İnsan çoğu zaman kendini ifade edemediği için değil, ifade etse bile eksik kaldığını gördüğü için susar. Kelimelerin yetersizliği, duyguların büyüklüğünden değil; duyguların kendini saklama arzusu ve anlaşılma ihtimaline duyduğu güvensizlikten doğar. Bu yüzden suskunluk, bir tercihten çok, insanın içine yavaşça yerleşen bir kader gibi olur. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir sessizlik sanılır; oysa içerde fırtınalar dinmiş, ama izleri henüz silinmemiştir.
Garip olan şudur ki; insan kalabalıklar içinde değil, en çok “anlaşıldığını sandığı” yerde yalnızlaşır. Psikoloji bunu “beklenti kırılması” olarak adlandırır; sosyoloji ise toplumsal rollerle gerçek benlik arasındaki çatışma olarak açıklar.
Kültür, kişiye “anlat, anlaşıl, kabul gör” der; gerçek hayat ise “anlatırsın ama herkes seni kendi penceresinden duyar” diye fısıldar. Çünkü yanılgı, gerçeğin yokluğundan daha ağırdır. Birinin seni yanlış anlaması, hiç anlamamasından çok daha derin bir yarık açar.
Zamanla şunu öğrenirsin: Kimse seni bütünüyle bilmeyecek. Çünkü insan, başka bir insanın içine ancak kendi taşıdığı kadar ışıkla bakabilir. Herkes başkasını anlamakta kendi sınırlarını taşır. İnsanı anlamak, bir metni okumaya değil, bir ormanda yön bulmaya benzer; karanlığı da vardır, bilinmeyeni de.
Ve belki de mesele, birinin seni eksiksiz anlaması değildir. Mesele, senin anlaşılmadan da var olabilmendir. Kendi değerini başkalarının algısına bırakmadan; kendi iç sesini, dış dünyanın gürültüsüne rağmen duyabilmendir. Çünkü kişisel olgunluk, anlaşılma beklentisini tamamen terk etmek değil; ona tutunmadan yürüyebilmektir.
Bunu öğrendiğin gün, içindeki o sürekli uğultu ilk kez sessizleşir. Fakat bu sessizlik huzurdan çok kabullenişe benzer. Kabulleniş, pes etmek değil; insanın kendini olduğu gibi tanıması, kusurlarıyla barışması ve başkalarının da kusurlu olduğunu kabul etmesidir.
Belki de hayat dediğimiz şey, tam da bu farkındalığın etrafında döner: İçimizdeki kalabalığı susturmak, dışımızdaki kalabalığa rağmen ayakta kalmak ve en sonunda şunu söyleyebilmek“Ben buradayım, anlaşılmasam da varım.”