Tarık Yılmaz
Kamunun Adaleti Yozgat’ın Vicdanı
Kamu...
Bir maaş kapısı değildir.
Bir makam odası değildir.
Bir kartvizit hiç değildir.
Kamu; milletin vicdanıdır.
Devletin terazisidir.
Ve o makamlarda oturan herkes için ateşten bir gömlektir.
Bu gömleği taşımaya niyeti olmayanlar, sıcağına katlanamayacak olanlar, omuzlarına yüklenen vebalin ağırlığını hissedemeyecek olanlar, bırakın yönetmeyi; o makamlara talip bile olmamalıdır.
Bugün bu satırları Ankara’dan Yozgat’a, Yozgat’tan Ankara’ya uzanan görünmez koridorlara yazıyorum.
Çünkü Yozgat’ın kaderi çoğu zaman Ankara’da yazılıyor.
Ankara’da alınan kararların yükünü ise Yozgatlı taşıyor.
İşte tam da bunun için suskun kalmak, sadece bir tercih değil; bazen vebalin ortağı olmaktır.
Yaklaşık çeyrek asrını basın mesleğine vermiş bir gazeteci olarak bu şehirde değişen iktidarları, değişen bürokratları, değişen milletvekillerini, değişen belediye başkanlarını gördüm.
Ama değişmeyen bir hastalıkla da hep karşılaştım.
Makamın millete hizmet için değil, nüfuz üretmek için kullanılması...
Devletin kapısının vatandaşa değil, tanıdığa daha kolay açılması...
Liyakatin konuşulduğu, sadakatin tercih edildiği dönemler...
Ve en acısı...
Yanlışları görenlerin susmasının marifet sayıldığı anlayış...
Bugün açık söylüyorum.
Biz görüyoruz.
Biz biliyoruz.
Ve artık susmayı marifet saymıyoruz.
Çünkü gazetecilik, güçlülerin hoşuna gidecek cümleler kurma mesleği değildir.
Millet adına soru sorma mesleğidir.
Millet adına hesap isteme mesleğidir.
Millet adına hakikatin peşinden yürüme mesleğidir.
Rahatsız olacak olanlar şunu iyi bilsin:
Rahatsızlığımız kişilerle değil, anlayışladır.
İsimlerle değil, sistemlerledir.
Kim olursa olsun...
Hangi görüşten olursa olsun...
Kim milletin emanetini şahsi alanı gibi görüyorsa karşısında önce vicdanı, sonra milleti bulacaktır.
Ve net bir ifade ile; sosyal medyanın makyajlı dünyasında saklananlar artık Çamlık Medya’da haber değeri görmeyecektir. (Bu kısmı önümüzdeki günlerde daha da detaylandıracağım.)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şu altın değerindeki ifadeleri ile tartışmayı bitirecek kadar açıktır:
“Bu makamların her biri gelip geçicidir. Bu görevler, bu yetkiler bize milletin emanetidir... Kamunun yararı diğer her şeyin üzerindedir.” Yine aynı konuşmasında, görevini kötüye kullananlara, kamunun kaynaklarını israf edenlere ve “Beytülmale el uzatan kimsenin gözünün yaşına bakmayacağız” mesajını vermiştir.
Ve en önemlisi kamusal alanda siyasetin direktifleri ile her tülü haksızlığı, kanunsuzluğu, adam kayırmacılığı marifet bilenlere verilmiş bir mesajdır.
Madem ölçümüz budur...
O halde Yozgat da bu ölçüyle yönetilmelidir.
Ankara da bu ölçüyle değerlendirilmelidir.
Hiç kimse eleştiriden muaf değildir.
Çünkü kamu görevi alkış alma makamı değil, hesap verme makamıdır.
Devlet, kişilere göre eğilip bükülen bir yapı değildir.
Devlet; hukukla, ahlakla ve vicdanla ayakta duran büyük bir emanettir.
Bugün Yozgat’ta insanlar sadece yapılan yatırımı konuşmuyor.
Kapısında bekletildiği kurumu da konuşuyor.
Cevap alamadığı telefonu da konuşuyor.
Bitmeyen işlemleri de konuşuyor.
“Ben yaptım oldu.” anlayışını da konuşuyor.
Vatandaş artık yalnızca hizmet istemiyor.
Adalet istiyor.
Makyajlı paylaşımlar, siyaset güdümündeki adam kayırmaların altında ezilen devlet itibarının olduğu yerden kalkmasını istiyor.
Her şeyden önemlisi insanlar eşitlik istiyor.
Muhatap istiyor.
Devletin sıcak yüzünü görmek istiyor.
Çünkü devlet, vatandaşa mesafe koyduğu gün büyümez.
Küçülür.
Yozgat’ın bugün ihtiyacı olan şey yeni koltuk kavgaları değildir.
Ankara’da birbirinin ayağını kaydırmaya çalışan küçük hesaplar hiç değildir.
Yozgat’ın ihtiyacı; karakteri makamından büyük insanlaradır.
Çünkü makam, karakter üretmez.
Karakteri ortaya çıkarır.
Ve şunu artık herkes bilmelidir:
Bu şehirde olan biteni yalnızca odalarda oturanlar bilmiyor.
Sokakta yürüyen de biliyor.
Esnaf da biliyor.
Çiftçi de biliyor.
Memur da biliyor.
Genç de biliyor.
Millet, konuşmadığı için görmüyor sanılmasın.
Sessizlik, bazen en yüksek sestir.
Bugün susan vicdanlar yarın daha yüksek konuşacaktır.
Bizim derdimiz birilerini hedef göstermek değildir.
Bizim derdimiz, emanetin hakkını vermeyen anlayışın karşısında durmaktır.
Çünkü gazetecilik, günü kurtarmak için değil; tarihe not düşmek için yapılır.
Ve ben, bu mesleğe verdiğim yirmi beş yılın sonunda şuna bütün kalbimle inanıyorum:
Devleti ayakta tutan beton değildir.
Binalar değildir.
Makam odaları değildir.
Devleti ayakta tutan; adalet duygusudur.
Vicdandır.
Liyakattir.
Ve emanete sadakattir.
Bunlar zayıfladığı gün...
Ne Ankara kazanır...
Ne Yozgat...
Kaybeden sadece millet olur.
Hülasa siyasetin güdümünde kamunun genetiğini bozmaya çalışanlara yeter demek adına her kelam.
Kamu milletin vicdanı, devletin terazisi, temsil makamındakilerin ateşten gömleğidir.
Hadi hayır ola…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.