Ömer Tansel
Brunson sonrası Türk-Amerikan ilişkileri
Rahip Brunson’un 12 Ekim’de tahliye olup aynı gün içinde Amerika’ya dönmesi sonrasında Türk- Amerikan ilişkilerini kilitleyen en acil mesele de ortadan kalkmış oldu. Elbette Brunson’un tahliye edilmesi demek Türk- Amerikan ilişkilerinde kısmi bir rahatlama sağlasa da iki ülke arasındaki temel meseleler olduğu gibi duruyor. Önümüzdeki dönemde Amerika ile müzakere etmek durumunda kalacağımız temel meseleler ise şunlar: 1) Rusya ile yakınlaşma ve S-400 hava sisteminin Türkiye tarafından alınması 2) Fırat’ın doğusu ve İdlip meselesi 3) Halkbank’a verilecek olan parasal cezanın tespiti ve mümkünse Halkbank’a kesilecek olan parasal cezanın en az limit üzerinden kesilmesini sağlamak 4) İran ambargolarının 4 Kasım tarihinde başlayacak olması sebebiyle Türkiye’nin İran’dan aldığı petrol ve doğalgaz noktasında belli muafiyetlere sahip olmasının sağlanması 5) Türk ekonomisine dışarıdan yabancı yatırımcı ve dış kaynağın çekilmesinin sağlanması adına Amerikan hükümetinden gereken desteğin sağlanması. Türkiye önümüzdeki dönem yukarıda ifade ettiğimiz tüm meselelerde Amerika ile bir noktada uzlaşmak durumunda zira Türk ekonomisinin içinde bulunduğu durumu göz önüne aldığımızda Amerika ile yaşanacak olan siyasal gerilim ve çatışmaların faturasının direk ekonomiye çıktığını Brunson olayında net bir biçimde görmüş olduk. Türkiye için yakın zaman zarfında öncelikli meseleyi İran’a uygulanan ambargo oluşturacak. İran ile geçmişten gelen tarihi ve ticari ilişkilerimizi göz önüne aldığımızda Türkiye’nin İran’a dönük ambargo konusunda Amerika ile aynı doğrultu da düşünmediği çok açık fakat Amerikan hükümeti 4 Kasım sonrasında İran ile ticaret yapacak olan tüm şirketlerin Amerikan hükümetinin kara listesine alınacağını ilan etti. Türk şirketleri Amerika’nın bu açık tehdidi karşısında İran ile olan iş ilişkilerini devam ettirebilmeleri şimdilik pek mümkün gözükmüyor. Türk hükümeti şu anda 4 Kasım’da başlayacak olan ambargo öncesinde Amerika’dan belli Türk şirketleri adına muafiyetler elde etmek adına Amerikalı yetkililer ile görüşmeler sürdürüyor. Bu görüşmelerin sonucunun Türkiye lehine mi sonuçlanıp sonuçlanmayacağını Kasım başında görmüş olacağız. Türkiye’nin önümüzdeki dönemde Amerika ile müzakere edeceği en sıcak iki mesele ise Suriye’nin kuzeyindeki Amerikan varlığı ve Amerika’nın Kuzey Suriye’de ki Kürt oluşumlara verdiği destek; ikincisi ise Türkiye’nin almayı taahhüt ettiği S-400 hava savunma sistemi. Türkiye Kuzey Suriye meselesinde Amerika’nın bölgeyi terk etmeyeceğini görmek durumunda bunun temel sebebi ise Rusya’nın Suriye’de var olması. Rusya Suriye’de var oldukça Amerika’da Suriye’de kalıcı olarak var olmaya devam edecek. Hem Rusya’nın hem de Amerika’nın Suriye’de kalıcı askeri üsler inşa ettiğini bilmeyen kalmadı. Amerika nasıl ki Afganistan ve Irak’ta halen asker tutmaya devam ediyor ise Suriye’de bundan sonraki süreçte Amerikan’ın askeri üsler vasıtasıyla asker tutmaya devam edeceği bir ülkeye dönüştü. Bu açıdan Türkiye’nin Amerika’nın Suriye’den ayrılmasına dönük beklentisi maalesef gerçekçi bir beklenti değil. Türkiye Amerika ile önümüzdeki dönemde Suriye’de çatışmadan uzlaşmanın yollarını arayacak nasıl ki her iki ülke bugün Menbiç üzerinde ikili bir mekanizma oluşturmuşlarsa aynı mekanizmaları tüm Kuzey Suriye için oluşturabilme potansiyeline sahipler. Türkiye’nin Rusya’dan almayı planladığı S-400 hava savunma sistemi konusunda Amerika ile bir tür uzlaşma yolu bulacağını öngörebiliriz. Türkiye Rusya ile yapmış olduğu sözleşme gereği S-400 hava savunma sistemini 2019 yılında teslim alacaktır fakat asla kullanmayı tercih etmeyecektir. Zira NATO üyesi olan Türkiye’nin Rus malı bir hava savunma sistemi kullanabilmesi NATO’nun askeri güvenliği açısından mümkün gözükmemektedir. Türkiye S-400 hava savunma sistemini kullanmak doğrultusunda hareket ederse NATO’nun tüm askeri güvenlik sisteminden çıkarılmak tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktır. Özetle Türkiye önümüzdeki dönemde Amerika ile ilişkilerini yeniden raya oturtmak ve belli konularda uzlaşmak durumunda kalacak. Türk ekonomisinin kırılgan ve zayıf yapısını düşündüğümüzde Türkiye’nin önünde başka bir seçenek de bulunmuyor. Türkiye önümüzdeki dönemde Amerika ile ilişkilerde gerçekçi ve kendi sınırlarını ve gücünü bilen bir çizgide hareket etmek durumunda bunun dışında şu ana dek sürdürdüğü çatışmacı dil ve politikayı devam ettirmesi halinde Türkiye’nin önüne yakın gelecekte çok ağır bir ekonomik ve siyasal faturanın çıkacağını söylemek için kahin olmaya gerek yok.
-
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.