Medine Karacabay
Beni Hangi Aynada Unuttun?
Hayat, henüz biz kim olduğumuzu bile bilmezken etrafımıza görünmez aynalar dizer.
İçine doğduğumuz kültür, ekranlardan süzülen "kusursuz kadın" imgeleri ve hayatımıza aldığımız her bir "öteki"... Hepsi elimize birer ayna tutuşturur. Bir kadın olarak dünyaya adım attığımız andan itibaren o aynalara bakar, oradaki bükülmüş yansımaların toplamını kendimiz sanırız.
Ama küçük bir sorun var: O aynaların hiçbiri bizi olduğumuz gibi göstermez. Her ayna, kendi yapıldığı malzemenin rengini taşır; bizi kendi korkularına ve beklentilerine göre şekillendirir. Bizler, sırf bağ kurabilmek uğruna başkasının zihnindeki tasvire bakıp, "Demek ki ben buyum" deriz. Kendi tanımımızı, başkalarının algısına emanet ederiz.
Kime Göre, Neye Göre?
Tam bu noktada, o kaçınılmaz soru devreye giriyor: Kime göre ve neye göre?
Bir kadının gücü, başarısı, hatta kendi bedenini algılayış biçimi kimin ölçü birimiyle tartılıyor? Karşımızdaki "Sen", bizi kendi dünyasının dar pencerelerinden izlerken, biz onun algısını mutlak gerçeklik zannediyoruz. İlişkilerde ya da iş hayatında; karşımızdakinin bizi konumlandırdığı yeri kendi merkezimiz kabul ediyoruz. O aynada yetersiz görünüyorsak, yetersiz olduğumuza inanacak kadar derin bir hipnoz bu.
Peki, sırf o algı odalarında kabul görmek için kendi özümüzden ne kadarını kesip attık? İnsan, ötekinin gözündeki yerini kaybetmemek için kendinden vazgeçtiğinde, geriye sadece başkalarının alkışıyla ayakta duran sahte bir dekor kalıyor.
Hakikatin Pusulası: Değerlerimiz
Sen beni görürsün ama gördüğün şey benim hakikatim değil, senin beni görebilme kapasitendir. Bir kadının varoluşu, bir başkasının algı sınırlarına hapsedilemeyecek kadar geniştir. Modern dünya kadına nasıl görünmesi ve hissetmesi gerektiğini o kadar çok dikte ediyor ki, kadın kendi içine dönüp, "Ben gerçekten ne istiyorum?" diye sormaya vakit bulamıyor.
Ancak bu hakikat arayışında hayati bir pusulayı gözden kaçırmamak gerekir: Kendi değerlerimizi.
Hakikatimizi ararken; nezaketimiz, adaletimiz, vicdanımız ve dürüstlüğümüz gibi bizi biz yapan köklü değerlerimize sırtımızı dönemeyiz. Başkalarının algılarını kırarken, bizi ayakta tutan bu sarsılmaz temelleri incitmemeliyiz. Çünkü değerlerini kaybeden bir insan, günün sonunda kendi hakikatini bulsa bile, onu taşıyacak bir ruhtan mahrum kalır.
O Derin Uyanış
İşte bu yüzden o soru, bir öfke patlaması değil; derinden gelen bir uyanış çağrısıdır: "Beni hangi aynada unuttun?"
Bu soru, insanın en çok dönüp kendisine fısıldadığı bir yüzleşmedir. Başkalarının algı dünyasında yer edinmeye çalışırken, kendi benzersiz özümüzü ve değerlerimizi hangi illüzyonun arkasında bıraktık?
Bir kadının kendi hakikatine uyanması, dışarıdaki o aynalarla savaşarak olmaz. Gerçek özgürlük, o aynaların sadece birer "algı" olduğunu fark edip, değerlerimizin rehberliğinde bakışları cesaretle kendi içine çevirmekle başlar.
Gözlerini artık o dışarıdaki sahte yansımalardan çek. Unuttuğun o kadın, bir başkasının dar bakış açısında kaybolup gitmeyecek kadar büyük ve gerçektir. Yeter ki sen onu kendi saf aynanda, tüm çıplaklığı ve değerleriyle görmeye hazır ol.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.