İsmail Cenan
Anılarla Mazideki Yozgat-44
Eskiden bankada bilgisayarlar yoktu. Bütün hesaplar elle yapılırdı.
Ay sonu geldiğinde bütün hesapları tuttururduk.
Yetiştiremediğimiz hesapları da cumartesi, pazar günü gelip çalışır tuttururduk.
Hatalar varsa çok uğraşır, bulur, düzeltirdik.
Bir gün yine ay sonu işlerimizi tamamlamak için 4-5 arkadaş bankaya geldik. Hesaplarımızı tutturmaya çalışıyoruz.
Bir arkadaşımız var. O da pek işten anlamazdı. Ortada öyle başıboş dolaşıyordu. Evden yeni geldiği halde bankanın telefonuyla evi arıyor. Evdekilerle hep ayrı ayrı konuşuyordu. Mesai başladığı zaman da aynısını yapıyordu. Serviste müşteri kalabalığı var. Bu hiç oralı olmazdı. Evden yeni geldiği halde yine evle konuşurdu. O zamanlar cep telefonları yoktu.
Bu arkadaş ortada dolaştı, gezdi, sonunda müdürün makam odasına geçti. Müdürün masasına oturdu. Müdürün kolonyasını aldı. İyice her tarafına döktü. Her tarafını kolonyaladı. Sonra da müdürün çikolatalarını aldı. Onları da bir güzel yedi.
Arkadaşlar hesap tutturmaya çalışıyorlar. Bunun umurunda değil. Müdürün masasında oturuyor. Odacıyı çağırmak için zile basıyor. Bastığı zil de Emniyet’in alarm zili farkında değil. Bakıyor ki ses gelmedi. Anlıyor alarm ziline bastığını.
Hemen masadan kalkıyor. Arka taraftaki masaya gidip oturuyor. Eli ayağı titremeye başlıyor. Az sonra polislerin geleceğini anlıyor. Yetkili arkadaştan izin istiyor. Biraz işim var diyor. O da evden yeni geldin. Ne işi? Otur oturduğun yerde diyor.
Aradan 6-7 dakika geçiyor geçmiyor bir de bir sürü polis arabaları sirenlerini çalarak bankanın etrafını sımsıkı kuşatıyorlar. 5-6 tane polis ellerinde makinalı silahlarla bankaya giriyor. Kıpırdamayın eller yukarı diyor. Baktılar ki bankada durumlar normal. Alarmı kim çaldı diyorlar. Yetkili arkadaş da yanlışlıkla arkadaşın eli değdi. Özür dileriz diyor. Polis komiseri: “Kardeşim bu iş öyle özürle mözürle olmaz bu işin şakası yok. Biz nasıl süratle geldik. Senin haberin var mı? Ya gelirken bir insana çarpıp öldürseydik veyahut herhangi bir kaza yapsaydık ne olacaktı?” dediler. Bir daha çok dikkat edin deyip gittiler. Böyle de bir olay atlattık. Arkadaş ceza almadığını görünce sevindi.
Arkadaşlar vakit geçirmek için bazı şakalar yaparlardı. Bankaya çay getiren garsona bir şaka yapalım diyorlar. Çaycı garsonun sırtına bir dosya kâğıdı yapıştırıyorlar. Dosya kağıdında “yangında ilk kurtarılacak” yazıyor. Çaycı bu şekilde dışarıya çay dağıtıyor. Sonradan farkına varıyor. Çok sinirleniyor. Böyle bir şaka mı olur? Beni çarşıya rezil ettiniz diyor.
Bir de bir veznecimiz vardı. Her gün devamlı konuşurdu. Aslında bir etiketin olacak derdi. Etiketten maksat yetkin olacak demek istiyordu. Arkadaşlar buna bir şaka yapalım diyorlar. Dosya kağıdına büyükçe bir etiket yazıyor. Arkadaşın sırtına fark etmeden yapıştırıyorlar. Bankaya gelen bütün müşteriler vezneci arkadaşa etiketin hayırlı olsun diyorlar. O da sonunda anlıyor, sinirleniyor. Bir daha bana böyle bir şaka yapmayın diyordu.
Bir gün bankada çalışırken bankaya yaşlı bir kadın para yatırmaya geldi. İzmir’de topladığı paraları iyice dolaştırmış. Paralar bükülü düzlenmiyor. Epeyce de var. Getirdi vezneye verdi. Say bunları bir hesap aç dedi. Vezneci arkadaş paraları düzlemeye çalışıyor. Paralar tekrar bükülüyor. Bir türlü düzlenmiyordu. Vezneci arkadaş kan ter içinde kaldı. Başından ter akıyordu. Yaşlı kadın geldi. Vezneci, vezneci bak bana bu paralara iyi mukayyet ol. Senden aynısını geri alacağım diyordu. Arkadaş uzun bir süre uğraştıktan sonra paraları saydı. Kadına hesap cüzdanını düzenledik verip gönderdik.
Bugünkü anlatacaklarım bundan ibaret olup yazımı Yozgat Sürmelisi’nin bir mısrasıyla bitiriyorum. Haftaya buluşmak üzere hepinize selamlar, saygılar, sevgiler…
Soğluğun başını duman basmaz mı?
Günahı olanı devlet asmaz mı?
Bir yiğidin iki yâri olursa Birini severken biri küsmez mi?
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.