Bu gün (Çarşamba) hava öğleden sonra karardı nedense.
Özellikle saat 16.52 civarı.
Gök yüzü öyle karanlık bakıyor ki camın arkasından, dokunsan kükreyecek aslan gibi.
Az önce bir ara kükreme sesini duydum, biraz olsun içini boşalttı, o kadar.
Hemen karşımdaki otopark da hareketliydi, dolup taştı bu gün. Müşterisi iyiydi.
Camdan insanları izlediğimde zihinlerinden geçeni merak ederim çocukluğumdan bu tarafa.
Bu merak biraz da insanların hangi eksene doğru yol aldığı ile alakalı.
Arşınladığımız kaldırım, otomobille geçtiğimiz yol, evimizin önündeki çukur, nefes aldığımız Çamlık, gören göz, idrak eden akıl, Saat Kulesi, Çamlık…
Hayata dair görmek ve idrak etmek noktasında her şeye rağmen tepki mekanizması işlemeli ölçüsü oranında.
Yozgatlılar olarak belki de en önemli eksikliğimiz bu olsa gerek.
Kapalı kapılar ardında hükümet kurup hükümet yıkan biz, muhatapları karşısında susuyoruz.
Konuşmaktan kasıt birilerini rencide etmek, küçük düşünmek, ya da ağız dolusu hakaretler savurmak değil elbette.
İyiye, güzele, hayra da konuşmasını bilmeli insan, olumsuzluğa, haksızlığa, eksikliği de konuşmasını bilmeli.
Şu sıra öyle şikayetler geliyor ki şehrin tam ortasından geçen yolla alakalı.
İsyan eder derecesinde serzenişler.
Yeterli önlemlerin alınmadığı, yolun kesintiye uğradığı noktalardaki dengesizlik, trafik önlemlerinin yetersizliği başta olmak üzere daha pek çok konuda insanların öyle şikâyetçi ki, deyim yerinde ise insanların ateşi tepesinden çıkıyor.
Bize ulaşan şikayetler, serzenişler yetkili makamlara ulaşıyor mu acaba?
Mesela Karayolları’nı arayıp, BİMER, CİMER’e şikayetler yazıp 15 yıldır yapılmayan şehir yolunun neden geciktiğine dair insanlar serzenişlerini en tepelere iletiyor mu?
Suskun muyuz?
Kapalı kapılar ardında, dost meclislerinde olduğumuz kadar muhataplarına da derdimizi anlatabiliyor muyuz?
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.