatılıyor. Eminim izleyen herkesi en çok etkileyen karakter inanılmaz hikayesi ile Meliha oldu.

Meliha, beni de çok etkiledi ama beni daha çok etkileyen başka karakterler daha vardı. Mehmet ve Nesrin.

Onların hikayesi de çok fazla ‘bizdendi’. Nesrin, ‘Mehmet herkese çok iyidir. Mesela yolda bir kedi görse araba çarpmasın diye ödü kopar. Ama bize, ailesine asla öyle değildir’ buna benzer bir cümle kurdu.

Bu cümle tipik Türk aile hayatını da yansıtıyor bence. Diziyi izlerken çoğu insan kendini, evini, ailesini sorgulamıştır sanırım. ‘ benim de hayatım böyle’, ‘ ben de bunları yaşıyorum’, ‘ annem de, babam da bunları yaşamıştı’ gibi uzatılabilecek daha birçok cümle.

Nesrin’in ve Mehmet’in hayatından şunu da çıkarabiliyoruz. Şiddet gören veya şiddet gösteren insanlar sadece kırsal kesimde yaşayan veya hiç sevmediğim bir tabirle ‘okumamış’ insanlar değil.

Şiddetin eğitim seviyesi yok maalesef. Dizideki karakter gibi dışarıdan ‘düzgün’ görünen bir aile hayatı olan, birbirini çok sevdiği düşünülen ailelerde de sorunlar yaşandığını gördük. Ve bence bunları zaten biliyorduk da çok fazla konuşmuyorduk.

Dizinin profesyonel boyutu, hayat hikayelerinin gerçek olması veya bunların ekranlara taşınmasının mesleki boyutunu bilemem. Ama yukarıda da bahsettiğim gibi çok bizdendi.

Mehmet fiziksel şiddet de gösteriyordu eşine ama çoğumuz psikolojik şiddetin de farkında değiliz. Dışarıdan çok sevimli, mutlu bir aile, mutlu bir kadın gibi görünen çoğu insanın hayatında cehennemi yaşadığını tahmin edemiyoruz.

Şiddetin ne olduğunu tam olarak da bilmiyoruz sanırım. Çoğu erkeğin ‘eşini ailesi ile görüştürmemenin, izin vermemenin, ya benimsin ya kara toprağın, kısa etek giyersen bacaklarını kırarım, kıskanıyoruz kızım’ gibi kurduğu cümlelerin altında şiddet eğilimi yattığını bilmiyoruz mesela.

‘Sahiplenen erkek duruşu’ diye tabir edilen duruşun altında çok farklı bir zihniyet yattığını bilmiyoruz.

Paylaşmayan, anlatmayan, konuşmayan ve evini sadece otel gibi kullanan eşlerin, aslında bizi yok saydığını bilmiyoruz.

Bir restoranda masaya cüzdan, araba anahtarı koyan, kaykılarak, bacaklarını ayırarak oturan, silahla poz veren çoğu insanın şiddete meyilli olduğunu bilmiyorduk.

Psikolojik sorunları olan ve ‘evlendikten sonra düzelir’ diyerek sağlıksız yuva kurulan insanların evlendikten sonra düzelmediğini bilmiyorduk.

Ne yazık ki bilmediğimiz birçok şey varmış, öğreniyoruz. Niyetim dizi güzellemesi yapmak değil. Ama bir dizi üzerinden ne çok şey öğrendiğimizi kaleme almak istedim.

Şiddet nereden ve kime gelirse gelsin karşısında durmak asıl önemli olan. Salt kadına yapılan şiddet değil yani. Gücü olanın güçsüz olana uyguladığı şiddet ve bunu kendinde hak olarak görmesi yanlış olan.