Yirmi yedi yıl süren hicran, hasret yaraları vuslat merhemiyle şifa buldu. Kavdar kehrizinin gözyaşı gibi sapsarı, dupduru suyu susuzluktan kavrulan yüreğimizi serinletti. Cebrail’de esen serin rüzgar kalbimizi okşadı, gönlümüze huzur bahşetti.
Biz Karabağlılar bu günü yirmi yedi yıl bekledik. Doğup büyüdüğümüz yurda kavuşma arzusuyla yanıp tutuştuk. Yazın iş arkadaşlarımız memleketlerine, köylerine gittiğinde gizli gizli onlara gıpta ettik. Kışın yurt köşelerinde üşürken, üzerinde kestane kızarttığımız odun sobamızı hatırlayıp duygulandık. Günde en az yüz defa dolup boşaldık. Nemli gözlerimizi birbirinden gizlemek için yüzümüzü yana çevirirdik. Ama doğup büyüdüğümüz yurttan asla yüz çevirmedik. O topraklara döneceğimize olan inancımızı bir gün bile kaybetmedik.
Türkiyeli okurlarımıza bir sır vereyim. Göçmenliğin ilk yıllarında dünyadan göç eden azizlerimizin mezar taşlarını eğri, geçiciymiş gibi koyardık. Bir gün halk ozanlarımızdan, aksakallarımızdan birine bunun sebebini sordum. Cevabı şöyle oldu: “Mezar taşının eğri konulması, onun geçici olduğuna işarettir. Döndüğümüzde ölülerimizi de kendimizle götüreceğiz.”
Meğer sadece dirilerimiz değil, ölülerimiz de doğduğumuz yurda döneceğimiz günü bekliyormuş...
Yirmi yedi yıl bir asır kadar uzun sürdü. Ermeniler baba ocağım olan Karabağ’ın Cebrail ilçesindeki Han Çınar’ı kestiklerinde kalbimize dağ çektiler. Evimizin kapı penceresini Araz’ın öte yakasında birinin bağında bahçesinde gördüğümüzde yüz defa ölüp dirildik. Paşinyan “Cebrail’e yol yapacağıyız” dediğinde yüzümüzü yerin göğün sahibine dönüp “Bize güç, kuvvet ver” dedik. Allah halkımıza, Ordumuza öyle bir güç ve kuvvet verdi ki, 200 yıllık problemi 44 günde çözdük. “Demir Yumruk” düşmanın başına inip onu diz çökmeye mecbur etti. Başkomutan’ın kararlılığı, Ordumuzun şecaati sayesinde Karabağ, Doğu Zengezur işgalden azat edildi, düşman tarumar oldu. Cebrail’e yolu biz kendimiz yaptık.
Birkaç gün önce o yoldan Cebrail’e gitmiştim. Şehitlerimizin kabirlerini ziyaret ettim, temiz dağ havasını ciğerlerime çektim, Soltanlı’nın o canım tepelerini gezip dolaştım.
Köyümüzdeki en yüksek tepenin başına çıkıp, Cebrail’e yol yapmak isteyen Paşinyan’a seslendim: “Ben Karabağ’dayım, sen neredesin?”
Sesime ses vermedi.
Çünkü çok uzaktaydı. O, Karabağ’ı artık ancak rüyalarında görür…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.