“Benim gittiğim okulun sınavları çok zordu. Bu sınavlar bence zora alışmamın ötesinde özgüven eksikliği, stres, kaygı, mutsuzluk ve kendimi başarısız hissetmeme neden oluyordu. Çalışmama rağmen başaramamam, ilk zamanlarda sadece hırslandırıyordu ama zamanla bu durum bir soruna dönüştü: öğrenilmiş çaresizlik. Çalışmama rağmen hedeflediğim sonuca ulaşamamam bana normal gelmeye başlamış, başarısızlığa hayal kırıklığına alışmış, kendimce kabullenmiştim.” (Okuyucularım, okul yerine dershane veya kurs öğretmeni de diyebilir, değişen bir şey olmaz.)

Yukarıda okuduğunuz paragraf, henüz 8. Sınıfı tamamlamış olan bir öğrencinin “Sen Bir Sınav Öğrencisisin.” yazısından hiç bir harfine ve kelimesine dokunmadan alınan kısa bir bölüm. Siz ne anladınız bilemem ama benim içim acıdı. Yıllardır benzer konularda yazan bir eğitimci olarak öğrencinin teşhisi karşısında ezildim. “Bir öğrencinin gördüğünü eğitim uzmanları ve eğitim yöneticileri nasıl fark etmez.” diye kahroldum. Günümüz anne babalarından ve öğretmenlerinden -bilinçli yaklaşan azınlığı tenzih ederim- bir şey anlayacaklarını beklemiyorum, onların getirdiği nokta bu zaten.

Aynı yaşlarda bir başka öğrencinin sınav salonundan çıktıktan sonra, “Onca zaman ve harcadığımız onca emek bu kısa süre içinde alacağımız netice için miydi?” hayıflanması yine eğitimciler ve ebeveynlerin düşünmesi gereken önemli bir tespit.

Geçmiş bir ay içinde ülkemizin en zor sınavlarından olan LGS ve YKS gerçekleşti. Sonuç ortada hüsrana uğrayan binlerce çocuk, her türlü maddi zorluklara rağmen çocuğunun iyi eğitim alması çabasından mahrum kalan binlerce anne, baba!

“Bu daha ne kadar devam edecek?” diye düşünmeden edemiyor insan. Genç neslin, çocukluk ve gençliklerini yaşatamadığımız gibi, onların geleceği ile ilgili de bir şey yapamamanın çaresizliği içindeyiz ne yazık ki.

Öyleki;

Ülkenin eğitim sistemini sınava odaklayıp öğrencilerin eğitim-öğretimden mahrum kalmasına mı?

Öğrencilerin bireysel yeteneklerinin ortaya çıkarılmasına fırsat verilmemesine mi?

Heder edilen 8 ve 12 yıl gibi geçen zamana mı?

Ailelerin bütçelerini zorlayarak özel kurs ve dershanelere verdiği ücretin boşa gitmesine mi?

En önemlisi de çocukların çocukluk ve gençliklerini yaşayamadıklarına mı yanarsın?

Kısaca temel noktalarına işaret etmeye çalıştığım bu konuda, her bilinçli insanın onlarca yeni madde ekleyerek kayıpları çoğaltacağını tahmin ediyorum.

Bildiğim başka bir gerçek var ki o da: günümüz anne, baba ve eğitimcilerindeki mevcut zihniyetle gelecek oluşturulamayacağıdır. Dolayısıyla bu eğitim sistemini değiştirme veya geliştirmeye kalkışmadan önce toplumsal zihniyet değişikliğini gerçekleştirme konusunda daha fazla zaman kaybetmemeye odaklanmalıyız.

Yukarıda iki öğrenciden alınan örnek düşünceleri sizlerle paylaştım. İlki, normal şartlarda oldukça başarılı bir öğrencinin sınav hazırlık dönemine girdiğinde düşürüldüğü durum, ikincisi ise eğitim-öğretim süresince harcanan emek ve zamanın ne kadar anlamsız bir noktaya odaklandırılmasına isyan gibiydi.

Unutulmamalıdır ki hiçbir zorlama -bilinçli emek demiyorum- insanı kapasitesinin üstünde bir başarıya ulaştırmadığını yaşayarak görüyoruz. Anne, baba, öğretmen ve eğitim yöneticilerinin başarıyı yakalama unsuru olarak kullandıkları baskı ve zorlamaların çocuklarımızı psikososyal olarak ne durumuna düşürdüğünü görmenin yanında, hayat boyu izlerini taşıdıklarına şahit oluyoruz. Başka unutulmaması gereken husus ise, karşılığı alınabilen faaliyetlerin insan indinde değer bulduğudur.

Çocuklarımızın geleceğini birazcık düşünüyorsak, bir an önce mevcut durumu terk edip çocuklarımıza yakışır, insanın yapısına uygun eğitim altyapısını oluşturmamız gerekmektedir.