Mesai Mi O Da Ne?

Son yıllarda kamuda reform üstüne reform yapılıyor. Yönetmelikler değişiyor, denetim mekanizmaları güçlendiriliyor, yeni uygulamalar hayata geçiriliyor. Ancak gözden kaçırdığımız temel bir gerçek var: İnsan değişmeden sistem tam anlamıyla değişmiyor.
Fikren yetişmeyen, ahlaken sorumluluk duygusu kazanmayan, yaptığı görevin millet adına bir emanet olduğunun bilincine varmayan bir anlayışın önüne ne kadar kural koyarsanız koyun, bir süre sonra o kurallar ya esnetiliyor ya da etrafından dolaşmanın yolları aranıyor.
Bugün kamuda konuşmamız gereken en önemli meselelerden biri mesai disiplinidir.
Mekanı cennet olsun, değerli büyüğüm, ağabeyim Ayhan Köylüoğlu yıllar önce “bankamatik memurları” konusunu gündeme taşıdığında adeta linç edilmişti. O gün söylenenler ağır gelmişti belki ama bugün geldiğimiz noktada aynı sorunların hala konuşuluyor olması düşündürücüdür.
Çünkü mesele sadece işe geç gelmek ya da erken çıkmak değildir.
Mesele, milletin hakkına riayet edip etmemektir.
Devlet memurunun maaşını ödeyen herhangi bir yönetici değildir. O maaşı ödeyen milletin alın teridir. Dolayısıyla mesai saatlerinden çalınan her dakika, aslında milletin hakkından eksiltilen bir zamandır.
Yozgat’ta da zaman zaman bu konular gündeme geliyor. Ancak haksızlık etmeyelim; bu yalnızca Yozgat’ın sorunu değildir. Türkiye’nin birçok ilinde benzer tablo yaşanıyor.
İşin daha düşündürücü tarafı ise bazı yöneticilerin yaşadığı çaresizliktir.
Çalışanına “Mesaiye riayet et.” diyen bir yönetici, ertesi gün kendisini daha üst makamlara şikayet edilmiş bulabiliyor. Disiplini sağlamak isteyen idareci suçlu, kuralları ihlal eden ise mağdur gibi gösteriliyor.
Böyle bir düzende yalnızca mevzuat değiştirerek başarı beklemek gerçekçi değildir.
Peki çözüm nedir?
Öncelikle kamu görevine bakış değişmelidir.
Memuriyet bir ayrıcalık değil, millete hizmet makamıdır. Bu bilinç, daha eğitim sürecinden başlayarak kazandırılmalıdır.
İkinci olarak performans esaslı bir değerlendirme sistemi güçlendirilmelidir. Sadece işe gelip gitmek değil, üretilen hizmet de objektif kriterlerle ölçülmelidir.
Üçüncü olarak ise yöneticilerin disiplin uygulama yetkileri güçlendirilmeli, görevini hakkıyla yapan idareciler yalnız bırakılmamalıdır. Disiplini sağlamak isteyen yönetici baskı görüyorsa, sistem kendi ayağına kurşun sıkıyor demektir.
Devlet, merhametlidir; fakat disiplinsiz değildir.
Türk devlet geleneği, yüzyıllar boyunca liyakat, görev bilinci ve sorumluluk anlayışı üzerine yükselmiştir. Bugün de ihtiyaç duyduğumuz şey yeni sloganlar değil, o köklü devlet anlayışını yeniden hatırlamaktır.
Unutmayalım...
Güçlü devlet yalnızca büyük binalarla kurulmaz.
Güçlü devlet; mesaisine sadık memuruyla, görevini hakkıyla yapan yöneticisiyle ve emanet bilinci taşıyan kamu görevlisiyle ayakta kalır.
Milletin alın teriyle ödenen maaşın hakkını vermek, sadece yasal bir zorunluluk değil; vicdani, ahlaki ve millî bir sorumluluktur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Tarık Yılmaz Arşivi