Ahmet Sargın
Doğu Akdeniz de neler oluyor?
ABD Jeolojik Araştırma Kurumu'nun yapmış olduğu bir araştırmaya göre; Doğu Akdeniz havzası 1,7 milyar varil petrol ve 122 trilyon fit küp gaz potansiyeline sahip ve bu rezerv uzak yakın tüm ülkelerin iştahını kabartıyor.
Bölgede, Türkiye, İsrail, Mısır, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), Güney Kıbrıs Rum Kesimi (GKRY) ve Yunanistan ile uluslararası aktörlerin son yıllarda Doğu Akdeniz’de yürüttüğü arama faaliyetlerini önemi de buradan ortaya çıkmış oluyor.
İsrail, Mısır, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Yunanistan, Lübnan, Suriye ve Libya son dönemde Akdeniz'in doğusunda gerçekleştirdikleri enerji merkezli faaliyetlerle tansiyonun yükselmesine neden olacak adımlar attı. Türkiye, uluslararası hukuktan doğan egemenlik haklarını korumak amacıyla da önlemler almaya başladı.
Bölgeye sınırı olmamasına rağmen ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve İtalya da uluslararası enerji şirketleriyle burada faaliyetlerde bulunuyor. Bölge ülkeleri çeşitli adlar ve oluşumlar altında Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni (KKTC) sürecin dışına atmak adına resmi ve gayri resmi ittifaklar kuruyorlar.
Bölge ülkelerinin, uluslararası enerji şirketleriyle ortak yürüttükleri hidrokarbon arama faaliyetleri aracılığıyla Türkiye'nin ve KKTC'nin haklı barışçıl taleplerine olumsuz yaklaşım sergilemeleri Türkiye'nin sahaya inerek haklarına ve çıkarlarına sahip çıkmak zorunda bıraktı. Bu amaçla Türkiye Petrolleri'ne (TP) ait arama ve sondaj gemileriyle bölgede etkinliğini artırmasına yöneldi. Ayrıca bölge ülkelerinden gelebilecek kışkırtıcı müdahalelere engel olabilmek için bu gemilere eşlik etmeleri üzere Türk Silahlı Kuvvetleri'nin deniz unsurlarını da harekete geçirdi.
Türkiye'nin bölgede temel talebini, hukuktan doğan haklı taleplerinin barışçıl yöntemlerle diplomasi sınırları içinde çözülmesi istiyor. GKRY'nin KKTC'yi yok sayarak gerçekleştirdiği fiili hukuksuz girişimlerin adadaki iki toplumun da yararına şekilde çözülmesi istiyor. Ankara, diplomatik kanalları ve uluslararası kuruluşları konuya ilişkin harekete geçirmeye çalışarak çözüm odaklı yaklaşımlarda bulunuyor.
Doğu Akdeniz'de alanların bölüşülmesinin kıyı devletler arasında antlaşmayla olması gerekirken, GKRY adada söz sahibi olan KKTC ve Doğu Akdeniz'de en uzun kıyı şeridine sahip Türkiye'yi göz ardı ediyor. GKRY Mısır'la 2003'te, Lübnan'la 2007'de ve İsrail'le 2010'da imzaladığı sözde Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırlandırma anlaşmalarıyla bölgeyi tek taraflı olarak 13 parsele bölmüş durumda.
GKRY'nin ilan ettiği sözde MEB'e ait 13 sözde parselde hidrokarbon araması yapılması için çok uluslu şirketlere bölgeyi tek taraflı olarak açması tansiyonun yükselmesine neden oldu. Bir oldu bittiye getirme stratejisi takip eden Rum tarafı, Türkiye'yi ve Türkiye'nin uluslararası hukuki hak ve statüsünü görmezlikten geliyor ve çok uluslu petrol arama şirketlerini bölgeye davet ederek burada aramalarını sürdürüyor.
Kıbrıslı Türklerin haklarını hiçe sayan bu hukuk dışı işlemler hem KKTC hem Türkiye tarafından en başından beri kabul edilmediği gibi bu işlemlerin uluslararası hukuka aykırı olduğu da her ortamda dile getirilmiştir.
Bölgede GKRY'nin dışında ABD, Rusya, Fransa, İtalya, Mısır, İngiltere, İsrail ve birçok devlet askeri temaslar, iş birlikleri ve ortak tatbikatlarla bölgede varlığını sağlamlaştırmış olmaları, devam eden Suriye sorunu, bölgenin askeri olarak da önemini artırıyor. Bölge ülkeleri ve uluslararası güçler Türkiye'nin hassasiyetlerini göz ardı ederek ve enerjiyi bir perde olarak kullanarak Doğu Akdeniz'de askeri ve ekonomik faaliyetlerini ısrarla devam ettiriyorlar.
Tüm iyi niyetli diplomatik girişimlerin sonuçsuz kalması üzerine, Türkiye bölgedeki varlığını ve ekonomik faaliyetlerini artırarak kendisini Akdeniz’de kuşatmaya, Kıbrıs adası ile bağını koparmaya, enerji kaynaklarını gasp etmeye yönelik hamlelere mukabil sert hamlelerle cevap vermiş bulunuyor. Doğu Akdeniz’deki kararlılığından vazgeçmeyen Türkiye, bölgenin sahip olduğu enerji kaynakları hakça paylaşılarak çözüm bulunmadığı sürece KKTC’nin haklarını savunmaya devam edeceğini ifade ediyor.
Doğu Akdeniz'de TP aracılığıyla etkinliğini her geçen gün daha fazla artıran Türkiye, Barbaros Hayreddin Paşa sismik araştırma, Fatih ve Yavuz sondaj gemileriyle KKTC'nin ruhsat verdiği A, B, C, D, E, F ve G olarak adlandırılan alanlarda sondaj ve arama çalışmalarına başlamıştı. Türk silahlı kuvvetlerine ait deniz muharip güçleri de bölgedeki çalışmaları esnasında bu gemilere refakat ediyor.
Böylece Türkiye, uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını savunmak için harekete geçmekten çekinmeyeceğini bölgedeki tüm aktörlere bir kez daha göstermiş oldu. Türkiye Kıbrıs'ta, Türklerin Rumlarla eşit haklara sahip olduğunu ve adanın zenginliklerinden ortak faydalanılması gerektiğini savunuyor.
Bölgenin en önemli aktörlerinden biri olan Türkiye, Doğu Akdeniz'de TPAO aracılığıyla etkinliğini her geçen gün daha fazla artırıyor. Bu kapsamda Türkiye, Barbaros Hayreddin Paşa sismik araştırma gemisi ve Fatih sondaj gemisi ile Kıbrıs adası yakınlarında çalışmalara başladı. Böylece Türkiye, uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını savunmak için harekete geçmiş oldu.
Türkiye yürüttüğü bu aktif politikalarla üçüncü tarafların bölgedeki çalışmalarını engelliyor ve satın aldığı arama ve sondaj gemilerini bölgeye sevk ederek enerji diplomasisinde daha proaktif bir politika tarzını ortaya koyuyor. Yani Türkiye uluslar arası haktan doğan hakkını kullanıp Doğu Akdeniz de biz de varız, bizi de yok saymazsınız diyor.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.