Altın 6356.3 %0.2
BIST 14421.15 %0
Dolar 46.4428 %0.02
Euro 53.4159 %-0.34
Sterlin 61.4524 %-0.04

İstanbul Sözleşmesi Yaşatır

Türkiye’nin en önemli toplumsal meselesi hiç şüphesiz kadına yönelik şiddet meselesidir. Türkiye’de son iki hafta içinde basına yansıyan haberlere baktığımızda şunları görüyoruz: 1)Ünlü bir erkek oyuncunun birlikte olduğu kadını ağır bir biçimde darp etmesi 2)Erkek bir milletvekilinin öğretmen olan eşini darp etmesi.3)Halen görevde olan bir diğer erkek milletvekilinin 2018 yılında bir kadına dönük tecavüz iddiası sebebiyle partisinden istifa etmek durumunda kalması.4)Üniversite de görev yapan yüzlerce kadın akademisyen ve kadın üniversite öğrencinin sistematik bir biçimde erkek akademisyenler tarafından cinsel tacize maruz bırakıldığını ifşa eden yüzlerce paylaşımın sosyal medya üzerinden kadınlarca dile getirilmesi. Erkek akademisyeninden,Erkek milletvekiline toplumun en eğitimli erkek grubunun dahi çok açık bir biçimde kadına şiddet uygulayabildiği bir toplumda erkek şiddetinin sebebinin cehalet ve eğitimsizlik olduğunu söyleyebilmek mümkün gözükmüyor. Bu ülkede erkeğin kadına şiddet uygulayabilmesinin ve bu şiddet sonucunda her yıl yüzlerce kadının öldürülmesinin temel sebebi sadece ve sadece erkeklerin bunu hak olarak görmeleridir. Erkek çocuklarından itibaren önce babalarının annelerine dönük uyguladığı şiddete tanık olmaları ve bunun üzerinden babalarını rol model alarak başlayan bu erkeklik bilinci topluma hakim olan ataerkil zihniyetle bütünleşince erkeklik ideolojisi tamam olmuş olur. Bu erkeklik ideolojisi kadını yok sayan; kadının kendi başına birer şahsiyet olduğunu asla kabul etmeyen bir temele dayanır. Kadını erkeğe hizmet etmekle yükümlü ve de erkeğe ait birer eşya olarak gören bu erkeklik ideolojisi her yıl yüzlerce kadının öldürülmesinin de temel sebebini oluşturmaktadır. Her gün binlerce kadının erkek şiddetinin türlü türlü biçimlerine maruz bırakıldığı ülkemizde iki temel hukuki metin kadınları erkek şiddetine karşı koruma noktasında çok önemli işlevler yerine getirmektedir. Bunların ilki 6284 sayılı ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanun ikincisi ise 2011 yılında İstanbul’da imzalandığı için İstanbul Sözleşmesi olarak nitelenen “ Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile içi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” dir. Türkiye’nin 2011 yılından beri taraf olduğu İstanbul Sözleşmesinden çekileceğine dair basında çıkan haberler Türkiye’de yaşayan kadınlarımız için asla hayra alamet değildir. Zira İstanbul Sözleşmesine rağmen her yıl yüzlerce kadının erkek şiddetine maruz kalarak hayatını kaybettiği ülkemizde İstanbul Sözleşmesinden çıkılması durumunda ülkemizde var olan kadınlara yönelik şiddet vakaları çok daha yüksek seviyelere çıkacak kadınlarımız adeta erkek şiddeti karşısında devlet korumasından mahrum hale geleceklerdir. İstanbul sözleşmesinden hükümetin çekilmesi kadınların erkek şiddetinin kucağına itilmesi ile eşdeğerdir. İstanbul Sözleşmesine dönük eleştiri yapan ve sözleşmeyi manevi değerleri bozucu ; aileyi ortadan kaldıran birer metin olarak gören kişilere dönük olarak söylemiz gereken en temel karşı sözümüz şu olmadır; bu ülkede her yıl öldürülen yüzlerce kadının vebali sözleşmeye karşı çıkanların savunduğu toplumumuza hakim olan çarpık ve iki yüzlü namus ve ahlak anlayışının sonucudur. ”Ya benimsin ya toprağın” olarak özetlenebilecek olan erkeklik ideolojisi karşısında İstanbul Sözleşmesi kadınlara dönük koruyucu birer kalkan işlevi görmektedir. Türk toplumunun daha medeni bir toplum olabilmesinin tek yolu kadınların erkeklerle eşit birer vatandaş olarak görüldüğü toplumsal düzenin inşasından geçmektedir. Dünyanın medeni milletleri Kadın-Erkek eşitliğinin toplumun her alanında sağlanması adına çok çeşitli politikalar ortaya koyarlar iken ülkemizde kadının can güvenliğinin halen sağlanamamış olması büyük bir utanç kaynağıdır. Ülkemizde kadına yönelik şiddeti önlemek adına yürünmesi gereken daha çok yol var ; İstanbul Sözleşmesi başta olmak üzere kadınları koruyan kanunları bırakın ortadan kaldırmayı bu kanun ve sözleşmelerin daha işlevsel bir biçimde hayata geçmesinin önünün açılması gerekmektedir. En az 40 milyon kadının yaşadığı ülkemizde kadına dönük erkek şiddetini yok sayarak yaşamak yerine bu erkek şiddetini ortaya çıkaran erkeklik ideolojisi ile dolayısıyla ataerkil düzenle mücadele etmeyi temel hedef kabul etmeliyiz. Umarım İstanbul Sözleşmesinden çekilmesi gibi bir durumu asla yaşamayız zira böyle bir durumun ortaya çıkaracağı kaybın telafisi asla mümkün olamayacaktır. Kadınların bu ülkede daha güvenli bir biçimde yaşamalarının sağlanmasının vicdani sorumluluğunu taşıyan her vatandaşın İstanbul Sözleşmesinin yanında yer alması gerekmektedir zira kadınlarında meydanlarda haykırdı üzere:” İstanbul Sözleşmesi Yaşatır.”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ömer Tansel Arşivi