(Gerek Genç Ülkücüler Teşkilatında, gerek Türk Ülkücüler Teşkilatında ve gerekse Büyük Ülkü Derneğinde faaliyetlerimizi sürdürürken elbette pek çok zorluklarla karşılaşıyorduk. Bizim yeteri kadar tecrübemizin olmamasına karşın, derneğe gelip gidenler de pek fazla bilgiye sahip değillerdi. Bu yüzden pek çok konuda eleştirildiğimizi hatırlıyorum. Fakat işin en garip yanı ise çok ilgi çekicidir ki bizi ve derneği en çok da derneğe seyrek gelip gidenlerle derneğimize hiç gelmeyenler ve kendilerim Ülkücü olarak görenler eleştirirdi. En ufak meseleyi problem ederler, bazen kendi aralarında, bazen de yüksek sesle “dernek çalışmıyor, dernek açılmıyor, teksir makinemiz var ne işe yarıyor, neden kullanmıyoruz” gibi eleştiri cümleleri kurarlardı.)
(Tabi bu arkadaşlar sadece geçerken pencereden baktıkları için, sadece pencereden içeride görebildikleri kadarına bakarak eleştiride bulunuyorlardı. Derneğe gelip faaliyetlere katılsalar, nelerin yapıldığını, nelerin yapılmadığını, ne gibi, zorluklarla karşı karşıya olduğumuzu elbette görebilirlerdi. Fakat bunu yapmıyorlar, dışarıdan sadece konuşuyorlar ve hiçbir katkıda bulunmuyorlardı.)
“Yüksek tahsilde okuyoruzdur; Yozgat’a geliriz, teşkilata hiç uğramayız. Şurada burada, kahve köşelerinde vakit geçirir mesele konuşuruz. Dernek yöneticilerini yetersiz buluruz. Pasif buluruz. Çalışmamakla suçlarız. Büyük şehirdeki faaliyetler gibi faaliyetler bekleriz. Ya da derneğin fikrini almadan işler yapar, duvarlara yazılar yazar, sağa sola afiş yapıştırmaya kalkar, hır gür ettiğimiz kahveye teşkilat olara gidilmeyecek diye karar alırız. Ne de olsa büyük şehirden gelmişsinizdir, “buyurun bir seminer verin, konferans verin, oradaki hareketin büyüklüğünden bahsedin, disiplini, lideri, başkanları anlatın ders alalım.” Demeye kalkarsınız. Ama bu işlere gelemeyiz, dizimizi kırıp oturamayız ki. Ama orada burada ahkâm biçmek daha kolay ve mesuliyetsizdir. Ondan sonra atlar arabaya gidersiniz. Teşkilat ne yaparsa yapsın. Yapılan aksi propagandayı temizleyebilirse temizlesin Sanki şartlar aynıymış gibi büyük şehirlerde yapılanlar burada da yapılmak istenir.”
(Orada bir dernek, bir ocak vardı. Bu ocak gittikçe büyüyor, gelişiyor ve güçleniyor ve bir çekim merkezi haline geliyordu. Yaptığımız seminerler ve sohbetler sonucu sayılarımız gittikçe artıyordu, orda bir güç merkezi oluşuyor ve her genç delikanlıyı cezb ettiği gibi büyüklerimizin de ilgisini çekiyordu. Gelen giden olduğu gibi, sokakta bulunan insanlarda fikren harekete katılıyorlardı. Bu arada bazı arkadaşlar kazandıkları Üniversite ve Yüksek okul nedeniyle çoğunluğu büyük şehirler olmak üzere il dışına gidiyorlardı. Bu il dışına gidenler arasında daha çok büyük şehirlerde okuyanlar Yozgat’a geldiklerinde nedendir bilinmez Ocak’a pek gelmezler ve uğramazlardı. Genellikle belirli kahvehaneler vardı oralara giderler sohbet ederler, geniş halkalar oluştururlar, büyük şehirlerdeki mücadeleden, yapılan işlerden söz ederler, kendilerinin katıldığı olayları anlatırlardı. Dernekte sohbet etme gibi bir yola hiç girmezlerdi. )
“Yazı yazılacaktır, dernekte herhangi bir iş vardır, bildiri dağıtılacaktır, afiş yapıştırılacaktır, ararsınız piyasada kimse yoktur. Sanki kıtlık. Ama yürüyüş, gece vardır veya buna benzer bir şey olur adamdan geçemezsiniz. O kadar çok emir veren, akıl veren, direktif veren, nutuk atmak isteyen, şiir okumak isteyen çıkar ki şaşırırsınız. Ne yapacağınızı bilemezsiniz. Kime ne diyeceğinizi kestiremezsiniz. Kimi küser kimi orayı terk eder.”
“Arkadaş Ülkücüdür, yazı yazmaya gelemez, gece dışarı çıkamaz, ama gece-program-piyes olunca o sokaktadır. Konuşması bile hazırdır. O kadar kısa zamanda hazırlanmıştır ki; Hayret edersiniz. Sorumluluk taşımayan işlerde herkes vardır. Fakat sorumluluk taşıyan işlerde, tehlikeli işlerde birkaç cefakâr Genç Ülkücü’den başka kimse yoktur. Yaptığınız programlarda, bir de; Ağabeylerinizden gelen tenkitler vardır. O da üstüne üstlük tuz biber olur. Tabi bunların hepsi de Ülkücülük adına yapılır. Ve takdir beklenir.”
(Pek tabiidir ki, herkesten aynı hareketi beklemek yanlış olur. Bazı fedakâr arkadaşlar, hiç yüksünmeden Ocak’la ilgili işlere koştururlardı. Ocağın açılması, Ocakta yapılan sohbetler, veya ocak dışında yapılması gereken işlere hep koştururlar, okullarındaki faaliyetlere de katılırlardı. Hareket bu arkadaşların omuzlarında yükselirdi. Bir de öylesine gelip gidenler vardı, bunlar da faaliyetlere vs. pek katılmazlar, görev almazlar, ama her hangi bir konu olduğunda da eleştirmekten de geri kalmazlardı. Tabi bu durumlar bizleri üzerdi. Üzülürdük ama yapacak bir şey de yoktu. Biz sohbet ve seminerlerimizle daha çok kimseye hitabetme onları hareketimize bağlama yolundan şaşmadan devam ediyorduk.)
“Otoriteye uyulmasından bahsederiz. Durumdan şikâyet ederiz ama işe gireceğimiz veya bir yakınımızı işe sokacağımız, davamızı yerleştireceğimiz, el altından kayıt yaptırabileceğimiz zaman merkezi otoriteyi, başkanı, teşkilatı, hiyerarşiyi unuturuz ve o iş kimin, hangi büyüğün elinden geliyorsa direkt temas kurar ve işimizi yaptırırız. İşi yapan da hiç sormaz ki; Sen kimsin? Derneğinin onayını aldın mı? İşe sokacağın adam derneğimize üye mi? Diye. Bunları o kişiye hatırlatınca kötü olursunuz. Bencil olursunuz. Derneği tekel altına almaya çalışıyor olursunuz.”
(Otorite konusu da bizim için çok karışık bir durumdu, herkes söz açıldığında otoriteden, sohbetten söz eder ama uygulamaya gelince otoriteyi sarsan disiplini ilk bozan yine kendileri olurlardı. Dernek içinde duruma hâkim olabiliyorken dernek dışında ne disiplin, ne otorite pek mümkün değildi. Herkes kendi kafasına göre bir disiplin çizer ve konu açıldığında onu dile getirirdi.)
Not: Koyu ve italik olarak yazdığım kısımlar 1975-76 yıllarına ait olup. Diğer parantez içindeki yazılarım ise o günler için bu gün yaptığım yorumları ihtiva etmektedir.