Ömer Tansel
Türkiye için Suriye'de yolun sonu göründü
2011 yılında başlayan Suriye iç savaşında yedi yılın sonunda ortaya çıkan tabloya baktığımızda Suriye rejiminin 2015 yılından itibaren Rusya’nın savaşa müdahil olması ile birlikte kaybettiği toprakların büyük bir çoğunluğunu yeniden kazanır ve gücünü arttırırken muhalif güçlerin ve cihatçı savaşçıların sahip oldukları toprakların büyük çoğunluğunu kaybettiğini görüyoruz.
Bununla birlikte Türkiye’nin iki kez gerçekleştirdiği askeri operasyonla El-Bab bölgesinde ve Afrin’de hakimiyet alanı tesis etmekle birlikte fırat’ın doğusundan başlamak üzere Irak sınırına kadar olan geniş bir bölgede Amerika’nın desteğinde bir Kuzey Suriye Federasyonun inşa edildiğini müşahede etmekteyiz.
Yedi yıl öncesinin birleşik Suriye’si bugün Amerika, Rusya, İran ve Türkiye tarafından nüfuz bölgelerine ayrılmış durumda olmakla birlikte çok yakında Rusya ve Suriye rejim güçleri tarafından İdlip’e düzenlenecek olan askeri operasyon ile İdlip bu yıl bitmeden Suriye rejimi tarafından tekrar egemenlik alanınına dahil edilecek. Türkiye’yi temsilen son birkaç ayda Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Mit Başkanı Hakan Fidan üst üste Rusya ile yapmış oldukları temaslarda İdlip meselesini masaya yatırdılar. İdlip konusunda Rusya Türkiye’ye İdlip’in Suriye rejimine ait olduğunu dolayısıyla bu bölgenin cihatçı unsurlardan temizlenerek Suriye rejimine iade edilmesi gerekliliğini bir çok defa ifade etti. Bununla birlikte Türkiye’yi bu denli endişeye sevk eden çok yakın bir zamanda başlayacak olan İdlip operasyonun Türkiye’ye dönük maliyeti meselesi oluşturuyor. Türkiye’nin uzun zamandan beri desteklediği muhalif unsurlar için İdlip dışında gidilebilecek bir yer kalmadı bununla birlikte Türkiye askeri bir operasyonun yeni bir sivil göç dalgası oluşturmasından endişe ediyor. Zira halihazırda 3.5 milyon Suriyeli sığınmacıya ev sahipliği yapan Türkiye’nin yeni ve büyük bir göç dalgasıyla karşılaşması Türkiye’nin mevcut sığınmacı problemini daha da içinden çıkılmaz bir hale getireceği açık bir biçimde ortada.
Türkiye için bu noktada çok fazla seçenek söz konusu değil zira idlip operasyonu Rusya ve Suriye rejimi tarafından muhtemelen en geç Ekim ayı içerisinde başlayacak dolayısıyla Türkiye her ne kadar İdlip’te bulunan muhalifler ve teröristlerin ayrılması gerektiğini belirtse de bugün için böyle bir ayrım yapılabilmesinin mümkün olmadığı çok açık bir biçimde gözüküyor.
Türkiye kendisine bağlı olan askeri unsurları Suriye içerisinde oluşturduğu kendi hakimiyet alanlarına taşıyabilir fakat bu sadece filmin sonunun biraz daha gecikmesi anlamına gelecek zira idlip operasyonu bittikten sonra Rusya,İran ve Suriye rejimi için sıra Türkiye’nin elinde bulunan Suriye’deki hakimiyet bölgelerinin Suriye rejimine devredilmesine gelecek. Nitekim Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov basına verdiği bir çok demeçte Suriye devletinin izni olmadan Suriye’ye giren devletlerin çıkması gerektiğini belirtti. Türkiye’nin Suriye konusundaki pozisyonun rejimin değişmesi meselesi olmaktan çıktığını çoktan söylemiz gerek bugün için Türkiye için temel mesele Suriye Kuzeyinde yer alan Kürtlerin özerkliği meselesi oluşturuyor. Suriye’de önümüzdeki dönemde ortaya çıkacak olan yeni anayasada Kürtlere dönük bir özerkliğin verilmesi ve yeni Suriye’de federatif bir yapının oluşturulması Türkiye’nin bugün için hiç de istemediği gelişmeler. Türkiye önümüzdeki dönemde Suriye konusunda şu dört soruyu kendisine sormak durumunda kalacak:
”1) Suriye rejimi ile karşılıklı diplomatik temas kurulacak mı?
2) Suriye’de kurulan hakimiyet bölgeleri konusunda nasıl bir politika izlenecek bu bölgeler Suriye rejimine devredilmeyecekse uzun vade de bu bölgeleri elimizde tutmanın maliyeti ne olacak?
3) Amerika ile Kuzey Suriye üzerinden yaşanan çatışma devam edecek mi Türkiye Kuzey Suriye Kürtlerinin özerkliğine dönük nasıl bir politika izleyecek?”
Türkiye açısından bu sorulara önümüzdeki dönem net bir biçimde cevap verilmesi gerekecek zira Suriye önümüzdeki dönemde Rusya ve Amerika arasında muhtemelen nüfuz bölgelerine bölünecek ve tabi bu bir çok defa vurguladığımız üzere federatif temelli yeni bir Suriye anayasası üzerinden biçimlenecek. Türkiye önümüzdeki süreçte Suriye’de var olan diplomatik süreçlerden dışlanmak istemiyorsa Suriye’ye dönük yeni ve gerçekçi bir vizyon ortaya koyabilmeli aynı anda hem Rusya ile hem de Amerika ile çatışan veya iki büyük gücü bugüne dek birbirine karşı kullanma politikası güden ülke olmaktan bir an evvel çıkmalı kendi gücünün sınırlarını bilen ve bu sınırlar dahilinde hareket eden bir ülke olarak hareket etmeli. Bu sayede geçmiş yedi yılda yaşamış olduğumuz büyük hayal kırıklıklarını Suriye özelinde bir defa daha yaşamamış oluruz.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.