Tarık Yılmaz
60 yıl sonra dönmek…
Ya da dönememek çok istenmesine rağmen.
Dile kolay tam 60 yıl olmuş. Bir ömür harcanmış diyarı gurbette.
Yaşam, ülkemiz ve dünya için henüz siyah beyaz. Renklerin adı var kendi yok.
Yokun yok olduğu yıllar.
Toprağın karın doyurmadığı, kardeşi kardeşten ayıran kader yazgısının yazıldığı zaman dilimi.
İçinde bulunduğum durumda satırları kaleme alırken hayal etmeye çalışıyorum, tüylerim diken diken oluyor.
Şuan saatim sabah 05.44…
Az önce geldim İzmir’e… Belki birkaç saat uyku, sonra ziyaret ve çekimler, akabinde istikamet Fatih’in İstanbul’u…
Vatan içinde günü birlik göçün dahi ziyadesiyle ruhumu ve bedenimi zorladığımı düşününce elinde ahşap bavul, ardına dahi bakma cesareti olmadan gurbete çıkanların hikayesi anlatmak istediğim.
Gidenlere ‘Almancı’ yaftası vuran, zorunlu ilk durağımız Almanya.
Türkiye'den Almanya'ya iş gücü göçünün düzenlendiği anlaşma bundan tam 60 yıl önce imzalandı. Almanya'ya "misafir işçi" olarak göç eden işçilerin çocukları artık ev sahibi oldular. Peki bu süreçte neler yaşandı?
Almancı hayatları anlatan ne çok makale, haber, araştırma yazıldı, film, belgesel çekildi.
Onlara bakınca şuan kaleminden çıkanlar hangi duyguya tercüman olabilir diye içimden geçirmiyorum desem yalan olur.
İmzanın atıldığı 30 Ekim 1961’den Almanya’nın göçmen işgücü alımını durdurduğu 1973 yılına dek yaklaşık 800 bin kişi Türkiye’den Almanya’ya göç etti.
Bakar mısınız sayıya. Öylesine alelade bir sayı değil ortaya konulan.
Tabi sonraki yıllarda gidenlerle birlikte ülkedeki iş gücü, insan potansiyeli de göçtü.
Ve bu gün iki kültür arasında bugün Almanya’da dördüncü kuşak yetişiyor. Almanya’ya işçi olarak gelenlerin çocukları, torunları artık bilim insanları, milletvekilleri…
Göç uzmanlarına göre, 3-4 nesil içerisinde sosyal sınıf atlama süreci küresel çapta en başarılı gruplardan biri.
Ne garip değil mi?
Dünün gözleri buğulu, yürekleri ürkek, umutları pamuk ipliğine bağlı ve pek çoğu geride bıraktıklarının yüzünü bir kez daha göremezken bu gün dördüncü kuşak Almanya’yı ve yine bunun gibi pek çok ülkede söz sahibi.
Hiç şüphesiz göçün derinden etkilediği şehirler; Yozgat, Kırıkkale, Kırşehir, Çorum, Sivas gibi toprağında umudunu bulamayan insanların yaşadığı yerler.
Göçün 60 yıllık hikayesini bir İzmir sabahından yazma iddiasında değilim.
Şunu biliyorum, isteseler de geriye dönemeyecek kadar gurbetçi, yorgun artık o kuşak.
Onların çocukları, ve sonrakiler artık hem Türkiyeli hem doydukları toprağa aidiyet bağı ile sahipler.
İsteseler de dönmezler, dönemezler.
Yozgat gibi Anadolu diyarlarında yaz sıcakları 15 gün ile başlayıp, birkaç ay süren yaz tatillerinin de habercisi demek.
Eskisi gibi hasret duydukları diyarlar yerine tatil yörelerini tercih ediyor yeni kuşaklar.
Kendilerince haklılar belki, ama buradan bir çağrıda olsa bulunmak, seslenmek istiyorum:
Bir gün dahi fazladan kalabiliyorsanız inanın hem öz dünyanız hem memleketiniz adına çok büyük adım attınız demektir. Bu yaz daha çok vakit geçirin, toprağın kokusunu daha çok çekin ciğerlerine.
Dünyamız hızla bozulurken elde kalanların varlığını hissedin istiyorum.
Şimdiden yolunuz açık olsun.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.