Murat Anar
Disleksi-1
Saklı kalan eksik bilinen bir konu olan DİSLEKSİ…
Özenle baktığımız toz kondurmaya kıyamadığımız çocuklarımız var bizim. Bugün farklı bir konuya değinmek istiyorum belki de yanlış anlatılan ve doğru kaynaktan öğrenilmeyen en önemli bilgilerden bir tanesi.
DİSLEKSİ NEDİR?
Disleksinin ne olduğuna bakacak olursak; dinleme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme ile matematik yeteneklerinin kazanılmasında ve kullanılmasında önemli güçlüklerle kendini gösteren bir öğrenme bozukluğu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Eğitim-Öğretim hayatına başlanıldığında disleksili çocuklarda eğitim alabilecek zihinsel gelişim henüz tamamlanmadığı için okumada, yazmada ve matematiksel işlemleri kavramada zorluk çekerler. Bütün bunlar onların zeka düzeylerinde bir sorun olduğu anlamına gelmemektedir. Hatta zeka düzeyi çok yüksek çocuklarda da görülmektedir. Fakat bazen hastalık fark edilmeyebilir, anlayamayabiliriz. Bu hastalık sahibi kişilerin zeka düzeyleri düşük değildir, aksine özel yetenekleri olan bireylerde olabilirler.
Bununla ilgili onlarca örnek verebilirim; Albert Eistein, Leonardo da Vinci, Tom Crouse, Mickey Mouse gibi.
Bu çocuklarda dikkat bozukluğu başlangıcı da görülebilir. Erken teşhis ile bu özel çocuklara bir uzman tarafından düzenli bir şekilde dikkat eğitimi verilmelidir. Zeka türlerinin hepsine hitap edecek şekilde ( Sözel, işitsel, görsel eğitim metodları) bir eğitim uygulanmalı ve sürekli takip edilmelidir. Gelişim düzeyleri ve eksik kalan yönleri analiz edilmeli, güçlü yönleri pekiştirilmelidir.
Klasik sınav düzeninde kendilerini tam anlamıyla yansıtamazlar okullarda başarısız olarak adlandırılabilirler, bu nedenle sözlü sınav bu çocukları ölçmek için daha verimli olabilir. Çoktan seçmeli sınavlarda (test) daha başarılı olurlar.
DİSLEKSİ TÜRLERİ
Disleksi doğuştan gelen gelişimsel ve travmaya bağlı disleksi şeklinde ikiye ayrılır ve farklı yönlerden incelenir. Birincisi olarak doğuştan dediğimiz disleksi kendi içinde üçe ayrılır; doğum öncesi ,doğum sırasında ve doğum sonrası komplikasyonlar şeklinde. Doğum öncesi disleksiye neden olabilecek durumlar; yetersiz ve dengesiz beslenme, gebelik sırasında geçirilen enfeksiyonlar ve bilinçsiz ilaç kullanımı etken olabilmektedir. Uzun ve zor doğum plasenta anomalileri doğum sırasında oluşan disleksiye ,doğumdan sonra bebeğin nefes almasındaki gecikme ve geçirdiği ateşli hastalıklar da doğum sonrası oluşan disleksi sebepleri olarak söyleyebiliriz. Kalıtsal olarak da ortaya çıkabilmektedir. Disleksi okuma sorunu, yazmada meydana gelen ve matematiksel işlemlerde meydana gelen işlemler olarak ayrılır ve farklı adlar alır.
Disleksinin sık karşılaşılan özelliklerini baktığımızda; yazılı kelimeleri öğrenme ve hatırlamada zorluk. b ve d, p ve q harflerini, 6 ve 9 gibi sayıları ters algılama; kelimelerdeki harfleri ya da sayıları karışık algılama, neyi en; 3ü E; 12yi 21 olarak algılamak gibi. Bir yazıyı okurken kelime atlama gibi. Hecelerin seslerini karıştırmak ya da sessiz harflerin yerini değiştirmek, sıklıkla yazım hatası yapmak. Burada yazıyı düzgün yazamamak olarak algılanmaması gerekiyor. Yazı yazmada zorluk. Gecikmiş ya da yetersiz konuşma. Konuşurken anlama en uygun kelimeyi seçmede zorluk. Yön (yukarı, aşağı gibi) ve zaman (önce, sonra, dün, yarın gibi) kavramları konusunda sorunlar. Elleri kullanmada hantallık ve beceriksizlik
Bu durumda ailelerin çocuklarını tanımaları, erken tanı çocukların gelecekte alacakları eğitimin tespiti açısından çok önemlidir. Bu konuda çocuğa yardımcı ve destek olunmalıdır. Bu da veli-öğretmen-psikolog/psikolojik danışman işbirliği ile olmalıdır.
Unutulmaması gereken bir nokta var, öncelikle disleksi sorunu yaşayan çocukların “hasta” olarak tanımlanamayacağına, hatta bu çocukların “özel” çocuklar olduğunu unutmamalıyız.
Ailede birbirimizi suçlamaktansa, erkenden eğitimlere başlanılmalı ve çocuğumuzu iyi tanımalıyız. Çözüm yolları aranmalı, disleksiyi iyi tanımalılar.
Bir sonraki yazımda neler yapabiliriz yazacağım sağlıcakla kalın…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.