Tarık Yılmaz
Bizim Köyün Bağları…
Köye vardım varmasaydım
Köyüm eski köyüm değil.
Bu halleri görmeseydim,
Köyüm eski köyüm değil.
* * *
Vardım güneş batıyordu,
Guguk kuşu ötüyordu,
Üç-beş baca tütüyordu,
Köyüm eski köyüm değil.
Mekanı cennet Ozan Arif’in bu dizileri tam da Yozgat gibi göçün kader olduğu şehirlerin köylerini anlatıyor.
Köyden yurt dışına göçün hayatları ayırdığı 50’liler çoktan geride kaldı derken son 20-30 yılda köyden şehirlere hatta daha büyük şehirlere göçer olduk değil mi?
Köyler boşalırken sanki ruhumuzu da bedenimizden ayırmaya başladık.
Hormonlu hayatların içine karıştık kimi zaman isteyerek kimi zaman ise öylesine.
Mecburiyetler yaşam tarzımızı belirledi.
Bugün ise biraz daha farklı.
Şehirde yaşaması heves ve merakı sürükleyip götürüyor.
Mesele derin, bugün için asıl olan köylerin durumu.
Mevsim şehirden köye dönme mevsimi kısmi zamanlı da olsa.
Az önceki dizelerde olduğu gibi değil Yozgat’ın köyleri şu sıra.
Mevla’nın bereketi ile yeşermiş buram buram Anadolu toprağı.
Sanki bu yaz daha çok köydeyiz, daha çok köylüyüz.
Bostanlarda yok yok.
Bir yandan fasulye boy gösterme telaşında sarılmış sırıklara, patates yeşilim, alımlıyım derken kabak ona nispet daha cafcaflı.
Yeşil soğana ne demeli, yufka ekmek arasında çökelekle buluşmak için can atıyor sanki.
Domates çiçekten aslına rücu ederken heyecanlı mı heyecanlı.
Salatalık ben buradayım diyor küçük boyu ile.
Kimi bostanlar yaban otları ile göz yorarken kimileri kusursuz toprak ve sebzenin yeşilinden oluşuyor.
İşlenince köyümüzün toprağı neler vermez ki?
Uzaktan izlemesi dahi insanın gönlüne çöle düşen yağmur tanesi misali serinlik katarken uzun süredir nefese hasret kalan yalnız köyle insanın varlığı ile düğün yeri sanki.
Hep böyle olsa.
Köyüm eski köyüm gibi olsa.
Şu sıra öyle köyüm eski köyüm görüntüsünde.
Köyüm toprak damdaki Hatice Teyzenin, at kişnemesi ile ahırı şenlenen Hasan Dede’nin, harmanları çocuk sesleri ile inleyen köyüm gibi.
Bizim köyün bağları da dağları da yeşili ile güzel, o yeşilin alın terini döken insanı ile özel.
Ne diyor şiirin devamında merak ediyor musunuz, buyurun son sözler o dizlerden oluşsun:
Sabah kalktım gündüz gözü,
Gittim gezdim küçük düzü,
Ne koyun var ne de kuzu,
Köyüm eski köyüm değil.
* * *
Dağ-taş güzel doyulmuyor,
Lakin mal-mul yayılmıyor,
Kaval sesi duyulmuyor,
Köyüm eski köyüm değil.
* * *
Tarlaları, tapuları,
Konakları, yapıları,
Kapatmışlar kapıları,
Köyüm eski köyüm değil.
* * *
Arif derki topu topu,
Açık olan yedi kapı,
Böylemiydi eski Hapu,
Köyüm eski köyüm değil.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.