Hazırlık Tamam… Bir Tek Biz Eksik!”
“Ramazan geliyor; peki biz gelebiliyor muyuz?
Sokaklarda bir telaş var… Caddelerde renkli ışıklar, çarşı pazarda hurma tezgâhları, evlerde tencere kokularına karışan bir heyecan… Ramazan geliyor. Bir ay boyunca baş köşemize oturacak bir misafir adeta. Gelenek böyledir; misafir gelince hazırlık yapılır. Sofra kurulur, ev toparlanır, gönüller açılır.
Ev tamam ama içimizin evi? Tencereler kaynıyor ama kalbimizin kıvamı tutuyor mu? “Hoş geldin” demeye ne kadar hazırız?
Ramazan sadece aç kalmak değildir; açlığın insana tuttuğu bir aynası vardır. İnsan o aynaya bakınca nefsini görür. İlmin söylediği gibi: İnsan, kendini tanıdığı kadar özgürdür. Felsefenin öğrettiği gibi: Nefsini bilmeyen, dünyayı da bilemez. Dinimizin anlattığı gibi: Bir gönlü incitmek, bin Kâbe’yi yıkmak kadar ağırdır.
Öyleyse soralım kendimize; sevgi, merhamet, hoşgörü hangi raflarda tozlanıyor? Dedikodu ne zamaniftar açıyor? Alışveriş listesine ruh yazmayı unutmayalım. Sofralar dolarken inşallah kalpler boş geçmez!
Gerçek iftar; nefisle yapılan barış olmalı!
Sofralarımız kalabalık olabilir ama gönüllerimiz kaç kişilik? Aynı sofrada buluşmak için egomuzu kapının dışına bırakabilecek miyiz? Birlik ve beraberlik, sadece yan yana oturmak değil; aynı kalbe doğru yürümektir. Biz yan yana duruyoruz belki ama aynı yöne bakabiliyor muyuz?
Hırslarımız, kinlerimiz, nefretin karanlık kıvrımları… Bunlara Ramazan merhem olacak mı? Yoksa biz merhem olmaktan kaçtıkça yaralar daha da mı derinleşecek?
Ramazan, ruhun rehabilitasyonudur; kalbin dışarıdan kimsenin göremediği odalarını havalandırma mevsimidir.
Toplumsal olarak paylaşmayı yeniden hatırlayacak mıyız? Komşusunun kapısını çalmayı, bir yetimin başını okşamayı, bir garibin sofrasına sessizce katkı koymayı… Bunlar sadece kültürel alışkanlıklar değil; insanlığın çekirdeğinde saklı değerlere yeniden dönüş yolculuğudur.
En önemlisi… Bayram sabahına geldiğimizde, ruhumuzun aynasına baktığımızda şu sorunun cevabı bizden kaçar mı:
“Bu ay seni değiştirdi mi?”
Dışarıdaki biri bize, “Sende bir başka hâl var, galiba Ramazan’a uğramışsın” diyebilecek mi?
Eğer bunu dedirtebiliyorsak, işte o zaman bayram sadece takvimde bir gün değil; içimizde açan bir seher olur.
“Ramazanda açlığa sabretmek kolay; asıl zor olan, öfkeye, kırgınlığa, kine, nefrete, hırsa ve dilin aceleciliğine sabretmektir.
Ay bittiğinde bir değişim olmadıysa, mesele oruç tutmak değil, oruca teslim olabilmekte gizlidir. Eğer Ramazan bizi dönüştürmediyse, belki de biz Ramazan’ın kapısına sadece uğrayıp geçtik. Oysa asıl davet, sofrada değil, insanın içindedir. Hâlâ telafi etmek için koca bir ay var.”