Petrarca, insanın kendisini geliştirebilmek için yalnızlığa ve sessizliğe ihtiyaç duyduğunu dile getirir. Yalnızlığın sanıldığı kadar olumsuz birşey olmadığını vurgulayan düşünür, yaratıcılık ve üretkenlik için bunun gerekli olduğunu savunur. İnsanın sonuç olarak mutluluğu arayan ve yaşamında buna ulaşmaya çalışan bir varlık olduğunu söyleyen Petrarca, mutluluğu ancak ruhu dış etkenlerden ve iç dürtülerden bağımsız kılmanın sağlayabileceğini ifade eder.

Her insanın yolu başkadır. Her insanın farklı hususiyetleri vardır. Dünyada yaşayan insan adedi kadar mutluluk çeşidi vardır. Her insan eşsiz bir hayat tecrübesine sahiptir. Her insan eşsiz, sadece kendine ait bir zamanı kullanmakta ve sadece kendine ait olan bir hayatı yaşamaktadır. Kimimizin çok sevdiğine bir başkasının kaşını kaldırıp bakmaması, kimisinin hoşuna gitmeyene ötekinin can atması bundandır. Amerikalı yazar Michael Chabon “daha önce yazılmış ve çok sayıda işlenmiş bir konuda roman yazmaya karar verdiğimde özgün olmak için kendimi zorlamam, benden öncekilerin; Tolstoy’un, Thomas Mann’in beni etkilemesine izin veririm, O’nlardan çok farklı birşey yazmaya çalışmam, çünkü hayattaki eşsiz tecrübem kaçınılmaz olarak araya girip öncekilerden farklı bir iş çıkarmamı sağlayacaktır.” der. İşte sahip olduğumuz bu eşsiz tecrübe duygularımızı, hayata bakışımızı, mutlu olduğumuz ya da olmadığımız herşeyi temelinden etkiler.

Her insanın yolculuğu başkadır, her insanın istikameti başkadır, yönü başkadır. Her insanın yolculukta kullandığı vasıta başkadır. İçsel yolculuktan söz ediyorum elbette. Petrarca’nın dediği gibi, ruhun özgürlüğünden, sessizlikten ve mutluluğa ulaşmaktan söz ediyorum.

Size eşsiz bir tecrübemden söz etmek istiyorum; içsel yolculuğumu hızlandıran, tercih edilmiş yalnızlığımda kendimi bulmama yardımcı olan, beni dünyadayken dünyadan soyutlayan, benim için farklı bir aleme kapı açan bir şeyden söz edeceğim şimdi. Bir motosiklet aldım bundan 6 ay kadar önce. Trafikte seyir halindeyken ortalama her erkek, bir motorlu gördüğünde iç geçirebilir, ona heveslenebilir. “Benim merakım da acaba gelip geçici bir heves midir” diye sorsam da kendime, bunun cevabını motoru alıp üzerine bindiğimde verebilecektim, biliyordum. Bir belgeselden öğrenmiştim; insanın kendini tanıması için meraklarının peşinden gitmesi, sınırlarını zorlaması, alışılmış kalıpların dışına çıkması gerekiyormuş. Ben de alışılmış kalıpları bir kenara bırakıp aldım ‘chopper’ımı.

Gelip geçici bir heves değilmiş bunu motoru kullanmaya başladığım ilk anda anladım. Uzun yolculuklara çıktım. Yolu, rüzgarı, güneşi, ağacı, kokuyu hissettim. Daha önce hiçbir yolculukta farketmediğim, şehirlerin, kasabaların, köylerin ayrı ayrı kokuları olduğunu motor yolculuklarımda farkettim. Her yerin gidilebilir, her yolun alınabilir olduğunu motorumla anladım. Kaskımı takıp atlayınca motorumun üstüne dünyanın küçüldüğünü ve arkamda kaldığını gördüm. Adeta kapalı bir kutu içinde, muhtemelen makul düzeyde açılan bir müzik eşliğinde ve serinlemek için camı aralamak yerine klimayı açmanın tercih edildiği otomobil yolculuklarında hiç bir şehrin kokusunu duyamazsınız mesela. Bu yolculuklarda sonuca odaklanır ve bir an önce ulaşılmak istenen menzile varmak arzulanır, yani bu yolculuklar sonuç odaklıdır. Oysa motor yolculukları yolu hissetmeyi, anda kalmayı, viraj alıp yokuş tırmanırken ya da Domaniç ormanlarından geçerken duyguyu önceler ve sürece odaklanır. Varmak çok da amaçlanmaz motor yolculuklarında, eninde sonunda varılır çünkü. Ama yoldan tek başına, rüzgarı kucaklayarak, ağacın kokusunu alıp, akarsuyun sesini duyarak hatta hatta asfaltı en küçük çakıl taşına kadar hissederek geçmek sadece o ana özgüdür. Motorla hemen kontağı kapatıp heybende varsa –ki vardır- bir kahve molası verebilirsin mesela. Ya da motorunun üzerine uzanabilirsin sırtüstü gökyünü izlemek için. Doğanın içinde motorunun üstünde. Bir terapidir; motor yolculuğu.

Petrarca’nın –buna ihtiyacı yok ama- haklı olduğunu, insanın ruhunun derinliklerine inebilmesi için tercih edilmiş bir yalnızlığa ve sessizliğe ve ruhunun dış etkilerden arındırılmasına ihtiyaç duyduğunu motor yolculuklarımla farkettim. Ya da Michael Chabon’un insanın eşsiz tecrübesine vurgusunu, bana benzersiz bir tecrübe katan motorumla daha iyi anladım.

Her insanın içsel yolculuğa çıkması başkadır, çıkış yolu başkadır. İçsel yolculuğunuz için kendi “motorunuzu” tanımanıza fırsat verin...