Seymur Verdizade

Seymur Verdizade

Dedemin Kabrini Dümdüz Eden O Alçağı Nasıl Affedeyim?

Ben ebedi düşmanlığa karşıyım. Bütün savaşlar nihayetinde barışla biter. Yüz Yıl Savaşları’nın tarafı olan iki halkın torunları, bugün artık birbirleriyle kız alıp kız veriyor, akraba oluyorlar...
Ancak Azerbaycan Türkleri ile Ermenilerin yakın gelecekte can ciğer, tek yürek olacağına inanmıyorum. Günün birinde bekar gençlerimizin, Haykanuş’un tıpkı kendisine benzeyen kızına aşık olacağı ihtimali ise aklımın ucundan bile geçmiyor. Bizim kızlarımıza kurban olayım; onlar, Sovyet ideolojisinin en sert estiği 20. yüzyılda bile Ermeni erkeklerine dönüp bakmadılar, onları insan yerine koyup kaale bile almadılar...
Başına inen o “Demir Yumruk”tan sonra düşman nihayet aklını başına topladı. Ermenistan’da yapılan parlamento seçimleri de bunu bir kez daha kanıtladı. Ermeni halkı, barış yanlılarına oy vererek savaşa karşı olduğunu gözler önüne serdi. Biz Azerbaycanlılar da zaten hiçbir zaman savaş istemedik. Düşmana sıkacağımız kurşuna harcayacağımız o para, bize yakıp yıkılanı yeniden inşa etmek, üretmek için lazım. Nitekim biz bugün o paralarla Karabağ’ı baştan ayağa imar ediyor, güzelleştiriyoruz. Bölgeye gidip görenler bilir; canımız Karabağ’ın çehresi her geçen gün daha da değişiyor. Ermenilerin yakıp yıktığı, harabeye çevirdiği o topraklar, insan eliyle, insan nefesiyle yeniden hayat buluyor. Yeşil ağaçların dallarında artık bülbüller şakıyor. Bunca güzelliğin ortasında dönüp de bir Ermeni’ye kurşun sıkmak, reva mıdır, insaf mıdır?!
Dostlarım, meslektaşlarım sık sık soruyor: “Cıdır Düzü’nde muğamların yankılandığı, Hankendi’nde evlatlarımızın ders başı yaptığı, Ağdam’da manevi babamızın Kur’an-ı Kerim okuduğu bu güzel ve huzurlu günlerde, yazılarında neden hâlâ Ermenilere öfke ve nefret kusuyorsun?”
Doğduğum Cebrayıl reyonu, 1993 yılında Ermeniler tarafından işgal edildikten sonra başımıza gelmeyen musibet, çekmediğimiz acı kalmadı. Bu konuda çok konuşup çok yazdığımız için sözü uzatmadan doğrudan sadede gelmek istiyorum.
Tam yirmi yedi yıl sonra ata yurduna dönen insanlarımız, Ermenilerin viraneye çevirdiği evlerini görüp gözyaşı döktükten sonra, hemen azizlerinin uyuduğu kabristanlara koştular. Fakat karşılaştıkları manzara korkunçtu. İşgal döneminde Ermeniler, köylerimizin büyük bir kısmında mezarlıkları dümdüz etmiş, toprakları adeta sürmüşlerdi. Bununla da hırslarını alamayan barbar düşman, sevdiklerimizin, ecdadımızın kemiklerini mezarlarından çıkarıp torbalara doldurarak Ermenistan’a götürmüştü. Şahsen biz, dedem Nurullah kişinin kabrini bulabilmek için günlerce, aylarca didindik. İşgal öncesi dönemden hafızamızda kalan tek bir ağaç ve iki çalının yardımıyla nihayet dedemin yattığı yeri tespit edebildik. Yazının sonunda göreceğiniz fotoğraflar, bu anlattıklarımın en acı, en canlı kanıtıdır.
Şimdi size soruyorum: Dedemin kabrini sabanla sürüp yok eden, kemiklerini sızlatan o alçakları ben nasıl affedeyim?
Ben demiyorum ki her birimiz elimize birer tüfek alıp Ermenilere kurşun sıkalım. Benim dediğim şudur: Düşmanı evlatlarımıza, sonraki nesillere olduğu gibi, tüm çıplaklığıyla tanıtalım. Gelecekte bir gün Ermenilerle komşuluk ya da arkadaşlık edecek olsalar bile, ellerindeki sopayı asla yere bırakmasınlar, tedbiri elden kaçırmasınlar...

whatsapp-image-2026-07-02-at-12-51-29whatsapp-image-2026-07-02-at-12-51-29

whatsapp-image-2026-07-02-at-12-51-30

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Seymur Verdizade Arşivi