Köylünün sattığı deyince aklıma rahmetli dedemin kamışlı derede (Gamışlı dere) ( son gittiğimde çok mutlu olmuştum) yetiştirip sattığı üzümler geldi. Bununla ilgili hiç unutamadığım bir anımı paylaşmak istiyorum.
Rahmetlik dedem Hoca Ahmet Efendi özenle yetiştirdiği üzümleri mevsimi geldiği zaman toplar, onları ezilmesin diye bulduğu belki eski ama onun için değerli olan kasalara yerleştirir, sonra bulursa bir araba bulamaz ise hayvanların çektiği tahta araba ile önce köydeki evine sonrada hal binasının arka tarafında köylülerin ürünlerini sattığı yere getirirdi.
Dedem üzümleri satarken çok güzel şeyler söylerdi;
-Güllü bağın gül üzümüüüüü.. diye bağırır ve satardı.
Dedem üzümleri sattığı zaman mutlu olur, bende onun yanında olduğum için mutlu olurdum. Tabi ki birde sarı on kuruşlardan harçlık verdimi daha çok mutlu olurdum. Allah rahmet eylesin her zaman verirdi.
Belki üzümden gelen paraya ihtiyacı yoktu ama onu üretmek onlara bakmak, gözlemek, güzelini yetiştirmek onu mutlu ediyordu.”
Arabadan bahsetmişken değinmeden geçemeyeceğim büyük paralar vererek arabalar alıyoruz, fakat yine de önceki arabamızı özlüyoruz.
Acaba eski arabamızı mı? Yoksa eski arabamızda yaşadığımız mutluluğumu arıyoruz?
Göreceli bir kavram olsa da kişiden kişiye değişkenlik gösterebilmektedir.
Mutluluk ve mutsuzluk arasında çok ince bir çizgi bulunsa da, gerçekte birbirinden ayrılamayan ikili gibi düşünmeliyiz. Mutluluğun olduğu yerde mutsuzlukta mutlaka olacaktır.
Tuttuğumuz takım 88. dakikaya kadar önde gidiyor, 89 ve 90.ıncı dakikada arka arkaya 2 gol yediğimizde 88 dakikalık mutluluğumuz yerini mutsuzluğa, karşı tarafın taraftarları ise 88 dakikalık mutsuzluğunu mutluluğa dönüştürüyor. Dolayısıyla mutluluğun olduğu yerde mutsuzlukta yaşanılabiliyor.
Sizin hayatınızda mutluluk çok mutsuzluk az olsun.
Hoş kalın mutlu kalın.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.