Rıfat Çakır
Gırmızı Sitilleme
Rahmetlik anam bıldır epey bi bekmezle pelve gaynattı. Yağmır öyle boldu ki, gırmızılar dam boyuydu. Helede hazın damının ardındaa uçan ahırın yerine ekdiğimiz nerdeyse bi vagınat çıhdı. Küpler, çanahlar, guşşeneler, ilaençeler, vitayağ gutuları, helkesi-boducu pelve doluydu. Angare’deki, Isdanbıl’daki ahrabalarımızaca pelve gönderdik.
Ötaa seneki toomların içi niyeyse boşudu. Tek tük töredi, o da yimemize bile yetmedi. Bu Mübareklerin toğmunu Pendiryemez’den getirdik. Çiğnediğmiz şiflerinden bi uruplaa toğom aldıh. Ondan soona koyde herkes bizden götürüp ekerdi.

Rahmetlik Anam bek ıhdısatlı ve işçimanıdı. Bişirdiği yenir, gonuşduğu dinnenirdi. Ekmaa-aşı datlı, evi-barhı petek gibi tertemiz olurdu. Bukdüğü sini, dürdüğü pahlavu, etdiği çörek emsalsizidi. Gaç yımırtıya gurk yatırırsa yatırsın, ite-kediye gaptırmaz, ziyan etmeden töredirdi.
Nisan başı er baharın gazzaa tenekelerine gırmızı, hıyar, biber eker, sobanın yanı, sufa, ahırın becea tenekeden geçilmezdi. Mayıs ortasında 5’er, 10’ar cm süyüp fide olunca onları sitiller, mevsiminden bir yada birbuçuk ay evvel sofrıya getirirdi. Zatin bizim orda bosdannar anca Mayısın sonuna anca ekilebilirdi. Balıhlıya, komün ardına, evin yanına, dam yerine yahlaşıh 6-7 garıh gırmızı, hıyar, biber sitillerdik. Gıyı-gıran gırmızı kahılıydı. Yav bi böyüyo mübarekler. Dimekki tenekede sıh durduğundan böyümezlermiş. Acik aralı sitillenincik bi ayda dizgapaama çıharlardı.
Millet daha yeni yeni araziye çıhıyodu. Omuzlarında kürek; uclarına dahılı çıkınlarında kimi torba yoğurdu, kimi çokelik, kimi suvan, yuha ekmek filan goyup, azzıhlarını alan bağ gozü açmıya, garıh-gatıh bellemiye, bent dutmıya, arh ayıtlamıya, çitilgi budamıya gidiyolardı. Vay yavrım vayy. Onnar daha toom ekecek, diperini mahalliyecek, otunu öpünü çapalıyacah; biz fidalarımızı sitilliyeli 10 günü geçdi.
Bosdannıımız bek böyüüdü. 7-8 çinik pahla ekerdik. Gelir-gider sulardıh. Gıyıya gırana gabah eker, 5 garıh gırmızı, üç garıh hıyar, iki garıhda biber sitillerdik. Bi sıra kumpür, bi cızı baldırcan, altlara keli pancarı, bi evlek şemşamerle misir, yarım evlekde gaba bosdan dökerdik. Galan yerler tüm pahlaydı zatin..
Orta kelilerin başına iplikli pahla ekilir, yanlarına suvanıp dolansın diyi uzun çipliler kahılırdı. En İpdide onnar süyerdi. Bosdanın tam ortasına 4 yada beş tane kendir ekilir, böyüdüğünde sökülüp öze ıslanır, tohacınan doölür, kirmennen ağrilir, çul-cuval, ağazbağ dokunurdu. Onun kohusuna kezide gelemezdi. Anam zabaanan gabah çiçeani deşirmiye gidinci iplikli pahlalarıda toplar, özün gıranına çattığı daş ocahda Kûlek terayağyınan Keklik gazanında bi gôo pahla gavurur, üsdüne yımırta gırar, yuha ekmağnende dürüp girişinci… Hey gurbannar olduuum… İsli çinko çaydannıhda çay.. Abıımmm.. Kim doyar lâ, yi babam yi..
Halbır yada gozerin içinde her topladığında gabah çiçekleri, gôo pahlalar, ala çamırlı biyazlı yeşilli hıyarlar, gelebiynen yeşil suvan, kelek, acik nane, narpız, madenis, dere otu, soğuhluh, zatin dağ-daş, yazı-yaban envayi tür bereket.. Malın davarın garnı çeten gibi doymuş, süt-yoğurt bol. Aş-ekmek zibil. Gaham-hısım, emmi-ehbap candan. Ağaçlar, çalılar cıvıl cıvıl guş sesi, arı vızıltısı, börtü-böcük uğultusu.. Rüzgarla dağılan kokular, doğadan yansıyan o senfonik melodi, kanatları polen dolu tül kanatlılar, her ağaç, her çalı içinde yımırtalarıyla kuş yuvası dolu, keklik ötüşleri, eşşek anırtıları, camız mangırmaları, tosun hoörmeleri, it ürmeleri, lalek şakırtısı... Tarifsiz bir orkestra, masalsı bir atmosfer, rüya gibi bir güzellik.

Horantalarda bir telaş, bir gayret. Herkes yarışırcasına çalışıyor. Ellerinde bel-kürek, yaba-dirgen, geçgere, sıyırgı duracah vahıt deal. Su sulayanlar, arh ayıtlıyanlar, ahır kermeliyenler, siyeç vuranlar, dam loğluyanlar, çorah çekenler, kavah bıdıyanlar.. Helede avratlar kimi kulle ayıtlıyo, kimi dokkü çekiyo, kimi ekmek ediyo, kimi yapma yapıyo-tezek çığniyo, yayıh yayıyo, melefe yuyo.. Ama yorulan, yakınan yok,
Bağlar görülü, bosdanlar ekili, erik, gaysi, fişne, armut meyvaya durmuş. Cağal cağal akan özde karınlarını ışılata ışılata yüzen balıhlar, hotlaşan bızalar, guzular.. Tavıh, cücük, bodu, şibi, culuh her becekte gurk yatıyo. Rengarenk çiçek florası, çeşit çeşit gül dekoru, madımak, yemlik, kangal, fığ, tapan, bosdan gozeli, tohlubaşı gızılca, efelik hangisinden bişirecaane şaşıyon, arazi nimetinen kahılı, bereket fışgırıyo bereket. Umut fışgırıyo umut.
Şimdi herşey hermevsim bulunuyo ama ginede turfanda bi türle karşılaşsam aklıma hemen Rahmetlik anamın soba kenarına düzdüğü teneklere ekip, bir aydan fazla zaman kazanarak yetiştirdiğ o burcu kokulu Domates fideleri gelir. İşte tam bu mevsimde milletin gırmızılar gom goöyüken, bizimkiler gızarır, hıyarlar, biberler çıhar, herkese halbır halbır dağıtırdık. Satmak diye bir şey bilinmezdi bile. En büyük ayıplardan sayılırdı. Hep ikram hep ikram.. Koyün avratları bi imrenirlerdi ki; “Gız anam nerden nası ahlına geliyo gazzaa tenekesine ekip böyütmek” derler, kaybettiği zamana üzülürlerdi. Tüm köye ikram eder, hanemize dua doldururduk.
Akşamları her evden içi çemenli madımak cacığı, kangal talatması, göbelek közlemesi, efelik sarması, gaba-saba öyünlüğü, gızılca aşı vs gibi doğal ot yemeklerinin kokuları gelirdi. Çocuğundan büyüğüne herkes cürmü kadar çalışır, üretirdi. Ama herkes emek verirdi doğaya. Alnın ne kadar terlerse Yüce Allah’ta hanene, sufrana, yazıya yabana, yağışa rahmete o kadar berfeket lütfederdi. Adım başı eşme, her yer pınar, göz alabildiğince yeşildi. Eşmelerin, pınarların başına babamın anamın hayrına içip okusunlar diyi allı güllü meşiref asarlardı.
Nicolduysa gayboldu o ağzı dualı adamlar. Çöle döndü bosdanlıhlar. Gurt-guş bile terketti araziyi. Hatır-gonül sormayan, halden anlayıp empati kurmayan sevimsiz bir nesil çıktı ortaya. Şimdi herkes zengin, herkes eğitimli, herkesin evi turfanda ürünlerle çaka çaka dolu ama kimsenin ağzında tat, sofrasında lezzet, hanesinde huzur yok.

Kapısının önüne azıcık bile olsa bir şey ekmenin keyfini hiç kimse bilmiyor. Kuş cıvıltıları, arı vızıltıları, kelebek resitalleri, börtü böcek uğultuları, berrak sular, balık sürüleri görebilen olmuşmu bizim oralarda. Candan bi dost bulup, muhabbet edebiliyormusunuz. Taş gibi Deri Yoğurdu, Yanıksı Koyun Yoğurdu yada sızdırılmış Torba Yoğurdu bulupta yiyeyn varmı içinizde. Guvermiş Çokelik, Kûlek Sızgıdı, Kemikli Et Gurusu, Çalma, Eşgi, Bekmez, Gabah Çiçae Dolması bırakın tatmayı gören olmuşmu. Goo suvandan yuhaynan en son ne zaman dürüm aldınız. Öz gıyısında bağ çıbığyınan balıh, misir, göbelek kozledinizmi, üzümünen çokelik yedinizmi, kelle şemşamer çitledinizmi, fiğ, mercimek, çoban gavurması, fıttare işledinizmi, iğde kokusu, yonca kokusu, çayır, çevlik, yemşen, cehri kokuları nasıl bilirmisiniz. Hadi şimdi bulunda sitilleyin o bosdanı, şemşameri, gırmızıyı..
Her işe ve yemeğe besmeleyle başlanır, Yarabbi Şükür denilerek kalkılırdı. Nefsi çekerse bereketimiz kaçar düşüncesiyle her yenilen paylaşılır, statü öncellemeden her insana sofra serilirdi. Misafirperverlik asaletini taşımayana adam denmez, edep ve adap en büyük itibar ünvanı sayılırdı. Toprak damlı o küçücük evlere düğün alayı gelse sofra kurulur, hasta, sayrı, düşkün yüreğe sarılırdı.
Şimdi koca koca apartmanı, görkemli köşkü-sarayı malikaneleri olanlar hanesinde bir yudum su, bir bardak çay bile ikram edemiyor. Kimse kimsenin duasına muhtaç değil. Dua pınarlarının lüleleri çalınmış, olukları kırık, eşmeler tarih olmuş. Her hayratın kıyısı kıranı bira şişesi, çocuk bezi, mangal çöpleriyle dolu. Ecdatlara Fatiha amacıyla yapılan o pınarlardan tek tük kalsa bile suyundan içenin dua okumak aklına bile gelmiyor. Nankörlük iliklere kadar işlemiş. Yav şekil şemal, namaz-niyaz aleni, fakat Zekat veren bir ibadet ehli yok. Demekki şov yapıyorlar, herkes reklam peşinde. Her şehrin nüfusu milyonları aşıp kat kat katlanmasına rağmen hepsi yalnız, hepsi kimsesiz. İzzet-ikram yok, empatiler rafa kalkmış, güven sıfır, dostluk tarih olmuş. Sosyal fobiler, psikolojik travmalar, şiddet, zararlı bağımlılıklar, kahreden yalnızlık sendromları işte bu yüzden. Başka şeylerde diyeceğim ama, dilimin ayarı kaçacak canımı sıhmayın…Get yav get…
Gelde özleme şu eskinin kutsi sahavetini, eşsiz faziletini ve emsalsiz asaletini.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.