Kenan Eroğlu
Bizim Ezik Okumuş Halleri (Bazı Alışkanlıklar Devam Ediyor)
Bilindiği gibi, Ülkemizde meydana gelen problemlerin kaynağı olarak çoğu kez Tek parti dönemi gösterilir. Tek parti dönemi de her türlü problemin Osmanlı’dan geldiğini, hatta son padişahın ülkeyi sattığını vs. iddia etmişlerdir. Tek parti döneminde halka rağmen halk adına gerçekleştirilen bir takım uygulamalar ne yazık ki halk tarafından pek de onaylanmamış. Açık oy gizli tasnifle milletin hür iradesine de kapalı kapılar arkasında ipotek konularak göstermelik seçimler yapılmıştır. Kurucuları olduklarını iddia ettikleri cumhuriyet rejimini otoriter bir sisteme dönüştürmüşler ve halka çeşitli şekillerde zulümler yapmışlardır. İktidarları döneminde halk sindirilmiş, korkutulmuş, sudan bahanelerle cezalandırılmış, isyan etti diye garibanlar darağaçlarına gönderilmiş, Hatta milli mücadeleyi yapan pek çok asker ise yine suikast vs. iddialarla idam edilmişlerdir.
Tek parti dönemi bununla kalsa neyse ama insanların sindirilmesinin yanı sıra en az 1000 yıldan beri iç içe yaşadığımız inancımız olan İslamiyet’in toplum hayatından çıkartılması neticesinde meydana gelen boşluğu da çeşitli fikri değişikliklere sebep olacak bazı uygulamalara da yer vermişlerdir.
İşin en ilginç tarafı ise demokratik yollardan yapılan ilk seçimde halkın bu ekibi tepetaklak ederek iktidardan indirmesidir.
Nitekim Chp’nin yaptığı seçim kanunu ile girilen seçimde (1950) Chp 69 (%39.9), Dp ise 416 (%53.5) milletvekili çıkartmıştır.
Chp iktidardan uzaklaşmış ama 27 yıllık saltanatları sırasında ele geçirdikleri-kendi atadıkları bürokrasi demokrasinin işlemesini zorlaştırmış eski alışkanlıklarını kaybetmiş olmanın verdiği hırçınlıkla iktidarları sallamışlar olmadık ithamlar, tehditler, yakıştırmalarla güya muhalefet yapmışlardır.
Fakat bazı sakat düşünceleri de topluma yerleştirmişler ve hatta bu yerleştirdikleri sakat düşüncelerin günümüzde dahi toplumun çeşitli katmanlarında taraftar bulduğu ve savunulduğu görülmektedir.
Bazı Tek Parti Dönemi Vecizeleri(!)
*Müsbet kafalı olun.
*Görmediğiniz şeylere ve elinizle tutmadığınız şeylere inanmayınız çocuklar.
*Yalnız gözünüzle gördüğüne inanacaksın. Aklın ermediği her şeyi inkâr edeceksin.
*Herkesin kafası ve bilinci var, Bunun için de anlamadığınız şeylere inanmayın.
*Dinin yeri insanın vicdanı ve mabettir.
*Din bir vicdan işidir, din ayrı dünya ayrı.
*Din duygusu çok yüksektir, yükseklerdedir.
*Halkın mukaddes dinini yobazlara istismar ettirmeyiz.
(Onların niyetleri meydanda. Dini, Zümrütü Anka gibi adı var, kendi yok, bir hale getirmek veyahut Zühre Yıldızı gibi göklere havale etmek Dünya ile insanla alakasını kesmek, dini bir hayal mevzuu yapmak….Meçhule karanlığa atmak velhasıl yeryüzünden ayağını kesmek, kökünü kazımak…)
*İbadette gizli kabahat de gizli.
*Tecrübe ve akıl çok önemli.
*Allah yarattı, Allah yaptı yerine, Tabiat yarattı, Tabiat yaptı. Tabiat kanunu. Tabiat kanunları.
*İnsan varlıkların son tekâmülü.
*Kafa işlesin de, belden aşağısı ne olursa olsun.
*Nevzat Tandoğan: (Ankara valisi) “Öküzün ektiğini yiyeni öküzün ardından giden Anadolulular.”
*Nasihat (öğüt) verme para ver.
*“Hayat dünyadan ibarettir, her şeyin evveli, ahiri boştur; ruh yoktur, hâşâ Allah yoktur”
*”Türkiye’nin üç tarafı denizlerle, dört tarafı düşmanlarla kaplı.”
Bu sıraladığım maddeleri-cümleleri hayatın çeşitli zamanlarında her birimiz duymuşuzdur. Hatta bazı okullarda öğretmenler dahi buna benzer cümleler kurmuşlardır.
Günümüzde de buna benzer cümleler kuranlar elbette çıkıyor.
Ayrıca, tek Parti döneminin görüş ve düşünceleri olan;
Tarihe bakışı, Osmanlıyı Selçukluyu atlayıp Hititlerde, Sümerlerde köklerin aranması.
Osmanlı ve Selçukluyu görmezden gelmesi.
Halkı hor görme, halkı geri sürü görme, halkı gütme, hizaya getirme, kalıba sokma, burnunu sürtme gibi düşüncelerin günümüzde de sağcı solcu, ülkücü herkesçe olduğu gibi benimsendiği görülüyor.
Yine tek parti döneminde sindirme aracı olarak kullanılan İstiklal mahkemeleri ile muhaliflerin tamamının yok edilmesi ve ceberut uygulamalarına göndermeler yaparak o günleri özlemle anmak. O günlerin yanlışlarını olduğu gibi kabullenmiş görünmek gibi davranış içinde belirginleşen muhalefet anlayışı olan muhalefeti susturma, iftira etme, itham etme, tehdit etme, korkutma, laiklikle hizaya getirme gibi strateji ve taktikleri de olduğu gibi kabullenmiş görülüyor.
Yine tek parti döneminde ortaya konan ve pek çoğu da uydurma, yakıştırma, kurgu olan ve hatta koruma kanununa sığınarak masalımsı, hikâyemsi, misalimsi şeyleri gerçekmiş gibi piyasaya sürülen şeylerin de kabul edilmiş olması görülüyor.
Yine
Yüce dinimize ve dinimizi temsil eden din adamlarımıza tek parti döneminin mantık ve bakış açısı ile eleştirmeyi, tenkid etmeyi, aşağılamayı, alay etmeyi, görmezden gelmeyi, dinde olmadığı halde bazı konuların dinde varmış gibi gösteren eleştiri ve bakış açısını, bu konuda konuşmaları da kabul etmiş ve inanmış görünüyorlar.
Yine tek parti döneminin, Her türlü değişikliğe karşı olma, her yapılanı beğenmeme, eleştirme, eksik bulma, yanlış bulma hastalığına yakalandılar.
Eskimiş, köhnemiş ekonomik ömrünü tamamlamış, çoğu kez belki de zarar eden, fonksiyonunu yitiren bir şeyin değiştirilmesine, kapatılmasına hiçbir zaman olumlu bakmaya, sığ bir muhafazakârlık yapanlar oldular.
Hâlbuki tek parti dönemini yaşamış ve türlü baskılara maruz kalmış olan Osman Yüksel Serdengeçti, Nihal Atsız, gibi yazarlarımızın yanı sıra O günlerin eleştirisini yapan Osman Turan, Cemil Meriç, Peyami Safa, Ahmet Hamdi Tanpınar, Necip Fazıl, Erol Güngör, Ahmet Yaşar Ocak gibi ilim ve fikir adamlarımız da görmezden geliniyor.
Son söz:
“Türkiye’de batılılaşma hareketleri sonunda münevver (okumuş) tabaka Türk kültürüne büyük ölçüde yabancı kalmış, hakiki bir kültür yaratarak bunu milletin bütün tabakalarına yaymayı da başaramamıştır. Tarih içinde gelişen Türk milli kültürünü daha çok halk kitleleri muhafaza etmiş bulunuyorlar. Şu halde Milli kültürün modern imkânlarla geliştirilmesi demek olan Milliyetçilik, ister istemez, halk içinde yaşamakta olan temel kültür unsurlarına dayanmak zorundadır.”
(Erol Güngör “Türk Kültürü ve Milliyetçilik", Ötüken Neşriyat, İstanbul 1978, s: 10)
Not: Bu yazının hazırlanmasında Osman Yüksel Serdengeçti’nin “Bir Nesli Nasıl Mahvettiler” kitabından faydalanılmıştır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.