1000 gün…
Bir halk için bu, sadece zaman değil; yıkımın, kaybın ve hayatta kalma mücadelesinin kronolojisi. Evler yıkıldı, şehirler sustu, hayatlar yarım kaldı. Ama en tehlikelisi şu oldu: Dünya alıştı.
Alışmak, en büyük çöküştür.
Çünkü insan, gördüğü zulme alıştığı anda, aslında onu kabullenmeye başlar.
Bugün Gazze’de yaşananlar sadece bir savaşın bilançosu değil; küresel vicdanın testidir. Ve bu testte herkesin bir rolü var. Devletler, kurumlar, medya… ama en önemlisi bireyler.
Çünkü artık mücadele sadece cephede değil.
Bugünün dünyasında tüketim de bir duruştur.
Bir ürünü alıp almamak, bir markayı destekleyip desteklememek…
Bunlar küçük tercihler gibi görünür. Ama milyonlar aynı tercihi yaptığında, bu bir ekonomik mesaj, hatta bir politik baskı aracına dönüşür.
Boykot, sessiz ama güçlü bir dildir.
Kurşun atmaz ama etkiler.
Bağırmaz ama duyurur.
Ve en önemlisi: “Ben bu düzene ortak değilim” demenin en net yoludur.
Gazze’yi unutmak, sadece bir coğrafyayı değil;
adalet fikrini, merhameti ve insan olmanın anlamını unutmaktır.
Bu yüzden:
Konuşmayı bırakma.
Paylaşmayı bırakma.
Görmezden gelme.
Çünkü zulüm, en çok sessizlikten beslenir.
Bugün yapabileceğin şey belki küçük:
Bir ürünü almamak, bir gerçeği paylaşmak, bir insanın dikkatini çekmek…
Ama unutma:
Tarih, büyük değişimlerin küçük vicdanlarla başladığını yazar.
Gazze’yi unutma.
Unutturma.
Ve susma. Susmak taraf olmaktır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.