10 Muharrem, Kerbelâ'yi Anlamak ve Hüseynî Duruş

Yâd ettim Kerbelâ'yı bir efkârlı dem geldi,
Göze nem, gönle elem, kalbime mâtem geldi,
Kan ağlayan Güneş'in hüznü ufka değince;
Kızıla döndü şafak, Mâh-ı Muharrem geldi.
Dr. Mehmet GÜNEŞ

Kerbelâ'yi anlamak; Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Sevgili Torunu tarafından günümüz için de yazılmış izzet, hikmet ve ibret dolu bir nübüvvet mektubu olduğunu aslâ unutmamaktır.

Kerbelâ'yi anlamak; Hz. Hüseyin Efendimiz (r.a.) ve arkadaşlarının uğruna can verdikleri ve hiçbir zaman izinden ayrılmadıkları yolun Hz. Muhammed Mustafâ'nın (s.a.v.) yolu olduğunu hatırımızdan çıkartmamaktır.

Kerbelâ'yi anlamak;
Hz. Hüseyin Efendimiz’in (r.a.) cânı pahasına yazdığı bu nübüvvet mektubundan mezhebi ve meşrebi ne olursa olsun her Müslümanın alacağı çok önemli dersler sebebiyle, bizim asıl meselemiz Kerbelâ’yı “şeklen anmak” değil, “verdiği mesajları hakkıyla ve hakîkatleriyle idrak etmek” ve hayâta taşımaktır.

Kerbelâ’yı anlamak; Allah Resûlü’nün (s.a.v.) üzerindeki toprak kurumadan, Peygamber Nesli’nin bir kısmı henüz yeryüzünden çekilmeden; saltanat hırsının, kabile-kavim asabiyetinin, mal-mül-makam ve mevkî iştihâsının nasıl İslâm’ın mukaddes değerlerinin ve Peygamber hâtırasının önüne geçtiğini, Müslümanların neden bu hâle geldiğinin sebeplerini künhüyle anlamak, mezardakilerin pişman olduğu; şirk, küfür, insan öldürme, zulüm, düşmanlık, dünyaperestlik, nefsânîlik, asabiyecilik, fâsıklık vs. gibi cürümleri, bâtıl ve yanlış işleri yeniden icrâ etmemek, yeni pişmanlıklar ve düşmanlıklar üretmemektir.

Kerbelâ'yi anlamak;
yeni "kerb ü belâ"ların fitne ateşi söndürmek için; zâlime, zulme ve adaletsizliğe rızâ göstermeyen Hüseynî tavır ve duruşu rehber edinmektir.

Kerbelâ’yı anlamak târihî acılardan yeni acılar devşirmemek, hüzünleri yeni hazanlara tebdîl etmemek ve yüreklerimizi "sahrâ-yı Kerbelâ”ya dönüştürmemek için; Kerbelâ’nın geleceği inşâ eden bir mektep olduğunu bilmek ve bu okulun hikmet öğretisiyle gönül kapılarımızı ardına kadar bütün mü’minlere açmak Hz. Hüseyin Efendimiz’in (r.a.) sâdece yasına değil, Hüseynî duruş mîrasına da sâhip çıkmaktır.

Kerbelâ’yı anlamak; 10 Muharrem’den; öfke, kızgınlık, tefrika, nefret ve kan dâvâsı üretmek değil; sağduyu, sekînet, müsâmaha ve muhabbet tedrîs etmek; ayrılık, düşmanlık ve çatışma değil, birlik, beraberlik ve dayanışma tesîs etmek, her türlü kutuplaşmayı bir tarafa bırakıp kesretten vahdete kapılar açıp köprüler kurmak, kardeşlik şuurunu ayağa kaldırıp Müslüman yürekleri tek bir vicdâna dönüştürmektir.

Kerbelâ’yı anlamak; Muharrem’in hatırına muhabbete kin katıp, yüreklere yeniden kin ve nefret tohumları ekmek değil; Muhammedî muhabbeti çoğaltarak kîni Muharrem’de eritmek ve Hüseynî bir duruş ortaya koymaktır.

Kerbelâ’yı anlamak; dalâletten hidâyete, kesretten vahdete, husumetten muhabbete, zilletten izzete, nefretten ibrete, lânetten meveddete, adavetten uhuvvete, zulmetten saâdete, vahşetten fazîlete, meskenetten cesârete, döneklikten sadâkate, ihanetten şehâdete, esaretten hürriyete, ganimetten hakikate, asabiyetten adâlete, dünyevî servetten ebedî ticârete giden kutlu yolu, doğru istikâmeti bulmak, yüzyıllardır bu topraklarda zâlimin, fasığın ve korkağın adının Yezid, mazlumun, muttakînin ve şehitler serdârının adının Hüseyin olduğunu bilmek ve her hâlimizle Hüseynî olmaktır.

Kerbelâ’yı anlamak; Hz. Hüseyin Efendimiz’i (r.a.) hakkıyla tanıyıp her hâliyle örnek almak; Hüseyince görmek, Hüseyince durmak, Hüseyince davranmak, Hüseyince yaşamak ve hesâbî değil, hasbî olana sâhip çıkıp Hüseynî bir duruş ortaya koymaktır.

Hüseynî duruş; Kur’ânî ölçüleri, Muhammedî ahlâkı, Haydâr-ı Kerrâr yiğitliğini, ilmî ve irfânî güzelliklerini hayat/ımız/a taşımaktır.

Hüseynî duruş; haksızlık karşısında susup “dilsiz şeytan” olmayıp, "eliyle ve diliyle" müdâhil olmayı, zâlimlere karşı doğru bildiklerini eğip bükmeden yiğitçe söyleyerek; “emr-i bi’l-ma'ruf ve nehy-i ani’l- münker” (İyiliği emretme, kötülükten alıkoyma) düsturunu her durum ve her şartta dile getirmeyi, “En büyük cihâdın zâlim idarecinin yüzüne hakkı haykırmak” olduğunu bilmeyi, bunu “kâl” olmaktan çıkarıp “hâl”e dönüştürmeyi, en samimi duygularla zâlimlere karşı çıkmayı ve

“Yâre-i aşk ile âh eyle sen dem-be-dem,
Her Hüseynî meşrebe Kerbelâ’dır bu âlem.”

diyerek kıyâm edebilmeyi "ete kemiğe büründürmek"tir.

Hüseynî duruş; önce Hüseynî inanç, şuur ve irâdeyi, sonra Hz. Hüseyin'in (r.a.) yasını tutmayı, hüznünü ve ağlamayı gerekli kılmalı, bir başka ifâdeyle Hüseynî duruş; önce Hüseynî ahlâk, amel ve eylemi, sonra his, duygu ve söylemi öne çıkarmaktır.

Hüseynî duruş;

“Çemenzârı inciten her belâdan uzak dur
İçindeki bin yüzlü Kerbelâ’dan uzak dur”

diyen şâir sözünü hayat düsturu yapmak ve nefs-i emâreden nefs-i kâmiline giden zorlu yolu hakkıyla tamamlamaktır.

Hüseynî duruş; zâlimin tam karşısında dururken mazlumun yanında yer almayı, "Firavunun karşısında olmak yetmez, Mûsa'nın da yanında olmak gerekir" ölçüsüne sâhip olmayı, zulme ve adaletsizliğe karşı sonu şehâdetle biten bir kıyâma baş koyarken; “Kim var? diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan 'Ben varım!' cevabını vermeyi, benim olmadığım yerde kimse yoktur!’ fikrini besleyen bir dâva ahlâkını” sertâç etmeyi gerektiren ve bileği "alp”, gönlü ve yüreği "eren” olanlara masus bir fazîlet ve şehâmet destânıdır.

Hüseynî duruş; ölümü öldürmek için ölümsüzlük sâhiline atılmış ölümüne bir adımdır.

Hüseynî duruş; zâlimlerin aşamadığı dağ, mazlumların nasiplendiği bağ ve kıyâmete kadar insanlığın ufkunu aydınlatacak Muhammedî bir çerağdır.

Her hâlimize Hüseynî bir duruşa sâhip olmamız ve Kerbela'yı hakkıyla anlamamız duâ ve niyâzıyla;
HAYIRLI CUMALAR...
BÂKÎ SELÂMLAR...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mehmet Güneş Arşivi

Necip Fâzıl

27/05/2026 01:30

Annelerimiz

11/05/2026 01:40

Hıdırellez

07/05/2026 02:20

Gül’ü Anlamak - 4

26/04/2026 02:40

Gül’ü Anlamak - 3

25/04/2026 01:50