Kenan Eroğlu
Hep Konuştular Hep Konuşurlar
Hep konuştular, hep konuşurlar.
Ömürleri boyunca konuşmakla, kahve köşelerinde hükümet kurmakla, hükümet yıkmakla zaman geçirdiler.
Yine konuşuyorlar.
Hem de yerli yersiz.
Ayasofya açıldı ya, bunlara sormadan, bunların fikirlerini almadan Ayasofya açıldı ya.
Konuşurlar da konuşurlar.
Türk olmanın, Müslüman olmanın şuuruna erememişler konuşur.
Devlet-i Aliyye’nin ne olduğunu, ne olmadığını anlamamış olanlar konuşur.
Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi’nin sırrına erememişler konuşur.
Büyük devlet nedir, milli şuur nedir, dini şuur nedir öğrenip yüklenememişler konuşur.
Batı düşüncesi ile batının bize giydirdiği “özünden kopuk” yarı cahil, eziklikten kurtulamamış batıcı kafalılıktan kurtulamamışlar konuşur.
Haçlıların son eseri olan “Tarih Kitapları”nı içine sindiren, aşağılık duygusu girdabına düşmekten kurtulamamışlar, kurtulma çabası içinde olmayanlar konuşur.
Konu sadece Ayasofya olduğu halde, sağa sola kıvırttırıp,100 yıllık başka meseleleri de Ayasofya konusuna eklemleyen “şu neden yapılmadı, bu neden çözülmedi” diye o tarafa bu tarafa salvo atanlar konuşur.
“Milletim ha ekmeğini yemişim, Ha uğruna kurşun” söylemini yıllar önce çöpe atıp makam mevki peşinde koşanlar konuşur.
Ayasofya çözülmesi gereken bir konu iken çözülmüş ama bu durumu hazmedemeyen konunun yanına “Süleyman Şah Türbesi, Askerin başına çuval geçirilmesi” daha bilmem bitli çıkınlarında arayıp buldukları süfli düşünceye dayanan konuları gündeme getiren hazımsızlar konuşur.
Ayasofya’nın cami olarak ibadete açılmasından dolayı sanki sureti haktanmış gibi, “nasıl dolacak, kaç kişi gelecek, yakındaki Sultan Ahmet camii boş iken buraya gelen olacak mı?” Gibi gün görmemiş mazeret üretenler konuşur.
Ayasofya açıldı diye, Yunanistan’da Türkiye aleyhine miting yapılırken Ecevit’in ruhunu şad eden onun Yunanlılara övgülerinden söz eden “Sıla derdine düşünce anlarsın Yunanlı ile kardeş olduğunu” sözünü kendisine düstur edinenler Yunanlı ile adeta kardeş olduğunu sananlar konuşur.
Kendileri milliyetçi oldukları halde geçmiş tarihlerde Ayasofya’ya mersiyeler dizen Osman Yüksel Serdengeçti’yi sureta sevdikleri anlaşılanlar, Osman Yüksel Serdengeçti’nin feryadına kulak tıkamış görünen milliyetçi etiketliler de konuşur.
Türk-Müslüman kimliği taşıdıkları halde Türklük ve Müslümanlık konularına, içlerinde bulunan eziklikten kurtulamayan ve Türklük ve Müslümanlık konularından çekinen “Türküm ve Müslümanım, Türkün ve İslam’ın değerleri değerlerimdir” demesi gerekirken, birçok milli konuda “duymadım, görmedin, bilmiyorum” diye 3 maymunu oynayanlar konuşur.
Başka zaman ve başka vesile ile dile getirilmesi gereken, “dini hayatımızda ne değişti, değişecek, daha çok mu Müslüman olacağız? Vs” diyerek konuyu sulandırıp başka yöne çeken halkından milletinden kopuk okumuşlar konuşur.
Veya sözün kısası, her şeye, her duruma, her iyi şeye muhalif olan ve muhalif olmayı kendine meslek edinen kadrolu-müzmin, milli şuur fukarası, kendini (kimliğinde TC yazdığı halde) Türk ve Müslüman olarak ifade etmekten çekinip utanan bilmem neler.
En ufak bir meselede eskiden Marksist solcuların yaptığı gibi konuyu Atatürk’e, Atatürk’ün yaptıklarına ve laiklik konusuna getirip bağlayanlar, Atatürk’ten başka Türk tarihinde lider, hakan, başbuğ, sultan var mı yok mu pek bilmeyenler konuşur.
Dinimiz İslamiyeti toplum hayatımızdan çıkarma gibi süfli bir emelle dine ve din adamlarına karşı olan, hatta Arap harfleriyle yazılı diye binaların şafağında bulunan Osmanlı Armalarını dahi söken, Köylerde kasabalarda Osmanlıca yazan Türkçe kitapları, Arapça din kitaplarını meydanlara toplayıp yakan zihniyetin bu günkü artıkları da konuşur
Bütün bunlar elbette Ayasofya’nın tekrar ibadete açılmasına sevinemezler.
Hayatlarında; “ama fakat lakin ancak” kelimeleri olmadan cümle kuramayan, her konuya bir “ama” ile başlayan, başka bir cümle kuramayan kitap okumuş cahiller elbet memnun olmazlar.
Olumsuzluğun, muhalefet duygusunun karanlık girdaplarında gezen, “Ayasofya tüm insanlığın ortak mirasıdır” safsatasına sarılarak “dokunmayın eliniz yanar” demek istiyorlar. Ayasofya “dünya ortak mirası “ ise ve siz bunu içten gelerek söylüyorsanız o zaman siz de kendinizi bu milletten saymıyor. O halde siz de “dünya insanlarının ortak çocuğu vs.” misiniz? Böyle düşünen dünya mirasçıları elbet mutlu olmazlar.
“Daha önce neden açılmadı, neden bu güne kadar beklendi” diyen zaman fukaraları. O zaman sormazlar mı? “Siz neden 15 sene önce Ayasofya konusunda bir teklif getirmediniz?”, “Neden 50 yıl önce bir öneriniz olmadı” diye sorulur.
Bu sorular uzar gider. Bunu anlamayanlar, daha pek çok konuda olduğu gibi “şu neden olmadı, bu neden gelmedi, çok geç kalmış bir hareket” diye nakarat tutturanlar Ayasofya konusunu anlayamazlar.
Ayasofya konusunu diğer başka konularla ilişkilendirerek kirli çamaşır sepetinden eski bilgi, belge söz, yazı, video devşirip sosyal medyaya sürmek Ayasofya gerçeğini ne yazık ki örtemez. Bunlar boş şeyler, sadece bu işi yapanları tatmin eder.
Yeniliğe, yeni duruma açık olmayan kendi kısır ve sığ dünyasında debelenen insanlar yeni bir durum “Ayasofya açılmıştır” gibi karşısında şaşkın vaziyette eski duruma sımsıkı sarılıyorlar.
Bir hayırlı olsun demek çok mu zor.
İçinizde hayr’a dair biraz kırıntı yok mu?
Yunanlıyı, batılıyı, Rus kilisesini, Vatikan’ı anladık da size ne oluyor, siz hangi millettensiniz? Siz kimden yanasınız.
Açıkça söyleyin lafı dolaştırmayın.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.