Ömer Tansel
İklim değişikliği Türkiye'yi vurmaya başladı
İnsanoğlu her ne kadar son 200 yılda teknolojik ve bilimsel alanda çok sayıda atılım yapmış olsa da bu süre zarfında sahip olduğu tek yaşam alanı olan dünya’nın ona sunmuş olduğu nimetleri doymak bilmez bir iştahla tüketmeye devam etti. Kaynakları sınırlı bir dünyada sınırsız bir tüketimin esiri olan insanlık medeniyeti için çanlar çalmaya başladı. Çanların insanlık medeniyeti için çalmaya başladığının en açık belirtisi dünyanın giderek ısınması ve bu küresel iklim değişikliğinin sebebinin de bizzat insan olması. Küresel iklim değişikliğinin olumsuz yansımalarına dünyanın dört bir tarafında ve ülkemizin bir çok bölgesinde şahit oluyoruz. Hindistan ve Bangladeş büyük sel felaketleri yaşarken aynı zamanda Hindistan büyük bir su kıtlığı yaşıyor. Japonya’da yaşanan sel felaketinde 236 kişi yaşamını yitirirken yine Japonya’da yüksek sıcaklıklardan ölenlerin sayısı 80’i geçti. Komşumuz Yunanistan’daki orman yangınında binlerce dönüm orman arazisi küle dönerken 91 kişi yaşamını yitirdi. İsveç ve Kanada’da Orman yangınları günlerce söndürülemedi. Kanada’da aşırı sıcaklardan dolayı 90 kişi hayatını kaybetti. Gelelim Türkiye’ye Ocak ayından itibaren Tarsus, Birecik, Adıyaman, Diyarbakır, Kilis, Ankara, Kars, Bursa, Balıkesir, Trabzon, Kocaeli, Afyon,Rize, Antalya’da sel felaketleri yaşandı. En son büyük sel felaketini ise Ordu yaşadı. 500 bin insan bu sel felaketinden etkilendi. Köprüler yıkıldı ve Karadeniz sahil yolu tamamen trafiğe kapandı. Karadeniz bölgesinde bu büyüklükte sel felaketlerinin olmasının altında elbette insan faktörü var. Karadeniz sahil yolu 1990’lı yıllarda yapılırken bir çok uzman bu yolun derelerin denize akmasını önleyeceğini yolun bir tür set işlevi göreceğini belirtmişti. Buna rağmen proje de gelinen nokta itibariyle devam edilmesi kararı verildi ve bilim adamlarının yıllar önce söylediklerini bugün Karadeniz coğrafyası yaşıyor. Son yıllarda Karadeniz bölgesinde çok sayıda dere yatağı HES’ler sebebiyle tahrip edildi ve bununla birlikte maden yatakları sebebiyle binlerce ağaç kesildi. Ağaçların kesilmesi erozyonu arttırdı ve bu da toprak kaymalarına sebep oldu. Dere yataklarına yapılan binalar ve çarpık kentleşme derken doğa insanoğlundan intikamını almaya başladı. Ve bizler ülkece bu kafayla gidersek önümüzdeki dönem yüzlerce yeni doğal afetle karşılaşmaya devam edeceğiz. İstanbul gibi büyük kentlerde ısı artışlarından dolayı hortum görmeye alıştık. Betonlaşma artıkça şehirdeki ısı daha da artacak ve bunun sonucunda bugünden yaşamaya başladığımız büyük sel felaketlerini daha sık yaşamaya başlayacağız. 2050 yılına kadar 300 milyon insan ilkim değişikliği sebebiyle ülkesinden göç etmek durumunda kalacak. Yine 2050 yılına geldiğimizde ülke olarak bu hızla su kaynaklarımızı kirletmeye devam edersek su fakiri bir ülke olarak içecek su dahi bulmakta zorlanacağız. Bütün bu felaketler karşısında ülke olarak durumumuza baktığımızda gelmekte olan iklim değişikliğini kesinlikle görmekten uzak olduğumuzu söyleyebilirim. Türkiye kalkınma adına şehirlerini daha fazla betona boğmaya devam ediyor. Ormanlarını ve sahillerini korumuyor ve her geçen yıl tarım arazilerini kaybediyor. Tarımda dışa bağımlı bir ülke konumuna hızla itilen Türkiye’nin bugün bir gıda güvenliğinden bahsetmemiz mümkün gözükmüyor. Verimli Tarım arazilerine Termik Santraller kurma planları yapılan ülkemizde bu termik santrallerin havamızı daha da kirleteceğini ve on binlerce insanın her yıl solunum yolları hastalıklarından dolayı ölmeye devam edeceğini görmek istemiyoruz. Bu ülkeyi ve dünyayı bekleyen en büyük tehlike ne küresel ekonomik kriz ne de nükleer savaş olasılığı değil insanlığın yok oluşunu sağlayacak olan tek gerçek kriz küresel iklim değişikliği. Ülke olarak bizi yöneten siyasi karar vericilerden bugüne dek iklim değişikliği konusunda ülkece ne gibi hazırlıklarımız olduğuna dair her hangi bir söz işittik mi? Küresel çapta yaşanacak olan bu değişim karşısında ülkece hangi eylem planlarına sahibiz? Küresel iklim değişikliğinin sonuçlarından ülkece ağaç dikerek kurtulacağımızı sanıyorsak bu konuda büyük bir aldanışın içindeyiz demektir. Ülke olarak ekonomi politikalarımızdan enerjiye, eğitime kadar her alanda politikalarımızı küresel iklim değişikliğine uygun bir biçimde hazırlamak durumundayız. Fakat maalesef bugün için siyasi karar vericiler bu anlayışın çok uzağında kalıyorlar. Çevre sorunları halen bu ülkede üç beş çevrecinin problemi olarak algılanıyor oysa çevrecilerin ve uzmanların her uyarısı yaşanılan her felaket sonrası bir kez daha teyit ediliyor. O zaman karar bizim ya bugünkü gibi sınırsız bir tüketim anlayışıyla yaşamaya devam eder ve çok uzak olmayan bir gelecekte sınırlı kaynaklar için birbirimizi yok etmeye başlarız ya da ülkece kapımıza dayanmış iklim krizine karşı hazırlığımızı yapar tedbirlerimizi ve yaşam biçimimizi gözden geçiririz. Unutmayalım ki dünya 4.5 milyar yıl yaşında ve bugüne dek sayısız tür dünya üzerinde yaşadı ve yok oldu. İnsanoğlu da bu türlerden sadece biri dolayısıyla bir gün insan türünün yok olması da dünya için büyük bir kayıp olmayacaktır. Sözlerimi Kuran’ı Kerim’in şu ayetlerle ile bitirmek isterim:” Göğü Allah Yükseltti ve dengeyi o koydu. Artık dengeye tecavüz etmeyin. Sakın dengeyi bozmayın.”( Rahman Suresi 7/8)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.