Altın 6418.68 %1.19
BIST 14421.15 %0
Dolar 46.4307 %0.04
Euro 53.4604 %-0.32
Sterlin 61.5309 %0.09

Mutluluk üzerine…

İnsanın kendiyle kalması için bazen duyduğu bazen de okuduğu bir cümle ya da dinlediği bir müzik zemin oluşturur, ortam hazırlar.
Geçmişle yaşamak ne derece zaman kaybıysa insan için, gelecek hayaliyle avunmak da o derece faydasız bir eylemdir.
İnsan, kendiyle kalınca çoğu yerde ya geçmişini yargılar ya da geleceğinin hayalini kurar.
Oysa bu, insanın kendiyle kalması, içine bakması, kendine yönelmesi bahsinde belki küçük bir basamak hükmündedir.
Görev yaptığım birçok yerde kariyer günleri adıyla lise ve dengi okullara konferans vermeye gittim. Gençlere meslek seçimi konusunda dilimin döndüğünce tavsiyelerde bulundum. Orada gençlere özellikle vurguladığım husus; “sizi sizden daha iyi tanıyan kimse yoktur, meraklarınızı, heyecanlarınızı, korkularınızı siz bilebilirsiniz ancak.
Ve hayatınızın önemli bir virajında kariyerinize karar verirken sizi mutlu edecek şeye yönelmelisiniz.
Mutsuz insan, çevresini de mutsuz eder. Tıpkı mutluluk gibi mutsuzluk da bulaşıcıdır.
Ve ancak mutlu bir insan seçimini yaptığı kariyere kendisini bütün hücreleriyle, tam kapasite olarak verebileceğinden buradan gerçek manada bir başarı hikayesi çıkacaktır.” oldu.
Belki Yunus Emre’nin o herkesçe bilinen dizesindeki “asıl ilmin kendini bilmek” olduğuna dair vurguyu da bu düzlemde okumak gerekir.
Mutluluk deyip geçmemek lazım, tarihte hazcılık(hedonizm) olarak bilinen bir felsefe ekolü dahi vardır.
Bu arkadaşlar kabaca yaşamın gayesini acı, üzüntü ve kederden kaçmak şeklinde niteleyerek, mutluluk en büyük hazdır, en büyük mutluluk ise sürekli olandır derler.
Hazcılardan başka Aristo da, tüm insanların mutluluğu aradığını, mutluluğun insan yaşamının ereği/amacı olduğunu söyler.
Dolayısıyla mutluluk öyle kolayca yabana atılacak bir mesele değildir.
Her doğru tedavinin ancak doğru teşhisle mümkün olabileceği düşünüldüğünde, sizi neyin mutlu edeceğine de ancak kendinizi tanıyarak karar verebileceğiniz ortadadır.
Yine Aristo, varlıkların hayattaki işlevlerinin; kendi formunu elde ederek kendine özgü etkinliği yerine getirmesidir der ve insan-altı organizmaların bunu ortaya koymalarının doğal olarak gerçekleştiğini söyler.
Ama insanın “hayattaki işlevini” ancak kendi gayretiyle gerçekleştirebileceğini vurgular.(Aristoteles’te mutluluk kavramı, Sabri Büyükdüvenci, Felsefe Dünyası, sayı:9)
Hakikaten öyle değil mi?
Bir elma ağacının varlık aleminde kendine yüklenen işlevi yerine getirmesi için mevsimlerin değişmesi yeterlidir.
Buğdayın başak vermesi için hasat mevsimini beklemek gerekir ve bu sürede buğdayın ayrıca hiç birşey yapmasına gerek yoktur.
Ama insan öyle mi?
Ne kadar emek gerekiyor bir insanın yetişmesi için?
Yetişen bir insanın kendini bulması ve bilmesi için ne kadar çaba gerekir?
Kendini bulan insanın o mertebede kalması için ne gayret gerekir?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Uğur Özbek Arşivi

Görülmeyen kimseler

22/12/2023 08:20

Ateşle ilişkimiz

15/12/2023 07:45

Hapishaneden kaçış

24/11/2023 06:40