Tarık Yılmaz
Devleti Hatırlamak İçin...
15 Temmuz’un yıl dönümünde, gözden kaçan bir hakikati konuşmak zorundayız.
Ahir ömrümde yaşadıklarım üzerinden değerlendirdiğimde bir gerçekle yüzleşiyorum: Olağanüstü vatansever görünen ama bir o kadar da devletini küçümseyen bir yapının içindeyiz.
Benden önce yaşayanların ömrü de çok farklı olmamış.
Allah, baba ve devlet...
Kulağa klasik bir söylem gibi gelse de, tam da burada kaçırıyoruz birçok gerçeği.
Bugün, 15 Temmuz gibi hain bir darbe kalkışmasının 9’uncu yılında, aslında devlete olan sadakatin, farklı çatılar altında şekillenen dünyamızdan çok da uzak bir yerde durduğunu görüyoruz.
Biraz daha açık konuşalım:
Devlete bağlıymış gibi görünsek de, üniter yapıya ve ülkenin temel değerlerine sadıkmışız gibi dursak da, iş menfaatle çatışmaya geldiğinde, o çok kıymet verdiğimizi söylediğimiz devletin karşısında saf tutabiliyoruz.
Cumhuriyet tarihine bakın; yaşadığımız birçok badirenin, kaosun, darbenin merkezinde, devleti çok sevdiğini iddia edenlerin izi var.
15 Temmuz da böyledir.
Devleti sevdiğini zanneden ama aslında karanlık güruhların, dış bağlantılı yapıların güdümüne girenlerin ihanet gecesidir bu tarih.
Biz ne zaman devleti gerçekten seversek, o zaman piyon olmaktan çıkarız.
İçinde bulunduğumuz yapıların oyuncusu, milletine ihanet eden karanlık bir figüre dönüşmeden kurtulabiliriz.
Bugün 15 Temmuz’un yıldönümünde hamasi nutuklar atmak yerine asıl hakikati görmeye mecburuz.
Devleti siyasetle eşitleyen, onu kendi hizasında tutmaya çalışan anlayıştan kurtulmadıkça, bu topraklar huzur bulmaz.
Devlet, siyaset üstü bir hakikattir.
Devleti cephe alan her yapılanmanın karşısında olmak, bir görüş meselesi değil, bir ahlak meselesidir.
O ahlak kaybedildiğinde; gruplar, cemaatler, klikler, ideolojiler bir gün devletin tam karşısında pozisyon alabilir.
O yüzden çocuklarımıza sadece o geceyi değil, o geceye giden yolu da anlatmalıyız.
Ki 15 Temmuz, sadece tanklar ve uçaklarla gelen değil; zihinlerde biriken ihanettir.
Devletin karşısında durmak, bir anda olmaz
Devletin karşısında konumlanmak, bir anda olmaz.
Önce zihinde başlar.
İnançla, aidiyetle, devlet-millet bilinciyle bağ kurmayan her yapı, zamanla kendi otoritesini meşru görmeye başlar.
Ve sonra, devletin yaptığı her işi sorgular, kendi söylemi dışındaki her otoriteyi düşman ilan eder.
İşte 15 Temmuz gecesi, bu hastalıklı zihniyetin vücut bulmuş hâlidir.
Devletin büyüklüğünü sadece hizmetle değil; sabırla, birlikle, yürekle anlamalıyız.
Saraykent’te, Sorgun’da, Boğazlıyan’da sıradan bir vatandaşın devlete sığınması, büyük bir güvendir.
O güveni yıkan her yapı, aslında bir milleti içeriden çökertecek dinamiktir.
Unutmayalım, devlet yalnızca kurumlar bütünü değil; bu milletin ortak iradesinin, tarihinin ve duasının adıdır.
Ve o dua bozulmasın diye, biz anlatmaya, hatırlatmaya devam edeceğiz.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.