Sen kentsel-i rantsala çevir, emsal-i dört kat olan arsaya sekiz kat yap, bina yıkılınca da kader! de… Kendi kontrolünün dışında gelen kaderdir, kendi kaderini kendisi çizenlerin başlarına gelenler kader değildir. Aslında her olaydan ders alıp, deprem öldürmez, bina öldürür bilincini iyi kavrayabilsek felaketler azaltılır ama o dersi bir türlü alamıyoruz. Geçmiş de yaşanmış en büyük yıkımlı depremleri sıralasak ders almaya fayda sağlar mı bilemiyorum..!
İSTANBUL-1509 DEPREMİ: Kayıp 130 bin…
ERZİNCAN-1939 DEPREMİ: Kayıp 33 bin…
ERBAA-1942 DEPREMİ: Kayıp 3 bin…
LADİK- 1943 DEPREMİ: Kayıp 2,300…
VARTO -1966 DEPREMİ: Kayıp 2,400…
MURADİYE- 1966 DEPREMİ: Kayıp 3,840…
GÖLCÜK -1999 DEPREMİ: Kayıp 18 bin, 20 bin yaralı…
DÜZCE-1999 DEPREMİ: Kayıp 710…
VAN-2011 DEPREMİ: Kayıp 644…
Yukarıda ki listede yıkılan bina, yaralanan vatandaşlarımızı yazmadık, yazsak neye yarayacakdı ki..? Belediyelerce sıkı denetim yapılmadıkça, müteahhitlik kanunu çıkarılmadıkça, kadere yaslanmaktan ve faturayı kadere çıkartmaktan kurtulamayız… Bir misalle yazımızı bağlayalım: Almanya’da, 4300 müteahhit varken, Türkiye’de 456 bin müteahhit var… Vefat edenlere Allahtan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.
Esen kalın.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.