Tarık Yılmaz
Yozgat’ta siyasi istikbal planlayanlar
Pazartesi...
Yeni bir haftanın ilk günü…
Kimi için yeni bir başlangıç, kimi için yeni bir umut, kimi içinse yeni hesapların yapıldığı bir gün.
Ben ise bugün, yıllardır içimde biriken gözlemleri, şahitlikleri ve vicdanımın bana yüklediği sorumluluğu yazıya dökmek istiyorum.
Çünkü ben bu satırları, siyaseti uzaktan seyreden biri olarak değil; neredeyse çeyrek asrını basın-yayın mesleğine vermiş, Yozgat’ın siyasi hafızasının en hareketli dönemlerine tanıklık etmiş bir gazeteci olarak kaleme alıyorum.
Bu şehirde nice seçim gördüm.
Nice adayların “Ben hizmet için geliyorum.” cümlesini duydum.
Nice omuz omuza yürüyenlerin, makam kokusunu alınca birbirine sırt çevirdiğine şahit oldum.
Birlik fotoğraflarının birkaç ay sonra nasıl hesaplaşma fotoğraflarına dönüştüğünü gördüm.
Ve en acısı...
Yozgat’ın konuşulması gereken meseleleri yerine, siyasetçilerin birbirleriyle verdikleri koltuk savaşlarının konuşulduğu günleri yaşadım.
Bugün yine aynı iklim oluşuyor.
Henüz seçim takvimi yok.
Henüz aday listeleri açıklanmadı.
Ama kulisler hareketli…
Telefonlar daha sık çalıyor.
Çay sofralarında fısıltılar çoğalıyor.
Birileri birilerinin önünü kesmeye çalışıyor.
Birileri, yıllardır oturduğu koltuğun ayaklarını daha da sağlamlaştırmanın hesabını yapıyor.
Birileri ise kendi yükselişini başkasının düşüşü üzerine inşa etmeye çalışıyor.
Buna siyaset denmez.
Bunun adı hizmet hiç değildir.
Millet artık eski millet değil.
Kimin samimi olduğunu da görüyor...
Kimin tebessümünün arkasında hesap olduğunu da...
Kimin el sıkarken aklında başka hesaplar çevirdiğini de...
Kimin “memleket” derken aslında “makam” dediğini de...
Siyaset, rakibini yıpratma sanatı değildir.
Siyaset, şehrini ayağa kaldırma sanatıdır.
Ne acıdır ki bugün bazı makam sahipleri, temsil ettikleri şehrin geleceğinden çok kendi geleceklerini konuşuyor.
Oysa siyasetçinin ilk derdi kendi koltuğu olmaya başlamışsa, o koltuk artık millete hizmet eden bir makam olmaktan çıkar.
Kendi sahibini esir alan bir taht hâline gelir.
Ve bilinmelidir ki...
Tahtlar yükseldikçe insan büyümez.
Sadece düşeceği mesafe uzar.
---
Yıllardır şunu gördüm...
Ayak oyunlarıyla kazanılan hiçbir zafer uzun ömürlü olmuyor.
Dedikoduyla yükselenler, dedikodunun altında kalıyor.
İftirayla yol açanlar, bir gün aynı yolun taşlarına kendileri takılıyor.
Çünkü hayatın da siyasetin de değişmeyen bir kanunu vardır:
Hak edilmeden alınan hiçbir makam huzur vermez.
Bugün koltuğunu koruyabilmek için karakterinden taviz verenler...
Dostunu satanlar...
Vefayı unutanlar...
Etik değerleri “siyasetin gereği” diye küçümseyenler...
Haram ile helal arasındaki çizgiyi menfaat uğruna silikleştirenler...
Şunu bilsinler...
Millet belki her şeyi konuşmaz.
Ama her şeyi görür.
Sessiz kalması, unuttuğu anlamına gelmez.
Başını kuma gömen millet değildir.
Başını makamın gölgesine saklayan siyasetçidir.
---
Eski TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in yıllar önce söylediği bir cümle vardır ki, aslında siyasetin en kısa tarifidir: “Demokrasi önce ahlaktır.”
Bu tek cümle, yüzlerce sayfalık siyaset kitabından daha ağırdır.
Çünkü ahlakın olmadığı yerde hukuk eksik kalır.
Vicdanın sustuğu yerde adalet topallar.
Karakterin pazarlık konusu olduğu yerde ise siyaset, milletin umudu olmaktan çıkar.
---
Yozgat...
Bu kadim şehir...
Bu bozkırın vakarını taşıyan insanlar...
Aslında siyasetçiden çok büyük projeler istemiyor.
Biraz samimiyet...
Biraz dürüstlük...
Biraz adalet...
Biraz vefa...
Biraz da “Ben” yerine “Biz” diyebilen insanlar istiyor.
Çünkü bu şehir, yıllardır verilen sözleri de unutmadı.
Tutulmayan sözleri de...
Seçimden seçime çalınan kapıları da...
İş bitince değişen selamları da...
Bu millet hafızasını kaybetmedi.
Sadece konuşmayı azalttı.
Sessizliği, bazıları yanlış okuyor.
---
Siyasi temsil makamı...
Sanıldığı gibi protokolde en önde oturmak değildir.
En kalabalık salonda alkış almak hiç değildir.
Asıl temsil, gece herkes uyuduğunda vicdanınla baş başa kaldığında kendine hesap verebilmektir.
Bir yetimin duasında yer bulabilmektir.
Bir annenin gözyaşını silebilmektir.
Bir gencin umuduna dokunabilmektir.
Bir yaşlının “Allah razı olsun.” duasını alabilmektir.
Çünkü koltuklar...
Bir gün mutlaka başka birine kalır.
Mühürler el değiştirir.
Makam odalarının isimlikleri sökülür.
Koruma araçları gider.
Protokoller unutulur.
Ama insanın arkasında bıraktığı ahlak...
Karakter...
Dik duruş...
Ve vicdanıyla yazdığı hayat hikâyesi…
İşte onlar nesiller boyunca yaşamaya devam eder.
Bugün Yozgat için siyaset planı yapan herkese son sözüm şudur:
Makam peşinde koşmadan önce, vicdanınızın karşısına geçin.
Çünkü millet sizi önce afişlerinizle değil, ahlakınızla tanıyacaktır.
Ve unutmayın...
Koltuklar insanı büyük yapmaz
İnsan, oturduğu koltuğa onur katabiliyorsa büyüktür.
Lütfen başınızı kumdan kaldırın efendiler.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.