Kenan Eroğlu
'Bayrağı göndere birlikte çekecektik' (Dündar Taşer) - 2
Dünden devam
12 Ocak 1970 tarihli “Devlet Gazetesi”nde, “Romantizme dair” başlıklı bir yazısı çıkmış ve bu yazıda Romantizmi küçümseyenlere, ciddiye almayanlara kızıyor her şeyi iktisada bağlamanın yanlış olduğunu söyleyerek; “Millet özünde bir romantizmi ihtiva eder, bu romantizmi kaldırırsanız millet de biter……… İnsan; sever, nefret eder, feragat gösterir, kin duyar, intikam alır, insanı insan yapan şey duygularındaki farklılık, üstün yapan da bu duyguların azametidir. Romantizmi inkâr, insanı inkârdır.” Bu pek uzun olmayan makalede Dündar Taşer, “Romantizm” kelimesine haklı olarak çok mana yüklemektedir. Hatta O’na göre; “Kanuni Sultan Süleyman’ı ‘Zigetvar’ seferine ihtiyar ve hasta halinde çıkaran da ‘romantizmdir’. Sakarya’da düşmanı Akdeniz’e kadar kovalayan güç de romantizmdir. İslam ülkelerinin bu günkü perişanlığı ise romantizm eksikliğidir. Yine ona göre ‘Romantizmi’ kötülemek ve küçümsemek hainlerin icad edip, aptalların inandığı bir oyundur”. Bu makale çok hoşuma gitmiş beni çok etkilemişti, defalarca okuduğumu hatırlıyorum.
16 Mart 1970 tarihli “Devlet Gazetesi”nde. “Kavganın Aslı” başlıklı yazısında ise; 1839’da ilan edilen Gülhane Hattı Hümayunundan, Birinci ve İkinci Meşrutiyetten beri debelenip durduğumuz, gelişme ve batılılaşma maceramıza değindikten sonra: “Biz 5000 sene süren tarihimiz boyunca, 16 defa cihan hâkimiyeti kurmuş bir milletin çocukları olarak, bu neticeye 17 inci defa varabileceğimize inanıyoruz. Biz büyük bir milletiz ve tarihte büyük olan milletlerin sayısı çok değildir. Büyük milletlerin zaferleri de ıstırapları da büyük olur. Bu his, bu kanaat, bu irade, bu iman fertlerine kadar işlemiştir. “Uludağ’dan duman eksik olmaz” deyimi bizim maceramızı anlatır.” Diyerek bütün çabalara rağmen gelişememiş olmamızı ortaya koyarken, istikbalde yine büyük olacağımız ümidini vermektedir.
Biz; Dündar Taşer’in fikir ve düşüncelerini tam manası ile ne anlayabildik, ne de kendisini hareketin mensuplarına anlatabildik. Bu yolda fazla bir çaba da sarf etmedik. Dündar Taşer’in Türk tarihini bir bütün olarak ele alması ve özellikle de Osmanlı’ya bakış açısı bizim ve hareketimizin mensupları için çok önemli olmasına rağmen. O vefat etmeden önce yazılarını. Vefatından sonra yayınlanan “Mesele” kitabını ve daha sonra Ziya Nur tarafından yazılan “Dündar Taşer’in Büyük Türkiye’si” kitabını içimize sindire sindire ne okuyabildik ne de anlayabildik. En nihayetinde “Dündar Taşer bir askerdi ve olaylara bir asker gözüyle bakardı. Onun düşünce yapısında sadece emirler ve yasaklar vardır, düzen ve nizam vardır” diye düşünenleri O her zaman yanıltmıştır. Evet, doğrudur, O bir askerdir, O’nun düşünceleri arasında emirler ve yasaklar da vardır, düzen ve nizam fikri’de vardır. Bunlar tamamı ile doğrudur. Bütün bunların yanı sıra müthiş bir terkip kabiliyeti, kıvrak bir zeka, ve sürekli tarihe gidip gelen bir düşünce yapısı vardı. O’nun her konuşması, her düşüncesi, her yazısı tarihin kendisi değildir, ama tarihin tozlu sayfalarından kopartılıp günümüze getirilen günümüzü yorumlamak amacıyla atalarımızın bizim için hazırlamış oldukları birer billurdan damlalar gibidir. Bu billur damlalar yüzyıllardır tarihin tozlu sayfaları arasına unutulmuş, terk edilmişti, bunları bize hatırlatıp ulaştıran, onlarla irtibat kuran-kurduran biri vardı ve O’da Dündar Taşer’di. Biz O’nu böyle tanıdık böyle sevdik, her yazısı başlı başına bir ibret, her yazısı başlı başına bir tarih dersi gibiydi. Okuduk, okudukça sevdik, sevdikçe bağlandık. O’nun bakış açısını yakalayanlara ne mutlu. O Bakış açısını yakalama çabası içinde olanlara da ne mutlu.
Aslında O bize bizi anlattı, bizi hatırlattı, bizim kim olduğumuzu, nereden gelip nereye doğru gittiğimizi, kanın ve imanın birlikte yoğurduğu Milletimizin tarihteki macerasını “Ulu dağda duman eksik olmaz” derken bu maceramızın zorluğunu da belirtiyordu. Bizim millet olarak, yaşadığı coğrafyada yüzyıllardır varlığı ve yokluğu fark edilmeyen alelade bir topluluk olmadığımızı kendisi fark ediyor bize de fark ettiriyordu.
Son iki yüz yıldır, batılılaşma adına yapılan girişimlerin yanlışlığı ve yapılan hataların sonucunda geldiğimiz nokta ortadadır. Batılılaşmayı yanlış yerlerde ve yanlış yollarda arayan yöneticilerimiz bir türlü kendimiz gibi olma mecburiyetimizi anlayabilmiş değillerdi. Taşer; “hep Anayasa’larla uğraştık, yeni ve iyi bir Anayasa yaparsak her şeyin düzeleceğini sandık” diye ifade ederken işin aslını kaçırdığımıza dikkat çekiyordu.
Prof. Dr. Erol Güngör Töre Dergisinin Haziran 1979 tarih ve 97. Sayısında Dündar Taşer’le ilgili şunları söylemektedir. “Fikirlerinin yanında şahsiyetine ait vasıfları hesaba katmazsak onun başarısını yine açıklayamayız. Kendisini görme imkânını bulamayan gençler işte bu yüzden onun yaptığı işi kolaylıkla anlayamayacaklardır. Taşer bizim tarihimizdeki “Veli” ve “Alp” tiplerinin her ikisinin özelliklerini de üstünde taşıyordu. Gençler –ve tabii yaşlılar- onun kendilerine bu kadar yakın bulurken, efsane devirlerinden bu güne kalmış bir kahraman gibi ona bütün benliklerini bağlarken bu vasıfların tesiri altındaydılar.”
Erol Güngör aslında bu son cümle ile Dündar Taşer kimdir ve bizim için neyi ifade eder sorularının kısa ve net cevabını veriyordu.
O’nun hakkında Cemil Meriç’in şu tesbitinide aktarmadan geçemeyeceğim. “Ne ikbal sarhoş etmiş Taşer’i, ne bozgun yeise düşürmüş. Feleğin “germ-ü serd”ine vakur bir tebessümle bakmasını bilen yalçın bir irade. Bu yiğit mücahidin de Koçi Bey, Sarı Mehmet Paşa ve Cevdet Paşa gibi tek kaygusu var: “Devlet-i ebed müddet’in devlet-i ebed müddet” olması.” (Şevket Bülent Yahnici, ‘40 Yıl Sonra “Mesele”yi Okumak’ S;134)
Allah Rahmet eylesin.
Yazımızı “Dündar Taşer’in Büyük Türkiye’si” kitabının yazarı Ziya Nur’un kitabın sonunda bulunan “Âşıklar Ölmez” bölümüyle bitirelim.
“Âşıklar Ölmez
Ölüm, bir emr-i Hakk’dır ve “her nefis ölümü tadacaktır”… ama bu kadar sene sonra…. Milli telakki içinde erimiş; milletine ve ebedle müjdelenen devletine hizmet aşkıyla dolu olan; bu uğurda çalışan “Dündar” da, elbet bir gün ölecekti… Nagihani rıhleti ve dar-ı ukbaya seferi hakkında “elmukadder la yugayyer” demekten başka bir şey gelmez elimizden… Mamafih “âşıklar ölmez” derler. O da “aşık”dı; devletinin aşığı… Bu vesileyle, divan şairimizin ölümü bile şiirleştiren çok güzel bir nümunesi ile “hatm-i mekaal” ediyoruz:
Anlar ki dila, canib ma’naya giderler;
Esmayı koyub, semt-i müsemmaya giderler;
Ten, mülk-i fena bulmağın ukbaya giderler:
Canlar çekilüb hazret-i Mevlaya giderler;
Cuylar kim, canib-i deryaya giderler. Rı’fati” Son
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.