Doğan Tufan
Türk Ölür Ama Teslim Olmaz - 2
Yemen’de esir alınan Türk kuvvetleri, etrafı tel örgü ile çevrilmiş. Sıcak, bitkinlik, bakımsızlık, İngilizlerin açlığa ve hastalığa terk ettikleri Türk kuvvetleri; her gün bulaşıcı hastalıklardan ve açlıktan dolayı kayıplar vermektedir.
Silahlardan arındırılmış olan Türk kuvvetlerinin elbiseleri dahi soyulmuştur. Baş ve kollar için birer delik bırakılan adi şilteleri Türk askerine giydirip Yemen Çöllerinde gölgesiz yerde toplama kampı kuran İngilizler ve yerli uşakları, bir nevi Türk askerinin ve milletinin şerefi ile oynanıp, ona hakaret ve imha etmişlerdir.
O amansız sıcaklardan ve bulaşıcı hastalıklardan her gün otuz kırk hatta daha fazla asker ölmekte imiş. Ölen askerlerimizi açılan çukurlara atarlarmış ve üzerlerine kireç gibi şeyler dökerlermiş. Ağızları köpüre köpüre ölen bu yiğitlerin durumu dedemi çok etkilemiş.
Sıcak çölde bu şekilde yaşamanın insana ne kadar zor geldiğini gören dedem, aynı zamanda bando takımının başçavuşu olmuştur. Esaret anlaşması yapılırken bando kumandanı, “Artık teslim olduk! Bundan sonra ne yaparsanız yapabilirsiniz, serbestsiniz. Benim bir yetkim yok. Bando senden soruluyor Hüseyin Çavuş!” demiş. Kumandan böyle söyler de, erat onun sözünü tutmaz mı?
Artık yetkiler dedemde olduğu için; düşünür. En yakın arkadaşlarına; “Sıcağın altında açlıktan öleceğimize, gelin isyan edelim de bizi kurşuna dizsinler!” der. Onlar da böyle bir ölümü daha şerefli bulurlar.
İngilizlerin kurşuna dizmeleri sonucunda şehitlik mertebesi oldukları inancı çok büyük ve sağlamdır. Şehit olmak ya da hür yaşamak hepsinin esaret zilletinden çok üstün gördükleri manevi bir değer ve gayedir.
Bir gün İngiliz karargahından; “Bando takımının çalgı ve sazlarını” teslim etmeleri için bir emir gelir. Dedemlerin beklediği an gelmiştir. Verdikleri cevap kısa ve kesindir: “Teslim etmeyeceğiz!”
Sana Bölgesinde bulunan dedemin emrine bırakılmış olan bando takımının bütün efradı ağzı köpürerek ve acılar içinde kıvranarak değil, kurşuna dizilip şehadete ermeyi daha şerefli bulmuşlar. Bu kısa cümle hemen “isyan” olarak adlandırılır ve dedemler bütün bando takımı olarak; İngiliz karargahına bulundu Aden’e kamyonlarla götürülmüşler.
Dedem, emri altında bulunan bando takımındaki arkadaşlarına;
“Biz yenilmiş bir ordunun bando takımı değiliz. İngiliz kumandanlarının yanına yaklaşırken çok canlı ve coşkun bir şekilde Sultani Marşını (o zaman ki milli marş olsa gerek) çalacağız ve başlarınız yukarda doğru kalkmış olacak, sazlarında ucunu havaya kaldıracaksınız. Biz yenilmedik!” demiş.
Kumandanlara yaklaştıkları zaman, o zaman ki milli marşlarını çalmaya başlamışlar. Bizim kumandanlar da İngiliz kumandanlarının yanındaymış. Henüz bellerindeki kılıçları İngiliz işgalcileri tarafından alınmamış. Bizim bando takımını görünce, istiklali temsil eden marşı işitince “Paşaların gözünden sicim gibi yaş geldi” derdi rahmetli dedem.
Bando takımı gereken gösterisini yaptıktan sonra o zaman ki işgal kuvvetleri kumandanı olan Lord George J. Younghusband’ın (Aden Tugayı Komutanı) önüne gelirler ve selamlarlar. Bu arada tercüman dedeme yaklaşarak aynen şöyle hitap eder:
“Domuz oğlu domuz Türkler, payitahtınız (başkentiniz) elden gitti. Hala diktatörlükten kalmıyorsunuz!” der.
Ölümü, kurşuna dizilmeyi göze almış olan dedeme fırsat doğar;
“Domuz olsam Urum, Ermeni olurum bilmem nesini (...) ettiğim!” diye karşılık verir. (Bu tabiri aynen yazmadım ama ses kaydında var)
Dedemin bu tepkisini İngilizlere tam tercüme edip, Türkleri zor duruma düşürmek isteyen tercümanın oyununu; Lord George J. Younghusband’ın uzun yıllar İstanbul’da yaşamış olan ve Türkçeye vakıf yeğeni tarafından bozulur.
SÜRECEK
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.