Ömer Tansel
Amerikan ambargosu kapıda
Türk- Amerikan ilişkileri tarih boyunca dalgalı bir seyir izlemiştir. 1945 sonrasında soğuk savaş koşullarında yakınlaşan iki ülke 1950-1960 yıllar boyunca son derece yakın ilişkiler kurmuş olmakla birlikte 1964 ‘de Kıbrıs meselesi sebebiyle İki ülke ilişkileri ilk kez derin bir sarsıntı geçirmiş ve tarihimize Johnson mektubu olarak geçen dönemin ABD başkanı tarafından gönderilen bir mektupla Türkiye Kıbrıs meselesinde tek taraflı bir biçimde adım atmaması konusunda sert bir biçimde uyarılmıştır.
1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında ise Türkiye’nin tek başına adaya müdahale etmesini bahane gösteren ABD Türkiye’ye dönük cezalandırma amaçlı bir silah ambargosu başlatmış bu ambargo 1978 yılı sonuna dek yürürlükte kalmıştır.
Bugüne baktığımızda Türk- Amerikan ilişkilerinin özellikle son 5 yılda Suriye meselesi, İran meselesi, Filistin sorunu ve Fethullah Gülen’in iadesi gibi başlıca konular olmak üzere kriz durumunu yaşadığını söyleyebiliriz. Seçim öncesinde ABD hükümeti ile Menbiç konusunda belli bir uzlaşmaya varan Türkiye ‘ye dönük ambargo tehdidi kapıda diyebiliriz.
ABD Dışişleri Bakanlığı Avrupa ve Avrasya işlerinden sorumlu Müsteşar Yardımcısı Wess Mitchell Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın alması ve teslimatın gerçekleşmesi durumunda Ankara’ya yaptırım uygulanacağını açık bir biçimde ifade etti. Mitchell Senato’da yapmış olduğu konuşmada Türkiye’de hapiste bulunan Amerikan vatandaşlarının durumundan bahsederek Türkiye ile olan ilişkilerinin gelecek dönemde sıkıntılı bir sürece gireceğini belirtti. Mitchell ayrıca Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemlerini alması durumunda Türkiye’ye verilmesi düşünülen F-35 savaş uçaklarını teslim etmeyeceklerini ifade etti. ABD hükümetinin üst düzey bir yetkilisinin ilk kez ambargo’dan açık bir biçimde söz etmesi Türkiye açısından son derece önemli bir gelişme olarak görülmeli.
Türkiye’de yeni hükümetin 8 Temmuz sonrasında göreve başlayacağını düşündüğümüzde Türkiye’nin Türk- Amerikan stratejik ilişkileri konusunda nasıl bir adım atacağını ilerleyen günlerde görebileceğiz. Fakat şimdiden şunu söyleyebiliriz ki ABD S-400 konusundaki kesin tavrını değiştirmemekte kararlı gözüküyor. ABD hükümeti gelecek 4 Kasım’dan itibaren İran’a ekonomik ambargo uygulamaya başlayacak. Zaten ekonomik açıdan son derece sıkıntılı zamanlar yaşayan İran yeni ambargolarla birlikte ekonomik açıdan da kımıldayamaz hale getirilecek. İran’a dönük Ambargo konusunda Türkiye buna taraf olmayacağını ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin aldığı karara uyacağını belirtse de ABD şimdiden gelecek dönemde İran ile iş yapan her türlü yabancı şirketi kara listeye alacağını ilan etti. Bütün bunların temel amacı ise İran’ı Suriye ve Ortadoğu’da zayıflatmak ve sonrasında ise Suudi Arabistan, İsrail, Mısır , Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri ile birlikte İran’ı askeri açıdan da zayıflatmak.
Görüldüğü üzere gelecek dönemde Türk- Amerikan ilişkileri hem bölgesel hem de ikili ilişkiler noktasında tekrar tekrar sınanacak. Türkiye hem ikili ilişkiler hem de yaklaşan bölgesel çatışma riski konusunda ne yapacağına dair şimdiden planlamasını yapmak durumunda zira fırtına başladıktan sonra alınacak olan tüm tedbirler boşa çıkacaktır. Türkiye eğer mevcut dış politikalarından vazgeçmez ise tarihimizde ikinci kez ABD silah ambargosu ile karşılaşacağız. Türkiye 1974-1978 döneminde kendisine dönük ambargoyu savuşturabilmesini bilmiş bir ülke olarak bu konuda tecrübe sahibi elbette dolayısıyla ABD silah ambargosu tek başına Türk hükümetini dış politikalarından caydıramaz fakat bu silah ambargosunun devamı olarak dolaylı yollardan gelebilecek olan ekonomik yaptırımlar özellikle Türk şirketlerinin zora girmesine sebep olacaktır. Ekonomimizin dışa açık ve dış borca bağımlı olduğunu düşündüğümüzde Türkiye’nin ABD ile olan ilişkilerinin giderek bozulması ve kopması sonucunda bunun en acı faturasının Türk ekonomisine çıkacağını söylemek durumundayız. Türkiye bölgesinde güçlü bir ülke ABD ise küresel bir güç bu iki ülkenin de birbirine bir çok açıdan ihtiyacı var bununla birlikte tarihten süregelen ortak çıkarlarımız mevcut.
Türkiye yeni dönemde dış politikada çatışmacı bir tavır yerine ”sakin güç” pozisyonunu takınmalı ve yumuşak güç unsurlarını hayata geçirmeli. Türkiye kendi ulusal çıkarlarını bir denge politikası dikkate alarak korumak durumunda. Türkiye stratejik açıdan batı blokunun bir üyesi olduğunu unutmadan komşuları ile olabildiğince dostane ilişkiler geliştirmeli ve ABD ile olan sorunlarını ise diplomatik yollardan çözmeye çalışmalı ve karşılıklı restleşmelerden uzak durmalı.
Sözlerime Lord Palmerston’ın şu sözleriyle son vermek isterim:” Ebedi müttefikimiz yoktur, ezeli düşmanımızda. Ebedi ve ezeli olan çıkarlarımızdır ve bu çıkarların peşine düşmek bizim görevimizdir….”
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.